Translate

28 Aralık 2013 Cumartesi

Yoksulluk değil eşitsizlik hasta ediyor

Sağlıkta eşitsizlik dendiğinde, yoksulların yoksullukları nedeniyle yeterli beslenemediği, barınma koşullarının kötü olduğu, iyi bir eğitim alamadıkları, gereksinim duyduklarında sağlık hizmetlerine veya tedavi olanaklarına erişemedikleri için zenginlere göre dezavantajlı oldukları düşünülür. Kuşkusuz bunlar çıplak gözle görülebilecek gerçeklerdir fakat resmin yalnızca küçük bir bölümünü oluştururlar. Gözümüzü yakın çevremizden sınırlarımızın ötesine çevirdiğimizde, bir başka deyişle toplumumuzu diğer toplumlarla karşılaştırdığımızda tablo değişmeye başlar.


Sağlık göstergeleri arasında en sık kullanılanlar yaşam beklentisi ve bebek ölüm hızıdır. Toplumlar ve toplumların farklı kesimleri bu göstergelere bakılarak sağlık durumları bakımından kıyaslanırlar. Whitehall çalışmaları bir toplum içinde toplumsal eşitsizlik yokuşunun her basamağında sağlık bakımından anlamlı farklılıkların bulunduğunu ortaya koymuştur. Ancak gelir düzeyi ile sağlık göstergeleri arasındaki ilişki toplum içinde değil, toplumlar arasında değerlendirildiğinde Whitehall çalışmalarının sergilediği dramatik tablo kaybolmaktadır.

GSMH’dan kişi başına 40 bin dolar düşen ABD ve 20 bin doların altında kalan Portekiz doğuştan yaşam beklentisi bakımından karşılaştırıldığında bu iki ülke arasında anlamlı bir fark bulunmadığı görülmektedir (76 yıl). Örneklem genişletilerek diğer ülkeler tabloya eklendiğinde de, GSMH’dan 20 bin doların üzerinde pay alan ülkeler arasında doğuştan yaşam beklentisi bakımından büyük farklar olmadığı görülmektedir. Yani toplum içinde zenginlerle yoksullar arasında görülen sağlık farklılıkları, toplumlar arasında kaybolmaktadır. ABD’de gelir düzeyi Portekiz’in iki katı olmasına karşın doğuştan yaşam beklentisi arasındaki fark 1 yıl dahi değildir.

Eğer insanlar arasında sağlık bakımından eşitsizliklerin kaynağı zenginlik olsaydı, ülkelerin zenginliklerine göre sıralandığı tablo ile sağlık durumları bakımından sıralandıkları tablo üst üste konduğunda bire-bir eşleşmeleri gerekirdi. Oysa örneğin dünyanın en zengin ülkesi olan ABD’nin sağlık göstergelerinin, dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan Küba’nın sağlık göstergelerinden çok iyi olmadığını biliyoruz. O halde sağlıkta eşitsizliklerin kaynağı zenginlik olamaz. Gerçekten de toplumlar zenginliklerine göre değil, eşitsizlik düzeylerine göre sıralandıklarında sağlık göstergeleri ile eşitsizlik düzeyleri arasında çok anlamlı bir ilişki ortaya çıkmaktadır.

Bir toplumun eşitlik düzeyi, o toplumun en zengin yüzde 20’lik kesiminin en yoksul yüzde 20’sinden ne kadar zengin olduğu ile tanımlanmaktadır. Birleşmiş Milletler verilerine göre Kuzey ülkeleri olarak tanımlanan Finlandiya, Norveç ve İsveç gibi ülkelerde en zengin yüzde 20’lik dilimle en yoksul yüzde 20’lik dilim arasındaki zenginlik farkı 4 kattan azken, Portekiz ve ABD gibi ülkelerde bu fark 8 kattan fazladır. TÜİK verilerine göre Türkiye’deki fark da 8 kat civarındadır. Toplumun en zenginleri ile en yoksulları arasındaki farkın büyüklüğü, o toplum içindeki gelir dağılımının adaletsizliğini ve eşitsizliğin daha büyük olduğunu göstermektedir.

Toplumlar zenginlik düzeylerine göre sıralandığında, zenginlik düzeyleri ile sağlık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki görülmezken, eşitlik düzeylerine göre sıralandıklarında, daha eşit toplumların, daha eşitsiz toplumlara göre çok daha sağlıklı oldukları gözlenmektedir. Ülkeler, toplum içindeki eşitlik düzeylerine göre sıralandığında doğuştan yaşam beklentisi, bebek ölüm hızı gibi göstergeler daha eşit toplumlarda çok iyi iken, eşitsiz toplumlarda oldukça kötüdür. Bu durum bize önemli olanın gelir düzeyi değil, gelir/zenginlik eşitsizliği olduğunu göstermektedir. İnsanları yoksulluk değil, eşitsizlik hasta etmektedir.

Akif Akalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder