Translate

5 Aralık 2020 Cumartesi

Aşı tartışmaları toz duman içinde


 

Uzun süredir COVID 19 illetine bir aşı bulunmasını bekliyorduk, sonunda bulundu, fakat sevinemiyoruz.

 

Sevinemiyoruz, çünkü ortalık öyle toz duman içinde ki, göz gözü görmüyor. Bir tarafta hangi şirketin aşısının daha güvenilir olduğu tartışmaları, diğer tarafta aşı karşıtlarının hastalıklı zihinlerinden çıkan saçma sapan iddialar, ne yapacağımızı bilemez hale geldik.

 

Son bir haftada herkes “aşı üretme teknikleri” konusunda uzman kesildi. İnsanlar pazarda sebze seçerken inaktif aşının bilinen bir teknoloji olduğunu, fakat mRNA teknolojisinin daha yeni ortaya çıktığını, yeterince denenmeyen bu teknolojiye güvenilemeyeceğini konuşuyor. Aslında konuşmuyor, “konuşturuluyorlar”.

 

EN AZ 160 MİLYAR DOLARLIK BİR PAZAR

 

Ortalığın toz duman içinde olmasının ve tartışmaların sokağa indirilmesinin ardında büyük bir “pazar” kavgası yatıyor. Bakın çok basit bir hesapla, dünyada 8 milyar insan yaşıyor, her birine 2 doz aşı yapılacak, 16 milyar doz aşıdan bahsediyoruz. Medyaya düşen haberlerden en ucuz aşı 10 dolar gibi görünüyor. O halde en az 160 milyar dolar veya 1.3 trilyon liralık diğer bir deyişle Türkiye’nin 2020 bütçesi kadar bir pazardan bahsediyoruz. Bütün kavganın nedeni bu aslında.

 

Konuşmuyorlar, “konuşturuluyorlar” dedik. Çünkü konuştukları şeyler “önlerine konanlar”. Pazar kavgasının tarafları insanlara “veriler” sunuyor ve kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor. Zaten akla gelebilecek her konuda “taraflaşma” eğiliminde olan insanlar da, futbol takımı tutar gibi inaktif aşı veya mRNA aşısı “taraftarı” oluyorlar.  Elbette burada şirketlerin satın aldığı profesörlerden bahsetmiyoruz, onlar konuşurken ne dediklerini çok iyi biliyorlar.

 

O halde bu tartışmaları bir tarafa bırakıp, yeniden “bilime” dönmeli.

 

BAĞIŞIKLIK NE DEMEK?

 

Bulaşıcı bir hastalığa yakalandığımızda vücudumuzun hastalıkla savaşmak için ürettiği antikorlar, hastalığı yendikten sonra da bedenimizde kalmaya ve bizi bu hastalığa karşı korumaya devam ediyor ve buna “doğal” bağışıklık diyoruz.

 

Aşı karşıtları bu “bilgiden” hareketle COVID 19 için aşıya gerek olmadığını, hastalığa yakalananlarda doğal bağışıklık gelişeceğini, “doğanın işine karışmamak gerektiğini” savunuyorlar.

 

İlk bakışta doğru gibi görünüyor, fakat meseleye COVID 19 merceğinden bakıldığında bu sürecin “onlarca” yıl sürebileceği hesaplanıyor. Yani “doğaya müdahale edilmesin” demek, bugüne kadar yitirilen 1,5 milyon insan yetmedi, çok daha fazla insan yitirelim demek aslında…

 

İşte “aşılama” tam da bu nedenle, çok daha fazla insan boşu boşuna “önlenebilir” bir hastalık yüzünden ölmesin veya perişan olmasın diye doğaya müdahale ediyor. Bunun için insanlara aşı yaparak, vücutlarının hastalığa karşı doğal bağışıklıktakine benzer bir şekilde antikor üretmesini ve bağışıklık kazanmasını sağlıyoruz.     

 

AŞI YAPTIRMA KARARI BİREYE BIRAKILABİLİR Mİ?

 

Tarihe baktığımızda aşı karşıtlığının aşının keşfi ile birlikte ortaya çıktığını görürüz. Ancak 1980’li yıllara kadar entelektüel dünya üzerinde egemen olan “toplumcu” ideoloji, aşı karşıtlığının toplumsal bir sorun olmasına izin vermedi. 1980’lerden itibaren bir veba gibi dünyayı saran “bireyci” ideolojiden destek alan aşı karşıtları, aşı karşıtlığını bir “bireysel özgürlük” olarak dayattılar.

 

Oysa aşılama – bağışıklama asla bir bireysel özgürlük sorunu gibi ele alınamaz. Çünkü aşılamanın toplum içinde yeterli düzeyde bir bağışıklama sağlayabilmesi için, toplumun belirli bir yüzdesinin aşılanması şarttır. Bunu doğasını çok iyi bildiğimiz kızamık virüsü üzerinden anlatalım.  

 

Kızamık hastalığının bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkartılabilmesi için toplum içinde yüzde 92 gibi bir “bağışıklama” sağlanması gereklidir. Toplum içinde yüzde 92’lik bir bağışıklık sağlamak için ise, toplumun en az yüzde 95’inin aşılanması gerekir. Diğer bir deyişle kızamık aşılamasında toplumun yüzde 95’ini aşılayamazsanız, aşılamadan beklenen faydayı elde edemezsiniz.

 

O halde birileri “ben çocuğuma aşı yaptırmıyorum” diyerek yalnızca kendi çocuğunun değil (kaldı ki buna da izin verilemez), herkesin çocuğunun yaşamını tehlikeye atmaktadır.

 

COVID 19’A KARŞI BAĞIŞIKLIK SAĞLANMASI İÇİN KAÇ KİŞİ AŞILANMALI?

 

İlker Belek COVID 19 için gerekli toplumsal bağışıklık düzeyini yüzde 78 olarak hesaplamaktadır. Bu rakamın kızamığa göre daha düşük olmasının nedeni, yeni koronavirüsün bulaştırıcılığının, kızamık virüsüne göre daha düşük olmasıdır.

 

Buradan hareketle Belek, Türkiye’de COVID 19’a karşı toplumsal bağışıklık sağlanabilmesi için, eğer etkinlik oranı yüzde 95 olan bir aşı kullanılırsa en az 68 milyon, etkinlik oranı yüzde 90 olan bir aşı kullanılırsa en az 72 milyon kişinin aşılanması gerektiğini hesaplamaktadır (*).

 

Aşılamada bu rakamlara ulaşılamazsa aşı, koruyuculuk süresine bağlı olarak aşılananları koruyabilecek olsa da, en azından bölgesel, risk gruplarını etkileyen yeni salgınların ortaya çıkmasını ve hatta aşılananların da yeniden hastalanmasını engelleyemeyecektir.

 

FAYZERCİ MİSİNİZ, ASTRA ZENEKACI MI, YOKSA SINOVAKÇI MI?

 

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi söz konusu olan en az 160 milyar dolarlık bir pazardır. Bu nedenle bütün taraflar toplumları “manipüle” etmeye ve hükumetleri üzerinde kendi ürettikleri aşıyı tercih etmeleri için baskı oluşturmalarını sağlamaya çalışmaktadır. Oysa yukarıda da ifade etmeye çalıştığımız gibi bu tartışmanın “bilimsel” açıdan hiçbir değeri yoktur.

 

Burada bilinmesi gereken en önemli nokta, hiçbir aşı etkili ve güvenli olduğu kanıtlanmadan uygulanamayacağıdır. Komplo kuramcılarının, COVID 19 aşısının Faz 3 çalışmaları tamamlanmadan piyasaya sürüleceği ve aşının 8 milyar insan üzerinde deneneceği iddialarına itibar edilmemelidir.

 

Bu noktada aşının “etkililik” düzeyi elbette bir tercih nedeni olabilir. İlker Belek’in hesaplamalarında gördüğümüz gibi etkililik düzeyi daha yüksek olan aşının tercih edilmesi halinde, toplum içinde gerekli “bağışıklama” düzeyine “daha kısa sürede” erişilebilecektir.

 

Ancak aşı seçiminde tek ölçüt “etkililik” değildir. Burada teknik ayrıntılara girmek istemiyorum fakat aşı seçiminde aşının saklanma koşullarından, piyasa fiyatına, uygulanma şekline kadar birçok başka faktör vardır ve her ülke bunları kendi özgün koşullarına göre değerlendirir. 

 

SAKİN OLUN, BİLİME GÜVENİN

 

Okurlarımıza pandeminin başından beri sakin olmalarını ve “bilime” güvenmelerini salık veriyoruz. COVID 19 dünyanın karşılaştığı ilk salgın değil, son salgın da olmayacak. Daha önceki yazılarımızda da altını çizdiğimiz gibi dünya bugüne kadar karşılaştığı bütün salgınları “bilimle” alt etmeyi başardı, COVID 19’u da yenecek.

 

Aslında bugün dünyanın COVID 19’dan çok daha büyük bir sorunu var: “ahlak” sorunu. Salgının başından beri birçok akademisyenin topluma karşı tam bir ihanet içinde olduklarına, kendi küçük menfaatleri için, bulundukları konumlara halkın vergileriyle geldiklerini unutarak, topluma yanlış bilgiler verdiklerine şahit olduk. Bu durum utanç vericidir.

 

Emin olunuz ki dünya en geç birkaç yıl içinde COVID 19’u yenmeyi başaracak ve belki çoğumuz on yıl sonra bugünleri unutacağız. Fakat bu süreçte gerekli tedbirlerin alınması konusunda toplumu aydınlatmamak bir yana yanlış yönlendiren profesörler aramızda olmaya devam edecekler.

 

Belki de bugün bu ahlaksız profesörlere karşı nasıl bağışıklanabileceğimizi tartışmak gerekiyor.    


Akif Akalın

 

(*) https://drilkerbelek.blogspot.com/2020/12/covidden-kurtulmakicin-kac-kisinin.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder