Son reformlarla Küba’da kapitalist restorasyonun başladığı eleştirilerine şiddetle karşı çıkan Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Cumhurbaşkanı Miguel Mario Díaz-Canel Bermúdez, ısrarla “Küba'da kapitalizmin yeniden kurulmasını önermiyoruz ve bu asla amaçlarımız arasında olmayacak” diyor
Peki,Bermúdez’e inanalım mı? Gerçekten bu reformlar Küba’yı kapitalizme geri döndürmeyip, sosyalizmi daha da güçlendirecek mi?
BUGÜNE KADAR KİMSE BU KOŞULLARDA SOSYALİZMİN NASIL İNŞA EDİLEBİLECEĞİNİ AÇIKLAYAMADI
Bermúdez, kendisini eleştirenlere,“Bugüne kadar hiç kimse, 1 Ocak 1959'daki devrimin zaferinden bu yana dünyanın en büyük gücünün Küba'ya uyguladığı kuşatma koşulları altında bir ülkede sosyalizmin nasıl inşa edileceğini açıklayamadı” diyor.
“Devrimi kurtarma ve sürdürme tarihsel sorumluluğunu taşıyan mevcut nesiller olarak, eşi benzeri görülmemiş bir zorlukla karşı karşıyayız: Dört yüzyıllık sömürgecilik ve 60 yıllık yeni sömürgecilikten sonra Devrimden doğan ve bölgede benzeri görülmemiş bir sosyal adalet projesi üstlenen küçük bir Karayip ülkesinde, insanlık tarihinin en uzun süren ekonomik, ticari ve mali ablukasının sürekli baskısı altında, 240'tan fazla önlemle daha da kötüleşen, sözde terörizm sponsoru olarak kötü şöhretli bir listeye dahil edilme ve altı ay süren tam petrol ambargosu altında sosyalizmi nasıl inşa etmeye devam edebiliriz”?
“Onayladığımız ekonomik ve sosyal dönüşümler, bu soruyu yanıtlamayı, Devrimi ve sosyal kazanımlarını -yani ekonominin sosyalist yönelimini- karşı devrimci propagandanın ne dediğine bakılmaksızın kurtarmayı amaçlamaktadır”.
İlk bakışta çok doğru gibi görünen, hatta birçoklarının “ne yapsınlar, açlıktan ölsünler mi” diye desteklediği bu savunma, reel sosyalizm deneyimlerinin hangi koşullar altında gerçekleştiği düşünüldüğünde, pek tatminkar görünmüyor.
Örneğin Sovyetler Birliği 1917 – 1945 döneminde yalnızca dünyanın o dönemdeki en büyük gücü olan İngiltere’nin değil, bütün emperyalist güçlerin kuşatması altında değil miydi?
Peki, bu süreçte Sovyetler Birliği’ne sosyalizmin nasıl inşa edileceğini öğreten bir deneyim var mıydı? Kuşkusuz 70 günlük Paris Komünü deneyimi çok önemli dersler bıraktı, fakat bu dersler daha çok sosyalizmin nasıl inşa edileceğine değil, nasıl inşa edilemeyeceğine ilişkin derslerdi.
Neyse, konumuz bu değil.
ÜRETİCİ GÜÇLERİ SERBEST BIRAKMAK
Bermudez “sosyal adaleti sağlamak, sağlık, eğitim, spor, bilim, kültür ve insan gelişiminin diğer birçok alanında Devrimin kazanımlarını korumak ve genişletmek için, adil bir yeniden dağıtımı garanti altına almak amacıyla, Küba devletinin giderek daha fazla mahrum kaldığı maddi ve mali kaynakları üretmeli ve bunlara erişmeliyiz” diyor.
Bermudez’e göre Küba’nın mahrum kaldığı maddi ve mali kaynakları üretmenin ve bu kaynaklara erişmenin yolu “ulusun üretici güçlerini serbest bırakmak”tan geçiyor. Bermudez “ekonomik ve sosyal dönüşüm projesi, özünde ulusun üretici güçlerini serbest bırakarak zenginlik üretmeyi ve bunu mümkün olan en büyük sosyal adaletle dağıtmayı amaçlamaktadır” diyor.
Peki, “üretici güçleri serbest bırakmak” ne demek?
Marksist literatürde “üretici güçleri serbest bırakmak”, zincirlerinden kurtarmak, daha hızlı ve özgürce gelişmesini sağlamak anlamına gelir. Üretici güçler, mevcut üretim ilişkileriyle, özellikle mülkiyet ve sınıf yapılarıyla çelişkiye düştüğünde, “zincire vurulmuş” hale gelir, gelişmeleri engellenir. Üretici güçleri serbest bırakmak, bu engelleri kaldırmak, üretim ilişkilerini dönüştürerek üretici güçlerin önünü açmaktır.
Peki, 1960’lardan beri “sosyalist” bir düzene sahip olan Küba’da üretici güçler zincir vurulmuş, gelişimi önüne engeller mi konmuştur? Bunu Bermudez dahi iddia edemez. O halde Bermudez “üretici güçleri serbest bırakmak” derken ne kastediyor?
Bermudez, “üretici güçleri serbest bırakmak” derken, Marx, Engels ve Lenin’e değil, Çin’de kapitalist restorasyonun mimarı olan, Thatcher ve Reagan ile birlikte işçi sınıfına karşı neoliberal saldırı örgütleyen Deng Xiaoping’e atıf yapıyor.
Anımsanacağı gibi Deng, Çin’de neoliberal piyasa reformlarını, “üretici güçleri geliştirmek” vurgusuyla meşrulaştırmıştı. Sosyalizmin temel görevinin üretici güçleri (üretim kapasitesini) hızla geliştirmek olduğu öne sürülmüştü. Sosyalizm, üretici güçleri kapitalizmden daha hızlı geliştirerek halkın yaşam standardını yükseltmeliydi.
Çin, “Gaige Kaifang” (Reform ve Dışa Açılma) politikasıyla piyasa mekanizmalarını, yabancı sermayeyi ve bireysel teşviki kullanarak üretimi artırmak için “sosyalist inşada kapitalist yöntemler kullanmak gerektiğini” savunuyordu: “Kedinin siyah veya beyaz olması önemli değil, yeter ki fareyi yakalasın”. Amaç sosyalist ortak refaha ulaşmaktı, ancak önce “zenginlik” yaratmak gerekiyordu.
Çin 1978 yılından itibaren “üretici güçleri serbest bırakmak” için şu reformları uygulamaya koydu:
Tarım Reformu – Hane Sorumluluk Sistemi: Kolektif çiftçilik (komün sistemi) yerine toprak devlet/kolektif mülkiyetinde kalmak kaydıyla ailelere sözleşmeli olarak verildi. Köylüler kota (devlete verilecek miktar) karşılığında kendilerine kalan ürünü serbest piyasada satabildi.
Özel Ekonomik Bölgeler: Bu bölgelerde yabancı yatırım teşvik edildi, vergi indirimleri, ithalat kolaylıkları, piyasa kuralları uygulandı.
Sanayi Reformları: Devlet işletmelerine daha fazla özerklik verildi (yönetici sorumluluk sistemi). Kâr ve rekabet teşvik edildi. Fiyat kontrolleri kademeli olarak gevşetildi (çift izli fiyat sistemi).
Özel girişimcilik (özel sektör) teşvik edildi, kasaba-köy işletmeleri gelişti.
Dışa Açılma Politikası: Yabancı sermaye ve teknoloji transferi teşvik edildi. Uluslararası ticaret ve yatırım serbest bırakıldı.
Bugün Küba’da Bermudez’in savunduğu reformları incelediğimizde, “üretici güçleri serbest bırakmak” için neredeyse bire-bir bu reformları önerdiğini görüyoruz.
REFORMLARIN CEREMESİNİ KİM ÇEKECEK?
Bermudez “İşçilerin bilinçli seferberliği olmadan hiçbir şey mümkün olmayacaktır; ne ulusal ekonominin gerektirdiği büyük verimlilik artışı, ne de buna eşlik etmesi gereken tüm kontrol ve denetim süreçlerinin kalitesi” diyor. Burada kilit sözcükler “büyük verimlilik artışı” ve “kontrol ve denetim süreçleri” olarak karşımıza çıkıyor.
Peki, kimin verimliliği artacak veya verimliliği kimler arttıracak? Elbette Kübalı işçiler. Kimler kontrol edilecek ve denetlenecek? Tabii Kübalı işçiler. Yani reformların ceremesini her zaman olduğu gibi işçiler ve emekçiler çekecekler.
Acaba Kübalı işçilerin bundan haberi var mı? Bermudez’e sorarsanız, o, Kübalı işçilerin “dönüşümlere” destek verdiklerini iddia ediyor:
“Küba, tarihinin en ciddi ve zorlu anlarından birini yaşıyor ve biz, Parti ve Hükümet olarak, acil ekonomik ve sosyal dönüşümlerle buna yanıt veriyoruz” diyen Bermudez, “bu kararlarda söz sahibi olan ve oy hakkına sahip olan (çünkü bu, işçilerin yönettiği sosyalist bir toplumdur) Küba İşçi Sendikaları Konseyi[nin], analiz ve onay sürecine katıldı[ğını]” iddia ediyor.
Reformların ceremesini Kübalı işçilerin çekeceğini çok iyi bilen Bermudez, 27 Haziran 2026'da Küba İşçi Federasyonu’nun 22. Kongresi'nin kapanış konuşmasında sendikacılara, “Eğer siz, işçi sınıfımızın liderleri, bu halkın ayrılmaz bir parçası olarak katılmazsanız, bunu başaramayacağız” diyor. Kübalı sendikacıları Kübalı işçileri reformlara ikna etmeye çağırıyor.
Bakalım Kübalı işçiler ne diyecekler. Yakında göreceğiz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder