Translate

10 Ekim 2026 Cumartesi

Çanakkale’de radikal sanat performansı

 


Bugün (10 Ekim 2026), Çanakkale radikal bir sanat performansına tanık oldu. ÇOMÜ Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Eğitimi, Resim İş Eğitimi Anasanat Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Fatih Balcı, Eğitim Fakültesi’nin girişinde “Marcel Duchamp Ruhuna Hayır Pilavı” adlı bir etkinlik düzenledi. Sanat öldü mü? başlığı altında yapılan etkinliğe üniversiteden çok sayıda hoca ve Çanakkaleli katıldı.

Çanakkale’de 10 Ekim – 20 Kasım tarihleri arasında düzenlenen 10. Çanakkale Bienali’nin açılış gününde gerçekleştirilen performans, katılımcıların sanat üzerine bir kez daha düşünmesini amaçlıyor. Fatih Balcı, performansın afişinde amacını şöyle ifade ediyor:

“10. Çanakkale Bienali’ne paralel bir etkinlik olarak gerçekleştirilecek ‘Pür Pilav’ adlı güncel sanat performansı, yerel bir geleneği modern sanatın ikonik ismi Marcel Duchamp ile buluşturuyor. Sanatçı Fatih Balcı imzasını taşıyan eylem, bienallerin etrafındaki ‘şişirilmiş aurayı” ve ilişkiler ağını masaya yatırıyor.

Çanakkale’nin kültürel belleğinde yası, hatırayı ve paylaşımı simgeleyen geleneksel ‘pilav hayrı’, bu kez sanat dünyasının en radikal figürlerinden biri onuruna yeniden yorumlanıyor. Bienallerin, sanatın ve sanatçının bugünkü halini, sokakta Duchamp’ın hınzır mizahıyla sorguluyoruz”.

Çanakkale’de Balcı’nın ruhuna hayır pilavı dağıttığı Marcel Duchamp, 20. yüzyıla damga vurmuş bir sanatçı. Aslen Fransız olup, Birinci Emperyalistler-arası Paylaşım Savaşı’nda asker olmayı reddederek ABD’ye göç eden Duchamp, birçok sanatçının eserinin, “göze” hitap ettiğini, oysa sanatı “zihnin” hizmetine sunmak gerektiğini söyleyerek ünlendi.

Duchamp, New York’taki J.L. Mott Iron Works’ten satın aldığı porselen pisuvarı, üzerine “R. Mutt 1917” diye imza atarak, Bağımsız Sanatçılar Derneği’nin sergisine, “Çeşme” adıyla gönderdi. Dernek “her eser kabul edilir” ilkesine rağmen, pisuvarı sergilemeyi reddetti. Oysa Duchamp, “eseri” ile sanatın ne olduğunu, sanatçının rolünü ve “sanat eseri” kavramını radikal bir biçimde sorguluyordu.



Sanat el becerisi, zanaat, güzellik veya göze hitap eden niteliklerle sınırlı değildi. Sanatçı bir nesneyi seçer, bağlamını değiştirir, yeni bir başlık ve bakış açısı verir, böylece o nesneye “yeni bir düşünce” yaratırdı. Çeşme, “Bu bir sanat eseridir çünkü ben sanatçıyım ve öyle diyorum” demenin en radikal ifadesiydi.

Yirminci yüzyılda yaygınlaşmaya başlayan fotoğraf ve sinemanın, sanatçıların “sanat öldü mü” sorusunu sormasında büyük etkisi oldu. Fotoğraf, 1888 yılında George Eastman’ın rulo filmi ve Kodak markasını piyasaya sürmesiyle yaygınlaşarak, sanat eleştirmenlerinin ve filozofların “eski sanatın öldüğü” sonucuna varmalarına yol açtı. Sanatçılar artık eserlerinde doğayı aslına uygun biçimde yeniden üretmeyi değil, sanatın yeni bir doğasını hedeflemeliydi.

Sanatçıların bir bölümü, çağdaş sanatın yüzyıllardır sanata egemen olan gelenekleri yıkma biçimini büyük bir coşkuyla karşıladılar ve dünyayı göründüğü şekliyle birebir kopyalama çabası esasen sona erdi.



Duchamp’tan sonra, sanatın zihne hitap etmesi gerektiği düşüncesi sanat dünyasına egemen oldu ve günümüze kadar giderek daha da popülerleşti. Fakat zamanla sanat, düşünceyi ifade aracı olmaktan çok, kendini tekrar eden, sıradanlaşmış bir form aldı. Örneğin birçok sanatçı, insanların eserlerini “anlayamayacağı” kaygısıyla, kendilerini sergiledikleri eserin yanına, eserleriyle ilgili açıklayıcı metinler koymak zorunda hissetmeye başladı. Oysa yeni sanatın insanları düşündürmesi ve kendisini ifade etmek için ek araçlara ihtiyaç duymaması gerekmez miydi?



Günümüzde sanatın yeni Duchamplara ihtiyacı var. Bunun için belki de Balcı’nın yaptığı gibi Duchamp’ı da öldürüp, ruhuna hayır pilavı dağıtmak gerekiyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder