3 Eylül 2013 Salı

Kapitalist toplumda sosyalist bir yaşam kurulabilir mi?

Venezuela’da kimi yazarlar tarafından “21. yüzyıl sosyalizmi” olarak da tanımlanan olağanüstü bir deneyim yaşanıyor. Chavez’in 1999 seçimlerini kazanmasıyla birlikte Latin Amerika coğrafyasında tarihte eşi benzeri görülmedik süreçler yaşanmaya başladı. Venezuela toplumunun “en yoksul” kesimlerinin desteğiyle iktidara gelen Chavez, ülkeye egemen kapitalist üretim ilişkilerine dokunmaksızın, hatta yabancı sermayeye güvence vererek, kapitalist bir toplum içinde “sosyalist bir yaşam” kurmaya başladı. Kuşkusuz Chavez de elinden gelse kapitalizmi ortadan kaldırmak isterdi, fakat henüz kapitalizmi ortadan kaldırmaya “gücü yetmediğinden”, yalnızca kapitalizmin sınırlarını aşmayan “devletleştirme” uygulamalarıyla yetinmek zorunda kaldı (şüphesiz herkes böyle düşünmeyebilir).




Chavez burjuva devlet aygıtını parçalayarak yerine emeğin aygıtlarını örgütlemek yerine, yaşamın her alanında ülkenin mevcut bürokratik devlet mekanizmalarına “paralel” örgütlenmeler (komiteler) yaratmaya başladı. Örneğin Sağlık Bakanlığı’na dokunmadan ve Bakanlığın görev ve işlevlerini eskisi gibi sürdürmesine karışmadan, Barrio Adentro adı altında devrimci bir örgütlenmeyle kendi sosyalist sağlık sistemini kurmaya ve işletmeye başladı.

Bugün Venezuela’da yalnız zengin çocuklarının devam edebildiği pahalı eski tıp fakülteleri yanında, Barrio Adentro programıyla bütünleşmiş, ücretsiz, yoksul çocuklarına açık yeni tıp fakülteleri açıldı (bu fakültelere girebilmek için “mahalle komitesinden” referans gerekiyor). Benzer uygulamalar “yaşamın her alanında” gerçekleştirildi, ancak bizim bilgilerimiz sağlık alanı ile sınırlı olduğundan diğer alanlara girmeyeceğiz.

Allende’nin ayak izleri

Aslında “niteliksel” olarak benzer bir deneyim geçtiğimiz yüzyılda Şili’de de yaşanmıştı. Kuşkusuz Venezuela ile kıyaslanamayacak kadar küçük bir ölçekte ve çok kısa bir süre yaşanan Allende deneyimi benzer özellikler taşıyordu (ABD tarafından bir operasyonla yıkılmış, zamanın sosyalist ülkeleri Şili’yi korumayı başaramamışlardır). Halk Cephesi (içinde komünistlerden sosyal demokratlara kadar solun her fraksiyonunun yer aldığı bir cephe) hükumeti döneminde Chavez’in bugün Venezuela’da gerçekleştirdiği reformların bir kısmı gerçekleştirilmeye çalışıldı (bu konuda daha geniş bilgi için bkz: Allende, S. 1974. Şili’de Sosyalist Eylem. İstanbul: Bilgi).

Bu deneyim, “başarısızlıkla” sonuçlanmasına karşın, özellikle Latin Amerika halkları üzerinde derin etkiler bıraktı. Allende’nin “devletleştirme” politikaları, Latin Amerika’nın bütün ilerici, devrimci partilerinin programlarına girdi ve bu partiler hükumet kurmayı başardıklarında ülkelerinin stratejik sektörlerinde kapsamlı devletleştirmelere gitmeye çalıştılar. Kuşkusuz Chavezci Venezuela da bu engin deneyimlerden yararlanarak kendi politikalarını geliştirdi.  

Yarını bugünden kuracaksın, o senin tarihin olacak!

Küba, Venezuela ve Amerika kıtasının geri kalanından gelen devrimci doktorlar ve tıp öğrencilerinin yanı sıra hemşireler, fizyoterapistler, spor eğitmenleri ve onlarla birlikte çalışan diğer donanımlı teknisyenler, dünyanın geri kalanına ciddi bir şekilde meydan okuyorlar. Gündelik hayattaki davranışları ve sosyalist dayanışmaya olan bağlılıklarıyla, tüm insanlık açısından herkese ücretsiz sağlık hizmeti sağlayabilecek imkanların sadece uzak gelecekte (abç) değil, şimdi bile mevcut olduğunu sergiliyorlar ve bunu yerkürenin çoğu yerinde hakim olan kapitalist gelişmenin mantığına açık bir biçimde karşı koyarak haykırıyorlar” (Brouwer, S. 2012. Devrimci Doktorlar. İstanbul: Notabene. Sayfa: 253).

Bunlar “ezber-bozan” tümceler. Geleneksel sol düşünce bir toplumda bu tür sosyalist dönüşümler için “devrimi” önşart olarak görür. Önce devrim yapılmalı, daha sonra devrimci hükumet, örneğin sağlık hizmetlerini emeğin gereksinimleri doğrultusunda yeniden örgütlemelidir. 1871 Paris Komünü’nden çıkartılan dersler çerçevesinde iktidarın emekçiler tarafından ele geçirilebildiği bütün ülkelerde bu yol izlenmiştir. Geleneksel düşünceye göre bu tür reformlar ve dönüşümler “iktidarın” ele geçirilmesinden sonra yapılacaktır. Hatta sol partilerin çoğu “günümüzün” sorununun “devrim sorunu” olduğunu, sosyalizmin nasıl inşa edileceği sorununu bugünden tartışmanın anlamsız olduğunu savunurlar. Devrimden sonra gereksinimlere göre “gereken” yapılacaktır.

Oysa Venezuela deneyimi kapitalist bir toplum içinde dahi sosyalist dönüşümlere gidilebileceğini iddiasını taşıyor. İddiayla da kalmıyor, gözlerimizin önünde kapitalist bir ülkede sosyalist toplumsal yapılar kuruyor. Kuşkusuz Venezuela’nın bir sürü “kendisine özgü koşulları” vardır, fakat gerçekten bu koşullar Venezuela’yı “istisna” kılar mı?

Bugün kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu fakat sosyalist bir hükumet tarafından yönetilen Venezuela’nın tıp fakültelerinde hekim adayları sosyalist bir ülke olan Küba’nın toplumcu müfredatıyla eğitim alıyorlar. Venezuela’nın Barrio Adentro sistemi mahallelerdeki sağlık ocaklarından mahalle kliniklerine, ileri tanı merkezlerinden dal hastanelerine kadar tamamen Küba'da uygulanmakta olan sosyalist sağlık modeline göre örgütlendi ve hizmet sunuyor. Yani “yarın”, son zamanlarda pek kullanılmayan bir deyişle “proleterya diktatörlüğü” altında ne yapılabilecekse, “bugün” aynısı yapılıyor. Yarın bugünden kuruluyor...

Bizde böyle şeyler oldu mu?

Yukarıda belirttiğimiz gibi Venezuela’da, yoksullar için eşitlikçi ve ücretsiz sosyalist bir sağlık sistemi kurulurken, ülkenin geleneksel burjuva sağlık kurumları ve piyasacı sağlık düzenine dokunulmuyor. Yoksul Venezuelalılar Barrio Adentro sistemi içinde ücretsiz olarak Küba tarafından desteklenen kapsamlı bir sağlık bakımı alırken, zengin Venezuelalılar paralı özel kliniklere gidiyorlar.

Şüphesiz Türkiye’de 1960’larda yaşanan sosyalleştirme deneyimini Barrio Adentro sistemiyle kıyaslamak mümkün değil, fakat yine de en azından yaşı yarım asrı aşmış okurların aklına yukarıdaki satırları okurken bizim Sağlık Ocakları’nın (kuşkusuz 1980 öncesi Sağlık Ocakları) düştüğüne eminim. O dönemlerde sosyalleştirmeye “yoksul” Türkiye halkının tepkisi, aynı yoksul Venezuelalıların tepkisi gibi olmuştu:

1964 yılında Milliyet Gazetesi’nin bir muhabiri Muş ilinde sağlıkla ilgili bir röportaj yapıyor. Köylüye sorar, sağlık hizmetlerinden memnun musunuz diye. Vatandaş sosyalleştirmeyi kendi diline çevirir: Gökte allah, yerde sosyalizo der” (Öykü Nusret Fişek tarafından aktarılmıştır).

Türkiye’de sosyalleştirme ile Venezuela’da sağlık alanında yapılanların belki yüzde 10’unun dahi yapılamamasına, 1963 yılında başlayan sosyalleştirmenin birkaç yıl sonra Adalet Partisi’nin elinde amacından saptırılmasına ve 12 Mart (1971) faşizmiyle rafa kaldırılmasına rağmen, Muş köylüsü sosyalizasyonu böyle tanımlamıştır. O halde ölümünden sonra milyonlarca Venezuelalının Chavez’i “aziz” ilan etmesini yadırgamamak gerekir.

Ya Fatsa?

Dün Fatsa’yı inşa edenlerden bir bölümü bugün bambaşka kulvarlara geçmiş olabilirler, fakat bu durum Türkiye’de de bir zamanlar “yarının bugünden kurulmaya çalışıldığı” toplumsal bir deneyim yaşandığı gerçeğini değiştirmez.

Küçük bir Karadeniz kasabasında belediye başkanı olan Terzi Fikri (Fikri Sönmez) ülkemize, belki çok kısa süren ve maalesef etkileri günümüze fazlaca ulaşamayan, fakat her yönüyle değerlendirilmeye ve üzerinde çalışılmaya muhtaç bir deneyim kazandırmıştır. Terzi Fikri Fatsa’da Chavez’in Venezuela’da yaptıklarına benzer biçimde kamusal işler için toplumsal örgütlenmeler (komiteler) oluşturmaya çalışmıştır. Örneğin kasabanın yolları eline kazma ve kürek kapan gönüllülerce yapılmıştır (Çamura Son Kampanyası). Türkiye’nin küçük bir kasabasında başlatılan bu deneyim, henüz tomurcuk halindeyken 12 Eylül’ün çizmeleri altında ezilmiş ve Terzi Fikri insanlık dışı işkencelere maruz bırakılmıştır.

Yarın bugünden kurulabilir mi?


Kuşkusuz toplumsal olaylar üzerine “konjonktürün” çok büyük etkisi vardır. 1960’ların konjonktüründe ABD’nin Küba’yı ezmesine izin vermeyen sosyalist güçler, sadece on yıl sonra Allende’nin katledilmesini sineye çekmek zorunda kalmışlardır. Venezuela deneyimi de dünyada yeni dengelerin kurulduğu bir dönemde yaşanmaktadır. Venezuela’nın büyük petrol kaynaklarına sahip olması, ABD’nin bu ülkeye saldırmasına olanak vermemektedir. Ancak bu konjonktür değişebilir ve Venezuela deneyimi de Allende deneyimi gibi ezilebilir. Ancak yenilse dahi, nasıl Sovyetler Birliği’nin çözülmesi sosyalizmin asla başarılamayacağı anlamına gelmiyorsa, aynı şekilde yarını bugünden kurmanın mümkün olmadığı anlamına gelmeyecektir. Dahası, “galiptir bu yolda mağlup” deyişi belki de en çok bu deneyimler için doğrudur. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder