Translate

26 Ekim 2013 Cumartesi

Halk meclisleri amaç mı, araç mı? Fatsa ve Venezuela'dan bir örnek

Türkiye’de sol 1970’li yıllardan beri daha geniş toplumsal kesimlerle bir araya gelmek ve toplum içinde meşruiyet kazanmak için yerel meclisler oluşturmaya, sendika, meslek odası ve demokratik kitler örgütlerinde örgütlenmeye çalışıyor. Bu girişimler arasında en başarılı olanlar 12 Eylül öncesinde üniversitelerde örgütlenen öğrenci dernekleri ve forumlardır. Bu dernekler ve forumlarda göreli bir demokratik ortam sağlanır ve sol siyasi örgütlerin bu ortamlarda kendilerini ifade etmelerine izin verilirdi. 

Çoğu zaman sol içinde olmalarına karşın bir arada olmak istemeyen gruplar, hakim oldukları yerlerde “düşman” grubu bu yapılara almaz ve bu yüzden zaman zaman şiddete başvuranlar olurdu. Türkiye’de öğrenci dernekler ve forumları hiçbir zaman belli bir okuldaki öğrencilerin doğrudan demokrasi organları olma özelliği kazanamadıysa da, en azından sol gruplar arasında göreli bir demokrasi ortamı yaratılmasına hizmet etti. 
Doğrudan demokrasi ve emekçi halkın kendi sorunları etrafında örgütlenmesi noktasında üniversiteler dışında yaşanan en önemli deneyim Fatsa deneyimidir. Fatsa’da ilk kez toplumun belediye yönetimine doğrudan katılma mekanizmaları yaratılmış ve üniversite forumlarındaki “sol içi demokrasi” anlayışının ötesine geçilerek kelimenin tam anlamıyla “herkesin” söz ve karar sahibi olduğu yapılar kurulmaya çalışılmıştır. Sınıf bilinci oldukça yüksek olan egemen sınıflar bu gelişmenin kendi iktidarları için ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunu hemen fark ederek Fatsa deneyimini şiddetle yok etmişlerdir.
Türkiye’de sol bir süredir bu eski geleneği yeniden canlandırmaya çalışmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda emek örgütleri (sendikalar ve meslek odaları başta olmak üzere toplumun örgütlü kesimleri) belli sorunlar etrafında bir araya gelerek toplumu örgütlemeye çalışmaktadırlar. Bunlar arasında Su Platformu, Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu gibi oldukça geniş tabanlı yapılar oluşturulmuştur. Haziran direnişi sonrasında ise mahallelerde ve işyerlerinde/okullarda meclis kurma çabalarına hız verildiği görülmektedir. Bunlar arasında Abbasağa ve Yoğurtçu Parkı forumları öne çıkmakla birlikte özellikle büyük kentlerde irili ufaklı birçok forum oluşturulmuştur.
Sol aslında bu tür yapılara ilişkin ambivalan duygular taşımaktadır. Bir yandan bu tür yapıları savunmak solcu olmanın bir gereği gibi düşünülürken, diğer yandan eğer bu yapı ilgili sol grubun denetiminde olmayacaksa veya o grubun güçlenmesine (örgütüne insan devşirmesine) hizmet etmeyecekse, kuşkusuz daha da kötüsü rakip sol grupların güçlenmesine hizmet edecekse... çok da sıcak bakılmamaktadır.
Burada en kritik nokta forumların, meclislerin veya her ne isim altında toplanmış olursa olsun (dernek, birlik, demokratik kitle örgütü vb) demokratik yapıların bir AMAÇ mı, yoksa ARAÇ mı oldukları sorusudur. Türkiye’de sol örgütler bu tür yapıları genellikle kendi amaçlarına ulaşmak için birere araç olarak görmek ve kullanmak eğilimindedir. Örneğin sıradan bir insanın bu tür yapılara gelerek kendisini ifade etmesi ancak belli bir süre için “hoşgörü” ile karşılanmaktadır. Zamanla bu insanların “safını belirlemesi” veya bir örgüte katılması beklenmektedir.
İnsanların çoğunun zaten bu tür yapılara karşı belli bir önyargıları vardır. Bu önyargılarını bir şekilde aşarak forumlara ve meclislere katılanlar, bir süre sonra bu yapılar içinde kendisini birey olarak yeterince ifade edemediğini görünce, örneğin karar alınırken bazı insanların kendi düşünceleriyle değil, bağlı oldukları örgütlerin iradesiyle hareket ettiklerini fark edince bu yapılardan soğumaya başlamaktadır. Çünkü aslında “doğrudan demokrasi” organları olmaları gereken bu yapılar, yine “temsili demokrasi” kurumları gibi işlemeye başlamaktadırlar.
Türkiye’de sol doğrudan demokrasiye ilişkin tutumunu gözden geçirmedikçe emekçiler arasında güçlenemeyecektir. En azından kendilerini solda tanımlayan siyasal örgütler arasında dahi bir demokratik ortam oluşturamayan sol için örneğin anti-faşist bir cephe kurmak dahi uzak bir hayaldir.
Kuşkusuz bu sorun Türkiye’ye özgü değildir. Venezuela’da 2007 yılından beri bu alanda çok ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Venezuela’da 2007 yılında mevcut temsili demokrasi yapılarına paralel olarak doğrudan demokrasi organları yani “halk meclisleri” kurulmaya başlamıştır. Kentsel alanlarda 200 – 400 ailenin, kırsal kesimde 100 – 200 ailenin oluşturduğu halk meclisleri, kendilerini ilgilendiren konularda konuşmaya, tartışmaya başlamışlardır. Kuşkusuz bu meclisleri “işlevsel” kılan, hükümet tarafından meclislere belli bir bütçe verilmesidir. Meclisler bütçelerini kendi içinde oluşturduğu komiteler aracılığı ile kullanmaktadırlar. 
Venezuelalılar bir örnekte halk meclisi deneyimlerini değerlendirdiklerinde ortaya şöyle bir tablo çıkmıştır:
Artılar:
·         Konsey herkesin düşüncesini ifade etmesine ve kalkınmaya katılmasına olanak vererek doğrudan demokrasi yoluyla sosyalizmi geliştiriyor
·         Pratik projelere maddi katkılar ve ihtiyacı olanlara yardım edilmesi bakımından somut faydaları var
·         İnsanlar kendileri için bir şeyler yapmayı öğreniyorlar
Eksiler:
·       Yeteri sayıda insan katılmıyor
·       Bir kaos duygusu var ve çok fazla insan konuşuyor
·       Kurallar konuyor ama sonra uyulmuyor
·       Meclis muhtaç durumda olanlar için çok şey yaparken, diğerleri meclisten pek az yararlanabiliyor
·       Eskiden ödenmemiş borçları yüzünden yeni borç alamayanlar, şimdi meclisten borç alabiliyor
·       Bazı üyeler diğerleri hakkında aşağılayıcı ifadeler kullanıyor
Aynı örnekte meclis çalışmalarına katılmayanlara neden katılmadıkları sorulduğunda şu yanıtlar alınmıştır:
·         İşleri veya dersleriyle meşgul olduğundan
·         Kendi kişisel sorunlarının yoğunluğundan
·         Aile veya çocuk bakımı yükümlülükleri nedeniyle
·         Tartışmaları baskılayan veya sabote edenler yüzünden
İnsanların katılımın arttırmak için şu çözümler önerilmiştir:
·         Tartışmaların örgütlenmesi ve insanların konudan ayrılmamalarının sağlanması
·         Toplantılara katılmayan insanlara kendilerine danışıldığını hissettirmek için mecliste konuşulan konular hakkında daha fazla sohbet etmek. Bu onların çekingenliklerini azaltabilir.
·         Argümanların kişisel saldırı gibi algılanmasına izin vermemek
·         Haftada bir yerine iki haftada bir toplanmak
Şimdi bu öneriler doğrultusunda meclisler daha işlevsel kılınmaya çalışılmaktadır.
Bu makalede anlatmak istediğim özetle şudur: Gerçekten sosyalizme doğru ilerlemek isteyenler, sosyalizmin temel organları olan yerel meclisler üzerine yukarıdaki örnekte olduğu gibi kafa yormakta, tartışmakta ve hatta bilimsel araştırmalar yapmaktadırlar. Umuyoruz Türkiyeli solcular da bir gün bu bilinç düzeyine ulaşacaklardır.
Akif Akalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder