Translate

17 Aralık 2014 Çarşamba

Politika, ideoloji ve sağlık

Bir gün çocuğunuzun sınıf öğretmeni sizi okula çağırır ve çocuğunuzun “derste başka şeylerle ilgilendiğini, yaramazlık yaptığını, yerinde durmadığını” söyleyerek, bir psikoloğa görünmenizi önerir. Çaresiz bir psikolog bulursunuz ve çocuğunuza bir dizi testin yapılmasına razı olursunuz. Psikolog çocuğunuzda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olduğunu söyler ve sizi tedavi için bir çocuk psikiyatristine yönlendirir. Psikiyatrist de çocuğunuzu muayene eder ve bazı ilaçlar yazar. Artık endişelenmenize gerek yoktur; yakında çocuğunuzun okulda başarısı artacak ve öğretmenlerinin takdirini kazanacaktır.

Uzmanların önerilerine uyarak çocuğunuzun tedavisine özen gösterirsiniz. İlaçların gerçekten de faydası olmuş, okuldan çocuğunuza ilişkin şikayetler azalmıştır. Fakat sanki biraz iştahı kaçmış gibidir. Bir de uyku sorunu ortaya çıkmıştır. Uzun zamandır tek başına odasında uyumaya alışmış olan çocuğunuz, bazı geceler sizinle uyumak için ısrar etmeye başlamıştır. Kontrol için psikiyatriste gittiğinizde, bunların ilaçların “olağan” yan etkileri olduğunu, kısa sürede geçeceğini söyler. İçiniz yine rahatlar. Çocuğunuz emin ellerdedir.

Sanıyorum şimdi birçok okur, bu öykünün politika veya ideolojiyle ne alakası olabileceğini düşünüyordur. Çok sıradan bir durum. Birçok ailenin başına gelmiştir veya gelebilir. Hasta olursunuz, hekime gidersiniz, ilacınızı alır, iyileşirsiniz... Politika bunun neresinde, bunların ideolojiyle ne ilgisi var? Bir şeyleri zorluyor muyuz?

Biz politika ve ideoloji dendiğinde genellikle bunlardan çok farklı şeyler anlarız. Bizim için politika, gazetelerin ilk sayfalarından veya TV ekranlarından izlediğimiz lider atışmalarıdır. Muhalefet lideri hükumeti eleştirir, başbakan hemen yanıtını verir ve cumhurbaşkanı son noktayı koyar. Bir de seçimlerde sandığa gitmektir politika. İdeoloji konusu biraz daha karmaşıktır. Aslında onun ne demek olduğunu çok bilmeyiz ve üzerinde de pek konuşmayız. Belki ideolojik şeylerin çok iyi şeyler olmadığını hissederiz.

Gündelik yaşamda karşılaştığımız sağlık sorunlarının politikayla bir ilgisi yoktur. Gündelik sağlık sorunları, herkesin başına gelebilen “özel” sorunlardır. Bu nedenle çok uluorta konuşmayız. Belki çok yakın birkaç dost ve akraba, o kadar. Şimdi çocuğumuzun DEHB tanısı almış ve tedavi görüyor olmasının neresi politik, değil mi? Zaten ne ana muhalefet lideri, ne de başbakan böyle konulardan bahseder. Bunlar bizim “özel” sorunlarımızdır.

Gerçekten öyle mi? Gelin en baştan başlayalım.

Çocuğunuzun öğretmeninin çocuğunuza ilişkin tutumu, tamamen ideolojik ve politik bir tutumdur. Çocuğunuzun derslere karşı ilgisiz olmasının, yaramazlık yapmasının ve yerinde durmamasının “anormal” bir durum olduğunu düşünmek, kesinlikle ideolojik bir yaklaşımdır ve bu yaklaşım bizzat “eğitim sisteminden” kaynaklanmaktadır. David Werner bu eğitim sistemini şöyle tanımlar (1):

“Bugünün kutuplu toplumlarında “eğitim”, iki ucu keskin bir kılıçtır. Aslında “beyin yıkama” veya “itaat eğitimi” daha uygun bir isim olurdu. Bugün kamusal eğitimin ana amacı gençleri ne kadar adaletsiz olurlarsa olsunlar kurallara uymaya ve yasalara boyun eğmeye koşullamaktır. Öğrencileri buyurgan bir patronun emri altında sefalet ücreti karşılığında monoton görevleri yerine getirmeye istekli itaatkar emekçilere dönüştürmektir. Çocukları böylesi aşağılayıcı işler için hazırlama gereği belki eğitimin neden çok sıkıcı ve otoriter olma eğiliminde olduğunu açıklar”.

Çocuğunuzun sınıf öğretmeni Werner olsaydı, çocuğunuzun “anormal” olmak bir yana, son derece normal ve sağlıklı olduğunu düşünecekti. Hatta belki de “diğer” çocuklar için bir rehabilitasyon gereksinimini savunacaktı. Oysa çocuğunuzun öğretmeni, eğitimin Werner tarafından açıklanan otoriter amaçlarını “benimsediğinden”, çocuğunuzun “anormal” olduğunu düşünüyor. Yani kesinlikle ideolojik davranıyor. 2006 yılında PLoS Magazin’de yayınlanan bir makalesinde bu konuyu elen alan Christine Phillips, öğretmenlerin DEHB hastalığında özel bir politik rolleri olduğuna dikkat çekiyor: “sınıftaki DEHB belirtileri gösteren çocukları tespit etmek ve aileleri çocuklarının hasta olduğuna ikna etmek” (2).

Sırada psikolog ve psikiyatrist var.

Bu sağlık profesyonellerinin DEHB hastalığını tanımayı ve tedavi etmeyi nereden ve nasıl öğrendiklerinden başlayalım. DEHB, son 25 yılın hastalığıdır. Bu “hastalığın” tedavisinde ilaçların kullanılmaya başlaması 1990’larda hızla artmış, 2000’li yıllarda “rutine” girmiştir. Bu tamamen ideolojik ve politik bir süreçtir. Bu süreçte eskiden “yaramazlık” olarak tanımladığımız bir olgu, adım adım “hastalık” haline getirilmiş, buna ilişkin tanı ve tedavi ölçütleri ve rehberleri üretilmiş ve sağlık profesyonellerinden bunlara uymaları istenmiştir.

Bir sağlık profesyonelinin kendisine dayatılan bu rehberler doğrultusunda hareket etmesi, ideolojik bir tutumdur. Bunun altında insan davranışlarının salt biyolojik mekanizmaların bir ürünü olduğu inancı (ideolojisi) vardır. Ancak bu şekilde düşünüldüğünde “yaramazlık”, beyin biyokimyasındaki bazı değişikliklerle açıklanabilir. Sağlığın ve hastalığın belirleyicileri içinde bireylerin içinde yaşadıkları sosyal ve ekonomik koşullar olduğuna inanmıyorsanız (bu da başka bir ideoloji), sorunu insan bedeni içindeki biyolojik süreçlerde arar, çözümü de bu süreçlere tıbbi (ilaçlar, cerrahi girişimler, psikoterapi vb) bulursunuz.

Sağlık profesyonellerinin kendilerine dayatılan rehberleri, aldıkları eğitime ve mesleki deneyimine rağmen hiç “sorgulamadan” benimsemeleri, hatta bazen daha da ileri giderek büyük bir iştahla uygulamaları “katıksız” politik bir tutumdur. Oysa profesyonel, salt kendisine dayatılan rehberlerin altındaki “imzalara” bakarak, bu imzalarla “tıbbi sanayi kompleks” (ilaç şirketleri ve tıbbi teknoloji sektörü) arasındaki ilişkileri izleyerek, rehberlere daha temkinli yaklaşması gerektiğini düşünebilecek kapasitededir. Profesyonel, bu sorgulamayı yapmamakla “politik” bir tercih yapmaktadır. Kuşkusuz böyle bir sorgulama yapmak da politiktir.

Son olarak size bir “meslek” sırrı vereyim mi? Aslında yukarıdaki öyküde DEHB yerine dilediğiniz herhangi bir hastalığı koyabilirsiniz. Mesela rahatça kanser veya diyabet diyebilirsiniz. O kadar dramatik olmasın diyorsanız, soğuk algınlığı bile olur. Emin olun hiçbir şey değişmez. Yaşadığınız bütün sağlık sorunları politiktir ve inanmak istemeseniz dahi, oldukça ideolojiktir.

Politik liderlerin soğuk algınlığı üzerine konuşmamaları, muhalefet liderinin ve başbakanın Meclis kürsüsünde sizin sırt ağrılarınızdan bahsetmemesi, partilerin sizin çocuğunuza DEHB tanısı konması üzerinden politika yapmamaları, gündelik sağlık sorunlarınızın medyada manşetlere çıkartılmaması da eşit derecede politik ve ideolojik tutumlardır.



Kaynaklar

1. Werner, D. (2013). People’s Struggle for Health and Liberation in Latin America: A Historical Perspective. Cuenca, Ecuador: Arte y Diseño.


2. Phillips CB (2006) Medicine goes to school: Teachers as sickness brokers for ADHD. PLoS Med 3: e182.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder