Translate

28 Temmuz 2015 Salı

Sırada prostat kanseri aşısı mı var?

Kübalı bilim insanları geçen hafta prostat kanserine karşı aşı geliştirme çalışmalarının üçüncü evreye ulaştığını açıkladı. Çalışmaların ilk iki evresinde elde edilen yüreklendirici sonuçlar, çalışmaların geleceğine ilişkin umut veriyor. İlk iki evrede hastalığın ilerlemesinin durdurulması ve hatta geriletilmesi gibi sonuçlar elde edilmişti. Yedi dozda yapılan aşı sonrası vücutta antikorlar oluşuyor.  Geliştirilen aşı insanlarda prostat kanseri oluşmasını önlemeyecek fakat prostat kanserli hastaların yaşam kalitesini iyileştirecek. Üçüncü evre çalışmalar 400 kadar hasta ile yürütülecek ve 5 yıl kadar sürmesi bekleniyor.


Neden Küba?

Günümüzde Küba, oldukça mütevazi bir ulusal geliri olan küçük bir ada ülkesi olmasına karşın biyoteknoloji alanında dünyanın en zengin ülkeleriyle yarışır hale gelmiştir. Dünya Bankası Küba’nın 1990’lı yıllarda kendi ilaç gereksiniminin yüzde 80’ini karşılayacak kapasiteye sahip olduğunu ve bu alanda yılda 100 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini belirtmiştir. Bu rakam 2005 yılında 300 milyon dolara ulaşmıştır. Küba üzerindeki on yıllardır süren Amerikan ambargosunun gevşetilme girişimlerinde dahi Küba’nın biyoteknoloji alanındaki başarılarından daha fazla yararlanma kaygısı bulunduğu ifade edilmiştir.

Küba’nın biyoteknoloji alanındaki atılımı 1981 yılında bu alandaki kuruluşların katılımıyla bir Biyolojik Cephe oluşturulmasına dayanır. Daha sonra çoğu Havana orijinli bu kuruluşlara diğer eyaletlerde de açılan yenileri eklenmiş ve çok güçlü bir ağ oluşturulmuştur. Tarımda, özellikle şekerkamışı, patates, tütün, muz ve narenciye ürünlerinde hastalıklara karşı daha dirençli ürünlerin yetiştirilmesi ve veterinerlik ilaçları üzerine elde edilen başarıları tıp ve eczacılık alanındaki başarılar (özellikle interferon alanında) izlemiştir. Küba’nın Biyoteknoloji Kutbu’nda 30’dan fazla kurum ve kuruluş, 15 binin üzerinde emekçi, yaklaşık 2 bin araştırmacı yer almakta ve halen 150’den fazla proje yürütülmektedir.

Küba’nın biyoteknoloji alanındaki amiral gemisi Genetik Mühendisliği ve Biyoteknoloji Merkezi’dir (GMTM). 550 kadar bilim insanının görev aldığı merkez esas olarak aşı ve ilaç geliştirme çalışmaları ile bitkisel moleküler biyoloji alanında etkinlik göstermektedir. Aşı bölümünde genetik mühendisliği teknikleri kullanılarak yeni formüller geliştirilmektedir. Finlay Enstitüsü ile birlikte difteri, tetanos, boğmaca, hepatit B ve tip B hemofilus influenzaya karşı pentavalan bir aşı geliştirmeyi başarmıştır.


Günümüzde Küba’nın biyoteknoloji alanındaki başarıları arasında en önemli yeri geliştirdiği aşılar almaktadır. Küba tarafından geliştirilen rekombinant hepatit B aşısı 2001 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından uluslararası kullanım için onaylanmış olup, halen 30’dan fazla ülkede kullanılmaktadır. Yine Küba tarafından geliştirilen Vamengoc-BC aşısı, B tipi menenjite karşı geliştirilmiş ilk etkin aşıdır.  Kanser aşısı konusunda büyük ilerlemeler kaydeden Küba, biyoteknoloji alanında “yenilik” dendiğinde akla ilk gelen ülke haline gelmiştir. Dahası, Küba’nın güvenlik ve araştırma standartlarının ABD Federal İlaç İdaresi ve Avrupa Birliği standartlarına eşit olduğu veya bunları aştığı kabul edilmektedir.

Başarının sırrı sosyalizm

Debra Evenson’a göre Küba biyoteknoloji endüstrisinin ayırt edici özellikleri, bilimsel kurumlar arasında yüksek düzeyde bütünleşme ve işbirliği ile temel bilim araştırmalarından elde edilen bulguları tıbba aktarmaya vurgusu (translational research) ve kurumlar arasında araştırmadan ürünün hizmete sunulmasına kadar bütün süreçleri koordine etmesidir. Bu özellikleri diğer ülkelerde kapitalist bir rekabet ortamında çalışan şirketlerde görebilmek olanaksızdır. Küba’da üretimin amacı kar olmadığından araştırma kurumları içinde ve arasında bilgi paylaşımı en yüksek düzeyde gerçekleşmekte ve bu durum Küba’ya bu alanda büyük bir üstünlük sağlamaktadır. Sermaye egemenliği altındaki ülkelerde ise amaç kar olduğundan bilgi paylaşımı oldukça sınırlıdır.

Küba’nın bu üstünlüğünü bir örnekle göstermek mümkündür: Küba tarafından geliştirilen dünyanın ilk sentetik antijen aşısı olan Hemofilus influenza tip B aşısı, 5 ayrı kurumun işbirliğinin ürünüdür. Bu kurumların ve bu kurumlarda görevli bilim insanlarının hiçbirinin bu aşının geliştirilmesinden “özel” bir çıkarları olmadığından ve kurumların ve bilim insanlarının tek amacı topluma hizmet olduğundan kurumlar ve bilim insanları bilgilerini hiçbir kapitalist ülkede görülmeyecek cömertlikle paylaşmışlar ve aşının geliştirilmesine katkıda bulunmuşlardır.

Küba biyoteknoloji endüstrisinin diğer bir ayırt edici yönü, özellikle dünyanın yoksul halkları için ucuz ürünler geliştirmeye öncelik vermesidir. Kar amaçlı üretim yapan hiçbir kapitalist şirketin cesaret edemeyeceği bu yaklaşım, Küba’nın sermayenin yeterince ilgilenmediği kolera veya tifo gibi sağlık sorunlarına daha fazla eğilmesini sağlamaktır. Sermaye egemenliğindeki ülkelerde biyoteknoloji endüstrisi “pazar-yönelimli” bir yaklaşımla hareket ederken, Küba biyoteknoloji endüstrisinin yaklaşımı “gereksinim-yönelimli”dir.

Sermayenin bu tutumu uygulamada, sermaye egemenliği altındaki ülkelerde biyoteknoloji şirketlerinin araştırma-geliştirme yatırımlarının yüzde 90’ının, dünya nüfusunun yalnızca yüzde 10’unu (bu şirketlerin ürünlerini satın alma gücü olanlar) etkileyen hastalıkların tedavisine ayırmalarında kendisini göstermektedir. Küba’da ise bu oranlar tersine çevrilerek, araştırma ve geliştirme etkinlikleri toplumun gereksinimlerine hitap edecek şekilde örgütlenmiştir.

Küba biyoteknoloji alanında uluslararası işbirliğine önem vermektedir. Kanada ve İngiltere ile ortak çalışmalar yaparken, Cezayir, Brezilya, Hindistan, Malezya, Meksika, Güney Afrika, Tunus, Venezuela ve Çin gibi birçok ülkeyle ortak projeler yürütmektedir.     


Akif Akalın

Kaynaklar
Evenson, D. (2007). Cuba’s Biotechnology Revolution. MEDICC Review, 9(1): 8 – 10.  

Rodríguez León, N. (2010). Cuban Biotechnology: An Industry of Excellence. Excelencias magazines. Sayı: 10. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder