Translate

6 Kasım 2015 Cuma

İyi de, “bugün” ne yapalım?

7 Kasımlarda yeryüzündeki “ilk” emek iktidarının uygarlık tarihindeki yerini ve önemini tartışmak, sosyalizmin kazanımlarını sıralamak ve Ekim Devrimi’ni bir kez daha selamlamak gelenektir. Bu kez geleneğin biraz dışına çıkıp, kendimize “bugün” ne yapalım sorusunu soralım.


Emek iktidarında sağlığın “emeğin gereksinimleri” doğrultusunda başarıyla örgütlenebileceğini ve bugün sağlık alanında yaşanan sorunların çoğunun tarihe karışacağını biliyoruz. Örneğin sosyalist Türkiye’de, günümüzün en büyük sorunu olan sağlıkta eşitsizlikler, bu soruna kaynaklık eden toplumsal eşitsizlikler ortadan kaldırılacağı için tartışma konusu olmaktan çıkacaktır. Sosyalist Türkiye’de insanlar, “aşırı teşhis” veya “tıpsallaştırma” gibi sağlık hizmeti üretiminin “kapitalist” modelinin ürünleri olan sorunlar yerine, bugün sosyalist Küba’da tartışılan “gerontofobi” (yaşlanmaktan/yaşlılardan korkma) veya “bisiklet kullanımını teşvik” konularını gündemlerine alacaklardır. Fakat bugün sağlık alanında karşı karşıya olduğumuz devasa sorunlar varken bunları bilmek içimizi rahatlatmıyor. Acaba “bugün” sağlık sorunlarını çözmek için bir şeyler yapamaz mıyız?

Bu soruyu yanıtlamak kolay değil. Kolay değil, çünkü sağlıkta tanımladığımız sorunların hemen hepsi mevcut üretim ilişkilerinden kaynaklanan sorunlar. Bu ilişkilere hitap etmeyen çözümlerin “havada” kaldığını/kalacağını biliyoruz. Maslow’un “gereksinimler hiyerarşisini” anımsayın. Bu hiyerarşinin tabanını insanın su, gıda ve barınma gibi “fizyolojik gereksinimleri” oluşturur. Maslow bu gereksinimler karşılanmadan hiyerarşinin bir üst basamağına atlanamayacağını savunur. Sağlıkta da durum farklı değildir. Sağlıkta hiyerarşinin tabanını “sağlığın toplumsal belirleyicileri” oluşturur ve insanın sağlıklı olabilmesinin ve kalabilmesinin bu “asgari” koşulları sağlanmadan sağlıktan söz edilemez.

Bu gerçeği ünlü şair Bertold Brecht’in “Bir İşçinin Hekime Çektiği Söylev” başlıklı şiirinde apaçık görürüz:

“Seni gelince görmeye,
çıkartıyorlar üstümüzdekileri,
zor değil hastalığımızın nedenini anlamak,
şöyle bir bak üstümüze başımıza,
o saat öğrenirsin her şeyi.
Çünkü elbiselerimizi yıpratan neyse,
odur vücudumuzu da yıpratan”

Bedenleri yıpratanla, elbiseleri yıpratan aynı şeydir: “sağlıksız çalışma ve yaşam koşulları”. Bir hekim elbiseleri yıpratan sağlıksız çalışma ve yaşam koşullarına hitap etmeden, bedeni yıpratan hastalıklara hitap edebilir mi? Elbiseleri yıpratan koşullar iyileştirilmeden, bedeni yıpratan koşullar iyileştirilebilir mi?

Şair şiirinde hekime bir soru sorar:

“Rutubetten, diyorsun, vücudunuzdaki ağrı.
Duvarlarımızdaki leke de ondan.
Söyle öyleyse bize:
Rutubet nerden?”

Burada şair “sağlığın toplumsal belirleyicileri” içinde en önemli olanlardan birine, “barınma koşullarına” dikkat çekmektedir. İnsanların barınma koşulları iyileştirilmeden, sağlıksız barınma koşullarından kaynaklanan sorunlar iyileştirilebilir mi?

Günümüzün en önemli sağlık sorunlarından obeziteyi ele alalım. İnsanların harcadıklarının üzerinde kalori almalarından kaynaklanan bu sorun, diyabetten kansere birçok başka sağlık sorununa da kaynaklık etmektedir. Aslında ilk bakışta sorunun çözümü çok basit görünmektedir: “sağlıklı beslenme ve egzersiz”. Fakat aylık 1.000 TL “asgari ücretle” çalışan bir işçiye, bir kilo etin 40 – 50 TL, bir kilo domatesin 3 – 4 TL, bir kilo iç cevizin 50 – 60 TL olduğu bir ülkede “sağlıklı beslen” demek, Brecht’in şiirinde dediği gibi, “suda büyüyen kamışa, çık başka yerde yaşa” demeye benzer. Benzemez mi?

Peki, bunlar hekimlerin suçu mu? Hekimler mi insanların çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirecek? Hekimlerin görevi kendilerine başvuran hastaların ağrılarını dindirmek değil mi? Kendisi de bir “hekim” olan Brecht, şiirinde bu konuda da şunları söylüyor:

“Haklı çıkarmak için kendini
bunda benim suçum yok
diyeceksin ister istemez.
Bizim evin duvarındaki
ıslak lekeye git sor:
o da bundan başka bir şey demez”.

Şüphesiz kendinizi Dr. Roger Stedman gibilerin sizi kandırmaya çalıştıkları gibi modern tıbbın “üçüncü çağına” girmekte olduğuna da inandırabilir, “bugün” insanların çalışma ve yaşam koşullarına hitap etmeden, “yorumlayıcı” (interpretive) bir hekim olarak hastalarınıza yardımcı olabileceğinizi ummayı tercih edebilirsiniz. Genomics, phenomics, proteomics, theranomics ve infonomics (Stedman’ın icadı bir söcük) yardımıyla edindiğiniz bilgileri hastanızla ilişkilendirerek, hastanızın sağlık sorunlarına “bireyselleştirilmiş” bazda çözüm olmayı düşleyebilirsiniz.


Biz de hekimlerin “bugün” hastaları için yapabileceği en iyi şeyin, onların kendi sorunları etrafında örgütlenmelerine ve mücadele etmelerine yardımcı olmak, sağlık sorunlarının gerçek ve kalıcı çözümlerini göstermek, hekimlik bilgi ve becerilerini bu amaçlar doğrultusunda kullanmak olduğuna inanıyoruz.


Akif Akalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder