Translate

22 Şubat 2019 Cuma

Politika sağlık, sağlık politika demektir

 

 
"Sermaye, toplum zorlamadıkça, emekçinin sağlığı veya ömrünün süresine karşı duyarsızdır". Karl Marx 
 
İlk kez 1848 Devrimleri sırasında Rudolf Virchow tarafından kullanılan ve toplumcu tıbbın mottosu haline gelen “tıp bir sosyal bilimdir ve politika büyük ölçüde tıptan başka bir şey değildir” ifadesi, anlayana çok şey anlatır.

Virchow, sağlık sorunlarının kaynağını genlerde, mikroplarda veya yaşam tarzında değil, insanların maddi yaşam ve çalışma koşullarında gördüğü için sağlığa bu kadar “politik” yaklaşıyordu. Hastalıklarla mücadelenin yolu, bu koşulları değiştirmekten geçiyordu ve bunun da politikadan başka aracı yoktu.

Virchow’un politikaya bu kadar “tıptan” yaklaşmasının nedeni ise, politikanın varlık nedenine dayanıyordu. 
 
Politika neden, ne için yapılır? Daha iyi “yaşamak” için değil mi? 
 
O halde sağlık olmazsa, politikanın ne anlamı kalır? 
 
Gerçi birçoklarının bu kadar basit bir gerçeği anlayabilmesi için belki dişinin biraz ağrıması gerekir…


SOSYALİZMİN KURUCULARI POLİTİKADA SAĞLIĞIN ÖNEMİNİ BİLİYORDU

Sosyalizmin kurucularının sağlığın ne demek olduğunu, ne kadar politik bir konu olduğunu, politikanın sağlık, sağlığın politika demek olduğunu çok iyi bildiklerini nereden anlıyoruz biliyor musunuz? Yazdıklarından. 
 
Marx ve Engels’in kaleme aldığı ilk kitaplara bir göz atmak yeter. 

Belki bugün politikayı sosyalizmin kurucularından çok farklı kavrayan birçok solcuya inanılmaz görünebilir fakat Engels, Marksist sağlık anlayışını ilk kez ortaya koyduğu “İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu” kitabını, Komünist Manifesto’dan önce yazmıştı.

Dilerseniz gelin Marx ve Engels’in ele aldığı “ilk konulara” bakalım. 
 
Engels’in 1844’de İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu’nu kaleme aldığı günlerde, Marx işçi sınıfının, sermayenin, kârın ve özel mülkiyetin ne olduğunu, yani sosyalizmin temel kavramlarını anlatan “Ekonomi ve Felsefe El Yazmaları” üzerinde çalışıyordu.

Aynı yıl birlikte, hayata maddeci yaklaşımın ve politik ekonominin temel ilkelerinin tartışıldığı “Kutsal Aile”, “Feurbach Üzerine Tezler” yayınlandı ve daha sonra “Alman İdeolojisi” kaleme alındı.
 
Hesap ortada. Sosyalizmin kurucularının ilk sözleri maddecilik, sosyalizm ve sağlık üzerine. Marx ve Engels’in ele aldığı ilk konular arasında “sağlığın” bu kadar önemli bir yer tutması tesadüf olabilir mi?

KAPİTAL İŞÇİ SAĞLIĞI DERSLERİNDE OKUTULMALIDIR

Marksizm’in başyapıtı “Kapital”, her solcunun başucu kitabıdır. Kapital’i birkaç kez okumamış bir solcuyu hayal dahi edemiyorum.

Kapital’i okumaya başladığımda tıp fakültesinde öğrenciydim. Birinci cildin başındaki parayı, sermayeyi, artı değeri anlattığı bölümlerde çok zorlandığımı anımsıyorum. Zaten Marx da okurlarını bu kısımların anlaşılmasının kolay olmadığı konusunda uyarıyordu.

Fakat kitabın yarısına yaklaşırken, kendimi birden tanıdık sularda buldum. Marx sağlıktan, işçi sağlığından ve tıptan bahsetmeye başlamıştı. Halk Sağlığı ofislerinin ve fabrika müfettişlerinin hazırladığı sağlık raporlarından, dönemin gazetelerinde yayınlanmış sağlıkla ilgili haberlerden, sağlık konusundaki yasalardan, hekimlerin tanıklıklarından çok geniş (sayfalarca) alıntılar yapan Marx, sanki ekonomiyi bırakmış tıbba geçmişti.

Sanayi kapitalizminin işçi sağlığı üzerine etkilerini o kadar detaylı bir şekilde anlatıyordu ki, bugün dahi bu konu işçi sağlığı anlatılırken bu kadar derin işlenmiyor.

Marx en çok, işçilerde görülen akciğer hastalıklarıyla ilgileniyordu. Kapital’de çeşitli sanayi kollarında çalışan kadınlarda ve erkeklerde akciğer hastalıklarına yakalanma ve bu hastalıklar nedeniyle ölüm oranları tablolar halinde veriliyordu. Fakat daha önemlisi bu hastalıkların neden ve nasıl geliştiği, sanki tıp fakültesinin “Göğüs Hastalıkları” kürsüsünde ders verir gibi anlatılıyordu.

Marx Kapital’de, Engels’in daha önce İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu’nda tanımladığı “sağlığın sosyal belirleyicilerini” daha derinlemesine ele alıyor, hastalıkların gerçek kaynağının “kapitalist üretim tarzı” olduğunu onlarca örnekle kanıtlıyordu.

Daha o günlerde, sosyalist bir ülkede tıp fakültelerinde Kapital’in ders kitabı olarak okutulması gerektiğini anlamıştım. Kapital’i okumayan bir hekimin, insanın biyolojik varlığı ile sosyal varlığı arasındaki karşılıklı ilişkiyi, mesela ana rahminin fetüs için nasıl bir “sosyal çevre” oluşturabildiğini kavrayabilmesi, insanın üretim ilişkileri içindeki konumunun sağlığı bakımından ne ifade ettiğini anlayabilmesi olanaksızdı.

MARX SAĞLIĞA BAKARKEN İNSANI GÖRÜYORDU

Bir insan sağlığa bakınca başka ne görebilir ki demeyin. Özellikle günümüzde sağlığa bakanların çok azı insanı, insanların acılarını, mahvolmuş hayatlarını görüyor. Sağlık, hatta sağlık hakkı dahi “soyut” bir olgu gibi görülüyor ve gösteriliyor. Hastaya “vaka” denmesinin, sağlık hakkı mücadelesinin sağlık hizmetine “erişim” sorununa indirgenmesinin anlamı budur.

Ne demek istediğimi yine Kapital’den bir paragrafla anlatayım. Biraz uzun görünebilir fakat okursanız Marx’ın sağlığa baktığında insanı nasıl gördüğünü göreceksiniz:

“Çömlekçiler bir sınıf olarak, hem kadınlar hem de erkekler, bedensel ve moral bakımdan yozlaşmış bir topluluğu temsil ediyorlar. Kural olarak kavruk, biçimsiz ve sıklıkla göğüs kafesleri kötü gelişmiştir; erken yaşlanırlar ve kesinlikle kısa yaşarlar; takatsiz ve anemiktirler ve bünyelerinin zayıflığını inatçı hazımsızlık atakları, karaciğer ve böbrek bozuklukları ve romatizmayla gösterirler. Fakat bütün hastalıklar arasında özellikle göğüs hastalıklarına, zatürreye, vereme, bronşite ve astıma yatkındırlar. Çömlekçi astımı veya çömlekçi veremi denen bir hastalık onlara özgü görünmektedir. Salgı bezlerine, kemiklere ve bedenin diğer bölümlerine saldıran sıraca, çömlekçilerin üçte ikisinde veya daha fazlasında görülür”.

Bakın bu satırları, bilim kisvesi altında tıpta ve sağlıkta burjuva ideolojisini yeniden üreten Lancet veya British Medical Journal gibi dergilerde, Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınlarında asla göremezsiniz. Bu satırları içeren bir makaleyi çok “politik” bulur ve yayınlamazlar. Oysa kendileri sermaye politikasının şampiyonlarıdır.

Acaba Marx bugün yaşasaydı, plazalarda, çağrı merkezlerinde, fast food ve perakende gıda zincirlerinde çalışan emekçilerin sağlık sorunlarını nasıl anlatırdı. Eminim bizim anlattığımız (veya anlatamadığımız) gibi anlatmazdı.

Akif Akalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder