Translate

27 Nisan 2022 Çarşamba

Türkiye’de iki hafta çok uzun bir süredir

 


Sıcaklara hiç tahammülümüz olmadığı için tatillerimizi genellikle bahar aylarında yapmayı tercih ediyoruz. Eskiden daha çok Mayıs ayında tatile çıkardık. Muhtemelen küresel ısınmanın da etkisiyle artık Mayıs ayları da çok sıcak geçmeye başladığından, tatilimizi Nisan’a çektik. Fakat artık Nisan’ın ikinci yarısında da Ege’de sıcaklıklar 25 dereceyi geçmeye başladı. Bakalım ileride ne yapacağız.

 

Tatilimiz iki hafta kadar sürdü. İznik, Eskişehir, Kütahya, Uşak, İzmir derken, göz açıp kapayıncaya kadar sona erdi. Geceleri öğretmen evlerinde konakladık, gündüzlerimizi tarihi mekanları ve müzeleri gezerek, bulabildiğimiz kadarıyla “yerel” mutfaklarda yiyerek değerlendirdik.

 

Tatilimizin yıldızı Aizanoi (Çavdarhisar) antik kenti oldu. Eğer bir gün Kültür Bakanlığı buraya ilgi göstermeye karar verirse, ortaya Efes’ten çok daha büyük bir kent, açıkhava müzesi çıkacağı kesin.

 

Tarihteki ilk “tavan fiyat kararnamesinin” bu kentin bir duvarına kazınmış olduğunu öğrendik. Roma İmparatorluğu’nun “çöküş” döneminde, imparator Diocletianus, 301 yılında enflasyonla mücadele amacıyla bir “Tavan Fiyat Kararnamesi” (Edictum de Pretiis Rerum Venalium) yayınlayarak bin 200’den fazla ürünün fiyatını, ücretleri ve maaşları sabitlemiş, uymayanları da ölüm cezasıyla tehdit etmiş.

 

Karya ve Frigya valisi Fulvius Asticus da bu kararnameyi, Aizanoi pazarında Macellum alanındaki Tholos binasının podyum duvarına yazdırmış. Bugün bu kararnamenin bir kopyası, Berlin’deki Bergama Müzesi’ndeymiş.

 

Kararname, bugün “niteliksiz” işler diyebileceğimiz temizlik işçiliği, tarım işçiliği, lağım temizleyiciliği gibi işlerde gündelik ücreti 25 dinerji olarak belirlemiş. Sığır etinin poundu da 8 dinerji (kilosu yaklaşık 16 dinerji).  

 

Muzipliğimiz tuttu, bir hesap yapalım, bakalım bu topraklarda iki bin yılda niteliksiz işlerde çalışan emekçilerin durumu nereden nereye gelmiş dedik. Bugün asgari ücret aylık 4.253 TL. Bir ayda 22 işgünü olsa günlük 193 TL’ye geliyor.

 

Çavdarhisar’da bundan tam 1721 yıl önce bir temizlik işçisi 1 günlük yevmiyesinin yüzde 64’üyle bir kilo sığır eti alabiliyormuş. Bugün Çavdarhisar’da asgari ücretli bir emekçi 1 kilo sığır eti için bir günlük yevmiyesinin yüzde 72,5’ini harcamak zorunda (27 Nisan 2022 Migros sanal market).

 

Yani sığır eti kıstas alınırsa, Çavdarhisar’da 1721 yıl öncesinin “köle” emekçisinin maddi yaşam koşulları, 2022 yılındaki “özgür işçinin” maddi yaşam koşullarından daha iyi gibi duruyor. Ey emekçi sınıf, nereden nereye…

 

Yazımızın başlığında da belirttiğimiz gibi Türkiye’de iki hafta çok, ama çok uzun bir süredir. Emin olun, herhangi bir iki hafta içinde geçen olaylardan rahatlıkla bir kitap çıkartabilirsiniz. Son iki haftayı düşünün, neler neler oldu. Sadece son birkaç günün olayları bile konuşa konuşa bitmez.

 

Tabii olayların yıldızı Osman Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet ile cezalandırılmasıydı. Yani olay her yönüyle akıl almaz bir olay, fakat en akıl almaz yanı Türkiye’de solun “istisnasız” bütün kesimlerinin bir “iş adamının” uğradığı hukuki haksızlığa karşı tek yumruk olması.

 

Çok ilginç bir şekilde iş adamı “Gezi olayları” nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet cezası alırken, DİSK başkanı 2020 yılının “1 Mayıs” eylemleri nedeniyle yargılandığı davada beraat ediyordu. Muhtemelen bu kararın ardında yaklaşan seçimler var.

 

Eğer DİSK başkanı bu davadan beraat etmeseydi, yılların geleneği bozulacak ve DİSK başkanı CHP’den milletvekili olamayacaktı. Mahkeme DİSK başkanının performansını dikkate alarak, onu vekillikten mahrum etmek istememiş olmalı. Kolay mı 2022 yılında işçiyi, 1721 yıl öncesinden daha düşük ücretlere, hem de hiç ses çıkartmadan çalışmaya razı etmek?

 

Yine Bilim Kurulu “son” toplantısında (Cumhurbaşkanı kurulun “gerekmedikçe” bir daha toplanmayacağını söyledi) maske zorunluluğunu kaldırdı. Gerçi kurulun adı “bilim” kurulu ve “akademisyenlerden” oluşuyor, fakat kurul bu kararı için “bilimsel” bir gerekçe açıklamadı.

 

Böylece iki yıldır ülkemizde ve dünyada 6 milyondan fazla emekçinin canına mal olan salgına karşı alınan “tek” tedbir de kaldırıldı. Emek örgütlerinden, sendikalardan tedbirin kaldırılmasına hiçbir itiraz gelmedi. Yani iki yıldır pandeminin sermayenin çıkarları gözetilerek yönetilmesine itiraz etmeyen emek örgütleri, yine sessizliklerini korudular.

 

Bu arada işçi, emekçi demişken, 1 Mayıs da yaklaşıyor. 1 Mayıs İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü.

 

Yaşı müsait olanlar anımsayacaklardır, Türkiye’de 1970’li yıllarda 1 Mayıs’lar sadece görkemli kutlamalarla değil, daha Mart ayında başlayan “hazırlıklarla” da anılırdı. İşyerlerinde, mahallelerde yaygın 1 Mayıs hazırlıkları yapılırdı. 1 Mayıs komiteleri kurulur, herkese görevler dağıtılırdı.

 

Hazırlık ki, ne hazırlık. Sadece 1 Mayıs sloganlarının belirlenmesi için günlerce tartışıldığı zamanlar vardı. 1 Mayıs günü nerede toplanılacağı, saat kaçta kimin nerede olacağı, hangi güzergahın izleneceği, alternatif güzergahlar, meydanda kimin, nasıl gireceği ve nerede duracağı, kürsüde hangi sırayla konuşulacağı… Daha onlarca konu.

 

Bugün bakıyorum, sağda solda tek tük 1 Mayıs çağrıları. Bir “alanlar” sözcüğü var, ama “hangi alan”, “saat kaçta” gibi konularda en ufak bir bilgi yok. İstanbul’da Taksim ve Maltepe adı geçiyor. Kuşkusuz 1 Mayıs’a bu kadar sönük bir çalışmayla gidilirse, meydanlar da son on yıllarda olduğu gibi yine “sen, ben, bizim oğlan” kalınacak. Kimbilir, belki de böyle olması isteniyor.

 

Her şeye rağmen geçimlerini kol veya kafa emeklerini satarak sağlayanların 1 Mayıs Bayramı veya Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü şimdiden kutlu olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder