Tıp eğitimi üzerine notlarımı gözden geçirirken, 2022 yılında Serkan Ünsal ve arkadaşları tarafından yayınlanmış, “2005 yılı öncesi ve sonrası öğretmen, öğrenci ve veli profillerine ilişkin öğretmen görüşlerinin belirlenmesi” başlıklı bir makaleye rastladım. Araştırmacılar çok dramatik sonuçlara ulaşmışlardı:
Katılımcılar 2005 öncesi öğrencilerin, daha saygılı, derslerine daha ilgili, değerlere bağlı, sorumluluk sahibi olduğu şeklinde birçok olumlu özellikler taşıdığını belirtmişlerdir. Bununla birlikte 2005 sonrası öğrencilerin ise saygısız, kendini hayatın merkezinde görme, şımarık ve sınırları bilememe, ferdi ve bencil davranma, değerlerden uzak ve derse ilgisizlik gibi birçok olumsuz özelliklere sahip olduğunu belirtmişlerdir.
Bu sonuçlar araştırmacıları da çok şaşırtmış. Çünkü AKP 2005 yılında eğitim devrimi yapmış, “ezberci” eğitim terk edilmiş, “öğrenci merkezli” eğitime geçilmiş ve aktif öğrenme yöntem ve teknikleri kullanılmaya başlanmıştı. Artık öğrenciler öğrenme sürecinde aktif rol alıyordu. Bunun en azından öğrencilerin “derse ilgilerini arttırması” gerekmez miydi?
Acaba öğretmenler öğrenci merkezli öğretim yöntem ve tekniklerini kullanmayı becerememişler miydi? Yoksa öğrenciyi okula yabancılaştıran başka nedenler mi vardı? Öğrenciler neden öğrenmeye karşı isteksizlik yaşıyor, derse odaklanamıyorlardı?
AKP'NİN EĞİTİM DEVRİMİ
Bugün Türkiye'nin 20 yıl önce büyük bir şatafatla “öğrenci merkezli” eğitime geçtiğini anımsayan çıkar mı? 2005 yılının gazetelerine ulaşırsanız, dönemin Milli Eğitim Bakanı'nın şu beyanatlarını görürsünüz:
“Eğitimde 64 yıllık müfredat değişiyor”
“Ezbere dayalı eğitime son verildi”
“Çocuklar artık oyunlarla öğrenecek”
“Müfredata spor kültürü, sağlık, çevre, rehberlik, kariyer, girişimcilik ve afetlere karşı hazır olma, sivil savunma bilgisi gibi dersler eklenecek”
“İlköğretim öğrencileri senede 15 saat gönüllü çalışmalarda bulunacak”
AKP iktidara geldiğinden beri her alanda olduğu gibi eğitimde de devrim yapıyordu. Öğretmen artık sınıfta kolaylaştırıcı rolüne geçecek, öğretimin odağı öğretmenden öğrenciye kayacak, öğrenmenin sorumluluğu bağımsızlaştırılan öğrenciye verilecek, öğrenciye yaşam boyu öğrenme ve bağımsız problem çözme becerileri kazandırılacaktı. Bunların hepsi yenilik (daha süslü sözcükle inovasyon) olarak sunuluyordu.
Oysa eğitim konusunda kulaktan dolma bilgilere sahip biri dahi, dünyada öğrenci merkezli eğitim anlayışının en az yüz yıllık bir tarihi olduğunu, daha 20. yüzyılın başlarında başta Dewey, Piaget ve Vigotski gibi kuramcılar olmak üzere birçok eğitimcinin, öğrenci merkezli yaklaşımın gelişimine önemli katkılar sağladıklarını bilirdi.
Mustafa Rahmi (Balaban) 11 Mayıs 1923 tarihli Hakimiyet-i Milliye dergisinde yayınlanan bir makalesinde, Milli Eğitim Bakanı İsmail Safa'nın ilan ettiği Milli Eğitim Şartı'nın felsefi kökenlerini John Dewey'in felsefesinde gösteriyordu. Dewey'in “Çocuk ve Müfredat” ile “Okul ve Toplum” gibi kitapları çoktan dilimize çevrilmiş ve büyük kuramcı Türkiye'ye davet edilmişti.
Dewey'e göre ezbere dayalı bilgilendirme yerine, öğrencilerin sorun çözme yeteneğini geliştirmeliydik. Deneyimi eğitimin merkezine yerleştirmeliydik. Dewey bu düşüncelerini 30 sayfalık bir rapor haline getirmiş ve rapor, AKP'nin “öğrenci merkezli” eğitim devriminden 80 yıl önce, 1 Mart 1925'te Maarif Vekaleti Mecmuası'nda yayınlanmıştı.
Bu yıllarda Vigotski de Sovyetler Birliği'nde, Gomel Pedagoji Koleji'nde kendi kurduğu psikoloji laboratuvarında elde ettiği sonuçları, “Pedagojik Psikoloji” başlığıyla kitaplaştırmıştı. Dünyada Makarenko'nun “Gorki Kolonisi” eğitim deneyimlerini duymayan kalmamıştı.
Köy Enstitüsü deneyimimiz, bu deneyimlerden birçok yönden etkilenmiştir. Bu okullar üzerine yayınlanmış bütün çalışmalarda, Enstitülerde öğrenci merkezli öğretim uygulandığı ve öğrencilerin aktif katılımlarının sağlandığı ifade edilmektedir.
TIPTA ÖĞRENCİ MERKEZLİ ÖĞRETİM
Aynı yıllarda yukarıda anlatılan sürecin başka bir versiyonu da yüksek öğretimde yaşandı. Türkiye'nin 2001 yılında katıldığı Bologna Süreci büyük bir heyecanla karşılandı. Sürecin hedefleri arasında neler yoktu ki:
Ulusal Yeterlilikler Çerçevesi belirlenecekti
Kalite standartları getirilecekti
Öğrenciler “karar” süreçlerine katılacaktı
Deneyime ve okul-dışı öğrenmeye dayalı yeterlilikler belirlenecekti
Daha neler neler...
Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), 2010 yılında yayınladığı “Yükseköğretimde Yeniden Yapılanma: 66 Soruda Bologna Süreci Uygulamaları” başlıklı kitapçıkta,
Öğrenci merkezli öğretim sisteminin bir sonucu olarak öğrenciler sürece daha aktif katılmış olacaklarından, öğretim elemanlarının karşılarında daha bilinçli ve aktif öğrenci bulmalarını sağlar diye yazıyordu.
YÖK kitapçıkta Amerika'yı yeniden keşfediyordu:
Öğrenme kazanımları, öğretmek temelli bir anlayıştan, öğrenme temelli bir anlayışa dönüşümü vurgular. Bir başka deyişle geleneksel öğreten merkezli yaklaşımdan, öğrenci merkezli yaklaşıma dönüşümdür.
Oysa Türkiye bunları 1924 yılında Dewey'in hazırladığı raporda okumuş, Köy Enstitüleri deneyiminde uygulamıştı.
YÖK'ün kitapçığı yayınladığı 2010 yılında, İstanbul Tıp Fakültesi de, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 1969 yılında yayınlanmış bir kitabı dilimize çevirdi. Benim de çeviri editörü olarak görev aldığım, Jean - Jacques Guilbert tarafından kaleme alınan, Sağlık Çalışanları için Eğitim El Kitabı başlıklı kitap, sağlıkçı eğitiminde öğrenci merkezli öğretim yöntemleri üzerineydi.
Guilbert kitaba yazdığı önsözde, topluma dayalı ve öğrenci merkezli eğitim yaklaşımlarının, 1969 yılında, yani AKP'nin eğitim devriminden 36 ve YÖK'ün Bologna Süreci'ne göre hareket etmeye başlamasından 41 yıl önce, DSÖ tarafından düzenlenen bir eğitim çalıştayında tartışıldığını belirtiyordu. Guilbert'in kitabının Bologna Süreci'nin anlattıklarından “fazlası vardı, eksiği yoktu”.
Guilbert, “bireylere ve popülasyon gruplarına yönelen ve onların sağlık gereksinimlerini dikkate alan toplum temelli eğitim” şeklinde nitelendirdiği bu eğitim tarzını, “öğrenenleri aktif durumda tutan ve onlara kendi öğrenme süreçlerinin mimarı olmalarında aşamalı olarak yardım eden, böylece profesyonel rolleri sırasında yeterli (kompetan) kalmalarını sağlayan öğrenici merkezli eğitim” olarak tanımlıyordu.
DSÖ yayınında, “uygun bir eğitim programı oluşturmanın başlangıç noktasının toplumun sağlık sorunları olması” gerektiğini söyleniyor, böyle hazırlanmış bir eğitim programının “sağlık personelinin toplumun sağlık sorunlarına uygun bir rol oynamaya daha iyi biçimde hazırlanmasını sağlayacağını” savunuluyordu. Bologna Süreci'nin ufku asla bu kadar “geniş” olmamıştı.
Hem hekim, hem de eğitimci olan ve birçok ülkenin kendi sağlıkçı eğitimi programlarını geliştirmesinde büyük bir rol oynayan Guilbert'i 3 Şubat 2021'de, 93 yaşında yitirdik.
Maalesef ülkemizde Sağlık Çalışanları için Eğitim El Kitabı'nda yer alan önerilerin çoğu uygulan(a)madı. Çünkü Türkiye'de eğitim toplumun değil, sermayenin gereksinimlerine göre tasarlandığından, öğrenci merkezli öğretim için gerekli koşullar yoktu.
Sağlık Çalışanları için Eğitim El Kitabı'na erişmek için tıklayınız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder