Translate

19 Ocak 2026 Pazartesi

Sağlık sermaye ile bağdaşmaz (1)

 


Latin Amerikalı epidemiyolog ve kolektif sağlık bilimcisi Jaime Breilh, São Paulo Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin ev sahipliğinde düzenlenen SIMCOL konferansı (2) sırasında Outra Saúde (3) muhabirleri ile bir araya geldi. Breilh, sağlığın sadece hizmetlere erişimden ziyade sosyal bir süreç olarak anlaşılması gerektiği inancına dayanan eleştirel epidemiyoloji çalışmalarını sundu.


Çalışmaları, dünya ölçeğinde kültürleri ve bilgi sistemlerini yok eden bir sosyal metabolizma olan kapitalizmin amansız bir eleştirisini sunuyor. Bu yıkım, birçoklarının "epistemisid" olarak adlandırdığı şeydir: kâr amacına hizmet etmeyen düşünce biçimlerinin öldürülmesi, bilim alanını derinden etkileyen bir olgu.


Breilh'e göre bilimler, kapitalizmin yeniden üretim mantığına boyun eğerek, Kartezyen (4) bir hale geldi: verimliliğe ve pratikliğe odaklanırken, bilginin kendisi giderek daha parçalı ve yabancılaşmış hale geldi.


Breilh üniversiteleri insanlığa olan etik bağlılıklarını yenilemeye ve bilimsel faaliyeti siyasallaştırmaya çağırıyor. Breilh'e göre bu yaklaşım, görünürde parçalanan ve insanları anlamlı eylemlerden uzaklaştıran bir dünyada acilen gerekli. Bilim toplumuna mesajı açık: Şimdi harekete geçmeliler, çünkü “artık böyle yaşamayı göze alamayız”.


Outra Saúde: Çalışmalarınız epidemiyolojiyi eleştirel bir bilim olarak savunuyor. Kitaplarınızda belirtildiği gibi, Brezilya'da Naomar Almeida Filho (5) tarafından ortaya atılan ve bu bilgi alanının pandemi sonrasında “çekingen bir bilimden eleştirel bir bilime” dönüştüğünü savunan bir fikri benimsiyor. Bu pratik olarak ne anlama geliyor?


Jaime Breilh: Bu büyük bir ikilem çünkü bu ikilem üniversiteler ve düşünme biçimimiz üzerinde baskı oluşturuyor. Gençleri doğrusal olmaya eğilimli, güç açısından düşünmeye yönlendiren bir eğitim modeli yaratıyor. Epidemiyoloji cesur bir bilimdir: Üniversite karmaşık gerçeklerle yüzleşmeli ve toplumun gereksinimlerini bağımsız olarak tanımlamalıdır. Üniversitelerin bütün uzmanlık alanlarında toplumların onlara verdiği rolleri yerine getirmelerine gereksinimimiz var.


Sorun, uluslararası işbirliği örgütlerinin dahi başka bir tarihsel döneme saplanıp kalmış olması: 1940'larda devletleri ve hükümetleri temsil etmek üzere kurulmuşlardı. O dönem sona erdi. Bugün uluslararası işbirliğinin temelindeki varsayımlar tamamen büyük şirketler tarafından kontrol ediliyor.

Hayırseverlik dahi masum değil. Her şeyi, üniversiteleri, medyayı, yayınları koşullandırmaya çalışan bir hayırseverlik. Neyin finanse edileceğini, neyin edilmeyeceğini, neyin yasaklanacağını ve neyin hedefleneceğini belirliyor.


OS: Güçlü bir şekilde savunduğunuz bir diğer fikir ise, nesnelerinin tarihsel koşullarını ve uygulandığı bağlamları göz ardı eden “Kartezyen bilimin” ve mantıksal sonuçlarının sınırlarıyla ilgili. Açıkça “balon” olarak tanımladığınız bu Kartezyen bilimi nasıl aşabiliriz?


JB: Akıntıya karşı kulaç atıyoruz, çünkü bütün ekonomik güçler ters yönde hareket ediyor. Kartezyen bilim, yalnızca buzdağının ucunda çalışmak için kullanılıyor. Bu sağlık için ne anlama geliyor? Bu, insanların zaten hasta olduktan sonra tedavi edilmesi anlamına geliyor. Halbuki hastalık tesadüfen ortaya çıkmaz: sosyal belirleyicileri vardır ve belirli grupları ve sosyal sınıfları çok daha şiddetli etkiler.


Bu anlamda Kartezyen bilim iyi bir iştir (business). Rolünün hastaları incelemek olduğunu varsayar. Buzdağının bu ucuna dair çok karmaşık matematiksel modeller geliştirir ve hangi ilaçların ve tedavilerin iyileşmeye yol açtığını belirler. Belirli önleme biçimleri önerir, ancak bunları manipüle eder.

Aşılar bile bu mantığı izler. Pandemi bunun skandal bir örneğiydi. Sağlık krizi, bulaşmayı önlemek veya gelecekteki pandemileri önlemek için ne yapılması gerektiği konusunda yeniden düşünmeye esin vermek yerine, aşılar ve antiviraller için büyük bir iş (business) fırsatı haline geldi.


Sosyolojik veya sosyal süreç açısından bakıldığında, bu güçlü çıkarlar tarafından şekillendirilen bir mücadeledir. Bu mantık, yapay zeka, dijital sağlık ve sibernetik alanındaki yükselişle daha da kökleşiyor. Tehdit daha da büyüdü, çünkü Büyük Veri (Big Data) (6) aynı zamanda büyük bir baskı ve gerçeği tanımlama gücü anlamına geliyor. Fakat bu bilginin sahibi kim? Toplum mu? Ülkelerimiz mi?


Hükümetlerimiz dahi bunu kontrol edemiyor. Hükümetler kendilerini savunmak zorunda kalıyor, hatta Brezilya gibi büyük bir ülke bile, neyse ki bazı sınırlar koymaya başlayan bir hükümete sahip. Fakat bu dünyanın geri kalanında olmuyor ve muhtemelen Brezilya bile bu baskıya dayanamayacak. İnsanlık çok karmaşık bir aşamaya giriyor.


OS: Ancak, hükumetlerin, hatta ilerici hükümetlerin dahi ve sıradan vatandaşların günlük söylemlerinde, sağlık hakkının genellikle sadece sağlık hizmetlerine erişim hakkı olarak anlaşıldığını belirtmekte fayda var. Dahası, bu hizmetlerin sonuçları hemen görülebilir olduğundan, sağlık alanındaki tüm siyasi ve idari gündemi etkileme eğilimindedirler. Burada sunduğunuz tartışmayı, sosyal yaşamın bu alanındaki daha acil sorunlarla nasıl ilişkilendirebiliriz?


JB: Kök nedenleri anlamamız ve eylem ve yönetim için alanı ve bölgeyi tanımlamamız gerekiyor. İyileştirme önemli. Hastaneler şart. Sağlık merkezlerinde ve SUS (Birleşik Sağlık Sistemi) aracılığıyla yapılan her şey kesinlikle yaşamsal. Fakat bu resmin tamamı değil. Örneğin toksisitenin neden olduğu hastalıkları ele alalım: Sadece hastaları kabul edip, sorunu hastanelerin içinde çözmeyi bekleyemeyiz. Tarım sektöründe kimyasalların yoğun kullanımının olduğunu, işçilerin maruz kaldığını, pestisitlerin büyük ölçekte kullanıldığını, gıdalara karışıp kentsel tüketicilere ulaştığını biliyorsak, daha fazla cephede harekete geçmeliyiz. Bu, sağlığın sosyal belirleyiciliğinin bir örneğidir.


Fakat şimdi nasıl davranıyoruz? Bunu tek bir bakanlığın, ister sağlık, ister tarım, ister çevre olsun, sorumluluğu olarak görüyoruz. Diğer bir deyişle henüz net ve kapsamlı bir sağlık politikası oluşturulamadı, çünkü sağlık hala sadece hastaneler, klinikler, terapiler ve tedaviler açısından ele alınıyor. Hem gıda satan endüstrilerde, hem de ilaç ve diğer sağlık hizmetleri satan endüstrilerde iş (business) mantığına takılıp kalmış durumdayız.


Örneğin, dünyanın en büyük muz üreticisi olan Ekvador'un bir muz üretim bölgesinde bir çalışma yürüttük. Muzlar, agroekolojik bir model kullanılarak veya yoğun pestisit kullanımıyla yetiştirilebilir. Bu ikincisinin sıklıkla üreticilere dayatılan bir uygulama olduğu söylenmelidir. Ve orada bazı önemli gözlemler yaptık.


Agroekolojik bir çiftlik, büyük bir ihracat şirketine kıyasla kaç kutu muz üretiyor? Diyelim ilki hektar başına ayda 20 kutu, ikincisi ise 60 kutu üretiyor. İkincisi “daha iyi” olarak kabul ediliyor. Ancak insan sağlığına zarar veren pestisitlerle bütün ekosistemleri kirletti. Ve bu zararın bedelini kim ödüyor? İki üretim modelinin dışsallıklarını hesaplarsak, daha az üreten agroekolojik modelin aslında daha üstün olduğunu görürüz. Ancak böyle bir ölçüt mevcut değil. Egemen söylem, her zaman birkaç kişinin karının tüm ülkeye fayda sağladığı argümanıyla birlikte, üretken ve rekabetçi olmamız gerektiğinde ısrar ediyor.


Devlette, kamusal alanda ve üniversitelerde, programlarını tasarlarken, bölümlerini oluştururken, disiplinlerini tanımlarken ve ürettikleri bilgiyle ne yapacaklarına karar verirken, politikaların nasıl tasarlandığı ve geliştirildiği mantığını yeniden inşa etmemiz gerekiyor.


OS: Özellikle iklim krizi olmak üzere çoklu krizlerin etkileşimi göz önüne alındığında, 21. yüzyılda halk sağlığı nedir? Kapitalizmi eleştirinin merkezine açıkça yerleştirmeden halk sağlığı hakkında konuşmak mümkün mü?


JB: Evet, kapitalizm içinde yaşadığımız toplumun adıdır. Neden kapitalizm? Çünkü Brezilya, Ekvador veya herhangi bir kapitalist ülkenin toplumsal yeniden üretimi sermaye birikimine dayanır ve bu her şeyi belirler. Ekonomiden kültüre, yaşamın her alanını şekillendiriyor.


Günümüzün kapitalizmi sadece neoliberal değil, son derece saldırgan. Sanki hala geçen yüzyıldaymışız gibi ona neoliberalizm demeye devam etmek bir yanlış. Şu anda karşı karşıya olduğumuz şey, küçük bir grup şirket sahibiyle, yani Büyük Veri'yi kontrol eden devlerle ittifak halinde çalışan, çok saldırgan, hızlandırılmış, son derece teknolojik bir kapitalizm.


Bu bağlamda Büyük Veri, bilgi anlamına geliyor. Pratikte insanlığın tüm bilgisi, bir avuç aktör tarafından ele geçiriliyor ve metalaştırılıyor, bu aktörler bundan trilyonlarca dolar kazanıyor. Kapitalizm bugün işte budur: eşitsizliği üreten ve yeniden üreten, sosyal sorunları derinleştiren, zenginliği ve gücü yoğunlaştıran ve böylece daha fazla dışlanmaya ve göçe yol açan bir sistem. Dünya tamamen göçle meşgul gibi görünüyor, artık göçle ne yapacağını bilmiyor. Ama göç, sistemin kendisinin bir ürünüdür. Derinden şiddet içeren, adaletsiz bir toplumda yaşıyoruz ve her geçen gün daha da kötüleşiyor.


OS: Savunduğunuz “epistemolojik değişim” burada mı devreye giriyor?


JB: Bu konuları incelemeyen insanlar neler olup bittiğini tam olarak anlamıyorlar. Alışveriş merkezine gidiyorlar, tenis oynuyorlar ve derslere giriyorlar. Durup düşünmüyorlar. Raflarda ne varsa almaya devam ediyorlar. Sadece Starbucks'a uğrayıp bir kahve içmek istiyorlar. Bu, sözde “normal dünya”. Ama bu dünya parçalanıyor. Ve bu konuları inceleyenler sorunu görebiliyorlar.

Bu çılgınlığa son vermek için cesarete ihtiyacımız var. Farkındalık bu anlama geliyor. Ve üniversiteler gençlerin bu farkındalığı geliştirmelerine yardımcı olmalı. Gençliğin halkın umudu olduğu, çünkü yeni fikirlerin gençlerden geldiği sık sık söylenir. Bu güzel. Fakat bugün gençliği şekillendiren hegemonik kültür ne olacak? Bizi aşırı bireyciliğe doğru iten güçlü bir zorlama var. Birçok genç artık çocuk sahibi değil. İki köpekleri veya üç kedileri olabilir, ama çocukları olmaz. Neden? Çünkü bu çok fazla sorumluluk, üstlenmeye hazır olmadıkları bir sorumluluk. Bu zamanın bir işareti ve endişe verici. Çocuk sahibi olanların iyi bir hayat yaşayamayacağı düşüncesini yansıtıyor. Bunun yerine, hakim fikir şu: "Kariyerime odaklanmalıyım."


Romantik ilişkiler dahi bu mantığı yansıtmaya başladı: Senin kendi hayatın var, benim kendi hayatım. Senin kendi işin var, benim kendi işim. Senin kendi dünyan var, benim kendi dünyam. Canımız istediğinde bir araya geliriz, seyahat ederiz, eğleniriz. İstemezsek, güle güle. Hayata bakış açımla, diyorum ki: Ne yazık.


İnsan olmanın anlamının büyük ve güzel bir parçasını kaybediyoruz ve insanlık bir krize giriyor. Çünkü gençler bu yaşam tarzına uyum sağladıkça, kurumsal çıkarlara daha da bağımlı hale geliyorlar. Artık kamusal yaşam yok, herkes evden çalışıyor, para kazanıyor, fakat dünyayı görmüyor. Kültürümüz böyle mi olacak?


OS: Bu senaryoda halk sağlığının rolü ne olabilir?


JB: Halk sağlığının rolü, neler olup bittiğini incelemek, araştırmak, farkındalığı artırmak ve gençleri değişim yaratmaya teşvik etmektir. Bir eğitim kurumunun liderliği bu konuların farkına vardığında ve içsel bir hareket başlattığında, gençler bu duyarlılığa, bu etik içgüdüye sahip oldukları için karşılık verirler (bu daha sonra burada eleştirdiğimiz dünyanın mantığı içinde kaybolur).


Gençlerin ülkelerini, dünyadaki yerlerini takdir etmeyi ve sevmeyi öğrenmelerine yardımcı olmanın birçok yolu var. Neden hala her şeyin Kuzey'de daha iyi olduğuna inanıyoruz? Bu bir kültür, bir ülke, bir toplum için yıkıcıdır. Genel bir bağımlılık zihniyeti, kültürel, politik ve diğer açılardan, hakim olmaya devam ediyor. Sonuç olarak ne yapmamız gerektiğini başkaları dikte etmeye devam ediyor. Artık böyle yaşamayı göze alamayız.


KAYNAK: https://peoplesdispatch.org/2025/11/03/jaime-breilh-health-is-incompatible-with-capital/ 


DİPNOTLAR

1. Jaime Breilh ile yapılan röportaj Gabriel Brito ve Gabriela Leite tarafından gerçekleştirilmiş ve Portekizce olarak Outra Saúde'de yayınlanmıştır. Uzunluk açısından hafifçe düzenlenmiştir.

2. https://www.fm.usp.br/fmusp/eventos/conferencia-de-abertura-simcol-2025

3. https://outraspalavras.net/outrasaude/

4. Dekartçı

5. https://ufba.br/conteudo/naomar-de-almeida-filho

6. Yeni veri kaynaklarından elde edilen daha büyük, daha karmaşık veri kümeleri.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder