Latin Amerikalı epidemiyolog ve kolektif sağlık bilimcisi Jaime Breilh, São Paulo Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin ev sahipliğinde düzenlenen SIMCOL konferansı (2) sırasında Outra Saúde (3) muhabirleri ile bir araya geldi. Breilh, sağlığın sadece hizmetlere erişimden ziyade sosyal bir süreç olarak anlaşılması gerektiği inancına dayanan eleştirel epidemiyoloji çalışmalarını sundu.
Çalışmaları,
dünya ölçeğinde kültürleri ve bilgi sistemlerini yok eden bir
sosyal metabolizma olan kapitalizmin amansız bir eleştirisini
sunuyor. Bu yıkım, birçoklarının "epistemisid" olarak
adlandırdığı şeydir: kâr amacına hizmet etmeyen düşünce
biçimlerinin öldürülmesi, bilim alanını derinden etkileyen bir
olgu.
Breilh'e
göre bilimler, kapitalizmin yeniden üretim mantığına boyun
eğerek, Kartezyen (4) bir hale geldi: verimliliğe ve pratikliğe
odaklanırken, bilginin kendisi giderek daha parçalı ve
yabancılaşmış hale geldi.
Breilh
üniversiteleri insanlığa olan etik bağlılıklarını yenilemeye
ve bilimsel faaliyeti siyasallaştırmaya çağırıyor. Breilh'e
göre bu yaklaşım, görünürde parçalanan ve insanları anlamlı
eylemlerden uzaklaştıran bir dünyada acilen gerekli. Bilim
toplumuna mesajı açık: Şimdi harekete geçmeliler, çünkü
“artık böyle yaşamayı göze alamayız”.
Outra
Saúde: Çalışmalarınız epidemiyolojiyi
eleştirel bir bilim olarak savunuyor. Kitaplarınızda belirtildiği
gibi, Brezilya'da Naomar Almeida Filho (5) tarafından ortaya atılan
ve bu bilgi alanının pandemi sonrasında “çekingen bir bilimden
eleştirel bir bilime” dönüştüğünü savunan bir fikri
benimsiyor. Bu pratik olarak ne anlama geliyor?
Jaime
Breilh: Bu büyük bir ikilem çünkü bu
ikilem üniversiteler ve düşünme biçimimiz üzerinde baskı
oluşturuyor. Gençleri doğrusal olmaya eğilimli, güç açısından
düşünmeye yönlendiren bir eğitim
modeli yaratıyor. Epidemiyoloji cesur bir
bilimdir: Üniversite karmaşık gerçeklerle yüzleşmeli ve
toplumun gereksinimlerini bağımsız olarak tanımlamalıdır.
Üniversitelerin bütün uzmanlık alanlarında toplumların onlara
verdiği rolleri yerine getirmelerine gereksinimimiz var.
Sorun,
uluslararası işbirliği örgütlerinin dahi başka bir tarihsel
döneme saplanıp kalmış olması: 1940'larda devletleri ve
hükümetleri temsil etmek üzere kurulmuşlardı. O dönem sona
erdi. Bugün uluslararası işbirliğinin temelindeki varsayımlar
tamamen büyük şirketler tarafından kontrol
ediliyor.
Hayırseverlik dahi masum değil. Her şeyi,
üniversiteleri, medyayı, yayınları koşullandırmaya çalışan
bir hayırseverlik. Neyin finanse edileceğini, neyin edilmeyeceğini,
neyin yasaklanacağını ve neyin hedefleneceğini belirliyor.
OS:
Güçlü bir şekilde savunduğunuz bir diğer fikir ise,
nesnelerinin tarihsel koşullarını ve uygulandığı bağlamları
göz ardı eden “Kartezyen bilimin” ve mantıksal sonuçlarının
sınırlarıyla ilgili. Açıkça “balon” olarak tanımladığınız
bu Kartezyen bilimi nasıl aşabiliriz?
JB:
Akıntıya karşı kulaç atıyoruz, çünkü bütün ekonomik güçler
ters yönde hareket ediyor. Kartezyen bilim, yalnızca buzdağının
ucunda çalışmak için kullanılıyor. Bu sağlık için ne anlama
geliyor? Bu, insanların zaten hasta olduktan sonra tedavi edilmesi
anlamına geliyor. Halbuki hastalık tesadüfen ortaya çıkmaz:
sosyal belirleyicileri vardır ve belirli grupları ve sosyal
sınıfları çok daha şiddetli etkiler.
Bu
anlamda Kartezyen bilim iyi bir iştir (business). Rolünün
hastaları incelemek olduğunu varsayar. Buzdağının bu ucuna dair
çok karmaşık matematiksel modeller geliştirir ve hangi ilaçların
ve tedavilerin iyileşmeye yol açtığını belirler. Belirli önleme
biçimleri önerir, ancak bunları manipüle eder.
Aşılar
bile bu mantığı izler. Pandemi bunun skandal bir örneğiydi.
Sağlık krizi, bulaşmayı önlemek veya gelecekteki pandemileri
önlemek için ne yapılması gerektiği konusunda yeniden düşünmeye
esin vermek yerine, aşılar ve antiviraller için büyük bir iş
(business) fırsatı haline geldi.
Sosyolojik
veya sosyal süreç açısından bakıldığında, bu güçlü
çıkarlar tarafından şekillendirilen bir mücadeledir. Bu mantık,
yapay zeka, dijital sağlık ve sibernetik alanındaki yükselişle
daha da kökleşiyor. Tehdit daha da büyüdü, çünkü Büyük Veri
(Big Data) (6) aynı zamanda büyük bir baskı ve gerçeği
tanımlama gücü anlamına geliyor. Fakat bu bilginin sahibi kim?
Toplum mu? Ülkelerimiz mi?
Hükümetlerimiz
dahi bunu kontrol edemiyor. Hükümetler kendilerini savunmak zorunda
kalıyor, hatta Brezilya gibi büyük bir ülke bile, neyse ki bazı
sınırlar koymaya başlayan bir hükümete sahip. Fakat bu dünyanın
geri kalanında olmuyor ve muhtemelen Brezilya bile bu baskıya
dayanamayacak. İnsanlık çok karmaşık bir aşamaya giriyor.
OS:
Ancak, hükumetlerin, hatta ilerici hükümetlerin dahi ve sıradan
vatandaşların günlük söylemlerinde, sağlık hakkının
genellikle sadece sağlık hizmetlerine erişim hakkı olarak
anlaşıldığını belirtmekte fayda var. Dahası, bu hizmetlerin
sonuçları hemen görülebilir olduğundan, sağlık alanındaki tüm
siyasi ve idari gündemi etkileme eğilimindedirler. Burada
sunduğunuz tartışmayı, sosyal yaşamın bu alanındaki daha acil
sorunlarla nasıl ilişkilendirebiliriz?
JB:
Kök nedenleri anlamamız ve eylem ve yönetim için alanı ve
bölgeyi tanımlamamız gerekiyor. İyileştirme önemli. Hastaneler
şart. Sağlık merkezlerinde ve SUS (Birleşik Sağlık Sistemi)
aracılığıyla yapılan her şey kesinlikle yaşamsal. Fakat bu
resmin tamamı değil. Örneğin toksisitenin neden olduğu
hastalıkları ele alalım: Sadece hastaları kabul edip, sorunu
hastanelerin içinde çözmeyi bekleyemeyiz. Tarım sektöründe
kimyasalların yoğun kullanımının olduğunu, işçilerin maruz
kaldığını, pestisitlerin büyük ölçekte kullanıldığını,
gıdalara karışıp kentsel tüketicilere ulaştığını
biliyorsak, daha fazla cephede harekete geçmeliyiz. Bu, sağlığın
sosyal belirleyiciliğinin bir örneğidir.
Fakat
şimdi nasıl davranıyoruz? Bunu tek bir bakanlığın, ister
sağlık, ister tarım, ister çevre olsun, sorumluluğu olarak
görüyoruz. Diğer bir deyişle henüz net ve kapsamlı bir sağlık
politikası oluşturulamadı, çünkü sağlık hala sadece
hastaneler, klinikler, terapiler ve tedaviler açısından ele
alınıyor. Hem gıda satan endüstrilerde, hem de ilaç ve diğer
sağlık hizmetleri satan endüstrilerde iş (business) mantığına
takılıp kalmış durumdayız.
Örneğin,
dünyanın en büyük muz üreticisi olan Ekvador'un bir muz üretim
bölgesinde bir çalışma yürüttük. Muzlar, agroekolojik bir
model kullanılarak veya yoğun pestisit kullanımıyla
yetiştirilebilir. Bu ikincisinin sıklıkla üreticilere dayatılan
bir uygulama olduğu söylenmelidir. Ve orada bazı önemli gözlemler
yaptık.
Agroekolojik
bir çiftlik, büyük bir ihracat şirketine kıyasla kaç kutu muz
üretiyor? Diyelim ilki hektar başına ayda 20 kutu, ikincisi ise 60
kutu üretiyor. İkincisi “daha iyi” olarak kabul ediliyor. Ancak
insan sağlığına zarar veren pestisitlerle bütün ekosistemleri
kirletti. Ve bu zararın bedelini kim ödüyor? İki üretim
modelinin dışsallıklarını hesaplarsak, daha az üreten
agroekolojik modelin aslında daha üstün olduğunu görürüz.
Ancak böyle bir ölçüt mevcut değil. Egemen söylem, her zaman
birkaç kişinin karının tüm ülkeye fayda sağladığı
argümanıyla birlikte, üretken ve rekabetçi olmamız gerektiğinde
ısrar ediyor.
Devlette,
kamusal alanda ve üniversitelerde, programlarını tasarlarken,
bölümlerini oluştururken, disiplinlerini tanımlarken ve
ürettikleri bilgiyle ne yapacaklarına karar verirken, politikaların
nasıl tasarlandığı ve geliştirildiği mantığını yeniden inşa
etmemiz gerekiyor.
OS:
Özellikle iklim krizi olmak üzere çoklu
krizlerin etkileşimi göz önüne alındığında, 21. yüzyılda
halk sağlığı nedir? Kapitalizmi eleştirinin merkezine açıkça
yerleştirmeden halk sağlığı hakkında konuşmak mümkün mü?
JB:
Evet, kapitalizm içinde yaşadığımız toplumun adıdır. Neden
kapitalizm? Çünkü Brezilya, Ekvador veya herhangi bir kapitalist
ülkenin toplumsal yeniden üretimi sermaye birikimine dayanır ve bu
her şeyi belirler. Ekonomiden kültüre, yaşamın her alanını
şekillendiriyor.
Günümüzün
kapitalizmi sadece neoliberal değil, son derece saldırgan. Sanki
hala geçen yüzyıldaymışız gibi ona neoliberalizm demeye devam
etmek bir yanlış. Şu anda karşı karşıya olduğumuz şey, küçük
bir grup şirket sahibiyle, yani Büyük Veri'yi kontrol eden
devlerle ittifak halinde çalışan, çok saldırgan, hızlandırılmış,
son derece teknolojik bir kapitalizm.
Bu
bağlamda Büyük Veri, bilgi anlamına geliyor. Pratikte insanlığın
tüm bilgisi, bir avuç aktör tarafından ele geçiriliyor ve
metalaştırılıyor, bu aktörler bundan trilyonlarca dolar
kazanıyor. Kapitalizm bugün işte budur: eşitsizliği üreten ve
yeniden üreten, sosyal sorunları derinleştiren, zenginliği ve
gücü yoğunlaştıran ve böylece daha fazla dışlanmaya ve göçe
yol açan bir sistem. Dünya tamamen göçle meşgul gibi görünüyor,
artık göçle ne yapacağını bilmiyor. Ama göç, sistemin
kendisinin bir ürünüdür. Derinden şiddet içeren, adaletsiz bir
toplumda yaşıyoruz ve her geçen gün daha da kötüleşiyor.
OS:
Savunduğunuz “epistemolojik değişim”
burada mı devreye giriyor?
JB:
Bu konuları incelemeyen insanlar neler olup bittiğini tam olarak
anlamıyorlar. Alışveriş merkezine gidiyorlar, tenis oynuyorlar ve
derslere giriyorlar. Durup düşünmüyorlar. Raflarda ne varsa
almaya devam ediyorlar. Sadece Starbucks'a uğrayıp bir kahve içmek
istiyorlar. Bu, sözde “normal dünya”. Ama bu dünya
parçalanıyor. Ve bu konuları inceleyenler sorunu
görebiliyorlar.
Bu çılgınlığa son vermek için cesarete
ihtiyacımız var. Farkındalık bu anlama geliyor. Ve üniversiteler
gençlerin bu farkındalığı geliştirmelerine yardımcı olmalı.
Gençliğin halkın umudu olduğu, çünkü yeni fikirlerin
gençlerden geldiği sık sık söylenir. Bu güzel. Fakat bugün
gençliği şekillendiren hegemonik kültür ne olacak? Bizi aşırı
bireyciliğe doğru iten güçlü bir zorlama var. Birçok genç
artık çocuk sahibi değil. İki köpekleri veya üç kedileri
olabilir, ama çocukları olmaz. Neden? Çünkü bu çok fazla
sorumluluk, üstlenmeye hazır olmadıkları bir sorumluluk. Bu
zamanın bir işareti ve endişe verici. Çocuk sahibi olanların iyi
bir hayat yaşayamayacağı düşüncesini yansıtıyor. Bunun
yerine, hakim fikir şu: "Kariyerime odaklanmalıyım."
Romantik
ilişkiler dahi bu mantığı yansıtmaya başladı: Senin kendi
hayatın var, benim kendi hayatım. Senin kendi işin var, benim
kendi işim. Senin kendi dünyan var, benim kendi dünyam. Canımız
istediğinde bir araya geliriz, seyahat ederiz, eğleniriz.
İstemezsek, güle güle. Hayata bakış açımla, diyorum ki: Ne
yazık.
İnsan
olmanın anlamının büyük ve güzel bir parçasını kaybediyoruz
ve insanlık bir krize giriyor. Çünkü gençler bu yaşam tarzına
uyum sağladıkça, kurumsal çıkarlara daha da bağımlı hale
geliyorlar. Artık kamusal yaşam yok, herkes evden çalışıyor,
para kazanıyor, fakat dünyayı görmüyor. Kültürümüz böyle mi
olacak?
OS:
Bu senaryoda halk sağlığının rolü ne
olabilir?
JB:
Halk
sağlığının rolü, neler olup
bittiğini incelemek, araştırmak, farkındalığı artırmak ve
gençleri değişim yaratmaya teşvik etmektir. Bir eğitim kurumunun
liderliği bu konuların farkına vardığında ve içsel bir hareket
başlattığında, gençler bu duyarlılığa, bu etik içgüdüye
sahip oldukları için karşılık verirler (bu daha sonra burada
eleştirdiğimiz dünyanın mantığı içinde kaybolur).
Gençlerin
ülkelerini, dünyadaki yerlerini takdir etmeyi ve sevmeyi
öğrenmelerine yardımcı olmanın birçok yolu var. Neden hala her
şeyin Kuzey'de daha iyi olduğuna inanıyoruz? Bu bir kültür, bir
ülke, bir toplum için yıkıcıdır. Genel bir bağımlılık
zihniyeti, kültürel, politik ve diğer açılardan, hakim olmaya
devam ediyor. Sonuç olarak ne yapmamız gerektiğini başkaları
dikte etmeye devam ediyor. Artık böyle yaşamayı göze alamayız.
KAYNAK: https://peoplesdispatch.org/2025/11/03/jaime-breilh-health-is-incompatible-with-capital/
DİPNOTLAR
1. Jaime Breilh ile yapılan röportaj Gabriel Brito ve Gabriela Leite tarafından gerçekleştirilmiş ve Portekizce olarak Outra Saúde'de yayınlanmıştır. Uzunluk açısından hafifçe düzenlenmiştir.
2. https://www.fm.usp.br/fmusp/eventos/conferencia-de-abertura-simcol-2025
3. https://outraspalavras.net/outrasaude/
4. Dekartçı
5. https://ufba.br/conteudo/naomar-de-almeida-filho
6. Yeni veri kaynaklarından elde edilen daha büyük, daha karmaşık veri kümeleri.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder