Translate

6 Temmuz 2026 Pazartesi

Devrimden sonra?

 


Sosyalistler genellikle “önlerindeki” görevler konusunda tartışmak isterler. Bugünün görevi “devrim yapmaktır”, o halde devrim konuşulmalıdır. “Devrimden sonrası” ise, devrim yaptıktan sonranın konusudur. Şimdiden konuşmanın pek anlamı yoktur. Nitekim Marx da kapitalist sistemin işleyişini eleştirmeye odaklanmış, “gelecekteki komünist toplumun yemek tariflerini yazmayı” reddetmiştir.

Ancak geçen yazımızda da belirttiğimiz gibi bugün elimizde 155 yıllık bir sosyalizm deneyimi var ve bu deneyim bize sosyalistler için iktidarı elde tutmanın, iktidarı ele geçirmekten daha zor olduğunu gösterdi. Gerçi bunun böyle olacağını Lenin bize bir asırdan daha uzun bir süre önce söylemişti.

DEVRİMLE SINIF MÜCADELESİ BİTMİYOR

Hepimiz biliyoruz ki, sosyalist bir ülkede devrimden sonra komünistlerin görevi bitmiyor. İşçi sınıfının siyasi iktidarı ele geçirdikten sonra sınıf mücadelesini Lenin’in de dediği gibi “farklı koşullar altında, farklı biçimde ve farklı araçlarla” sürdürerek, komünizmi inşa etmesi, yeni ekonomik ilişkiler kurması ve yeni bir toplum yaratması gerekiyor. Maalesef geçmiş sosyalizm deneyimleri bu konuda pek de başarılı olamadığımızı gösterdi.

Lenin devrimden bir buçuk yıl kadar sonra komünistlere şöyle sesleniyordu:

Zafer elde etmek, sosyalizmi inşa etmek ve sağlamlaştırmak için proletaryanın ikili bir görevi yerine getirmesi gerekir:

Birincisi, sermayeye karşı devrimci mücadelede tüm emekçi ve sömürülen kitleyi kazanmalıdır; onları kazanmalı, örgütlemeli ve burjuvaziyi devirmek ve direnişlerini tamamen bastırmak için mücadeleye önderlik etmelidir.

İkincisi, tüm emekçi ve sömürülen kitleyi ve tüm küçük burjuva gruplarını yeni bir ekonomik kalkınma yoluna, yeni bir toplumsal bağın, yeni bir emek disiplininin, yeni bir emek örgütlenmesinin yaratılmasına yönlendirmelidir; bu örgütlenme, bilim ve kapitalist teknolojinin son noktasını, sınıf bilincine sahip işçilerin kitlesel birlikteliğiyle birleştirerek büyük ölçekli sosyalist sanayi yaratacaktır”.

Lenin’in ne kadar uzak-görüşlü bir lider olduğunu biliyoruz. Maalesef bu konuda da ülkesinde sosyalizmin geleceğini büyük bir isabetle görmüş ve komünistleri uyarmıştı:

İkinci görev (yukarıdaki paragraf), birincisinden daha zordur, çünkü tek bir kahramanca coşku eylemiyle yerine getirilmesi mümkün değildir; sıradan, günlük işlerde en uzun süreli, en ısrarlı ve en zorlu kitlesel kahramanlığı gerektirir. Ancak bu görev, birincisinden daha önemlidir, çünkü son tahlilde, burjuvaziye karşı kazanılan zaferlerin en derin güç kaynağı ve bu zaferlerin kalıcılığının ve sürekliliğinin tek garantisi, ancak yeni ve daha yüksek bir toplumsal üretim biçimi, kapitalist ve küçük burjuva üretiminin yerine büyük ölçekli sosyalist üretimin getirilmesi olabilir”.

Sosyalist deneyimlerin tarihine baktığımızda, komünistlerin “birinci” görevi, yani karşı devrimin başını ezmeyi büyük bir başarıyla yerine getirdiklerini, fakat “ikinci” görevde aynı başarıyı sergileyemediklerini görürüz.

Lenin “proletarya diktatörlüğünün” başarısının garantisinin, proletaryanın kapitalizme kıyasla daha üstün bir emek örgütlenmesi yaratması olacağını söylemişti:

Sınıfları tamamen ortadan kaldırmak için, sömürücüleri, toprak sahiplerini ve kapitalistleri devirmek, mülkiyet haklarını ortadan kaldırmak yeterli değildir; üretim araçlarının tüm özel mülkiyetini ortadan kaldırmak, şehir ve kırsal kesim arasındaki ayrımı, ayrıca kol işçileri ve kafa işçileri arasındaki ayrımı ortadan kaldırmak da gereklidir”.

Sosyalizm deneyimleri bu konularda hiçbir şey yapmadı demek elbette haksızlık olur. Hatta Sovyet iktidarının ilk yıllarında, Çin’de ve Küba’da bu alanda büyük adımlar da atıldı. Ancak hiçbir sosyalist ülkenin kır – şehir çelişkisini ve bunun dolaysız devamı olan bedensel emek – zihinsel emek çelişkisini çözmekte çok ileri gidebildiğini söylemek de mümkün değil.

Yine Lenin sosyalizmin kalıcı zaferini, emek verimliliğinde kapitalizmin geride bırakılmasına bağlamıştı:

Son tahlilde emek verimliliği, yeni toplumsal sistemin zaferi için en önemli, en temel şeydir. Kapitalizm, serflik döneminde bilinmeyen bir emek verimliliği yarattı. Kapitalizm, yeni ve çok daha yüksek bir emek verimliliği yaratan sosyalizm tarafından tamamen alt edilebilir ve tamamen alt edilecektir... Komünizm, kapitalizm altında var olanla karşılaştırıldığında, gönüllü, sınıf bilincine sahip ve birleşik işçilerin ileri teknikleri kullanarak elde ettiği daha yüksek emek verimliliğidir”.

Sovyetler Birliği’nin bu alanda da sergilemiş olduğu “efsanevi” deneyimler vardır. Bunlardan biri “subbotnik” deneyimidir.


SUBBOTNİKLER

Moskova - Kazan Demiryolu bölgesindeki komünistler ve sempatizanların 7 Mayıs 1919’da düzenlenen genel toplantısında, Komünistler ve sempatizanların sınıf düşmanına karşı üstünlük sağlamak için, “Cumartesi” günleri altı saat fazla çalışmaları önerildi. Öneri oybirliği ile kabul edildi ve 10 Mayıs Cumartesi günü saat 18:00'de, Komünistler ve sempatizanlar işyerlerinden ayrılmayarak, çalışmaya devam ettiler. Lenin’in “muhteşem başlangıç” olarak adlandırdığı bu hareket kısa sürede bütün Rusya’ya yayıldı.

Bu gönüllü ve ücretsiz toplumsal çalışma Cumartesi günü yapıldığından, Rusça "Cumartesi" (subbota) kelimesinden türetilen “subbotnik” sözcüğüyle anıldı. Lenin, 28 Haziran 1919 tarihinde kaleme aldığı “Muhteşem Bir Başlangıç: Cephe Gerisindeki İşçilerin Kahramanlığı Komünist Subbotnikler” başlıklı broşürde, işçilerin “kendi inisiyatifleriyle” örgütledikleri “komünist subbotnikler” için şu ifadeleri kullanıyordu:

Bu (komünist subbotnikler), burjuvazinin devrilmesinden daha zor, daha somut, daha radikal ve daha belirleyici bir devrimin başlangıcıdır; çünkü bu, kendi muhafazakarlığımıza, disiplinsizliğimize, küçük burjuva egoizmimize, lanetli kapitalizmin işçi ve köylüye miras bıraktığı alışkanlıklara karşı bir zaferdir. Ancak bu zafer pekiştiğinde yeni toplumsal disiplin, sosyalist disiplin yaratılacak; ancak o zaman kapitalizme geri dönüş imkansız hale gelecek, komünizm gerçekten yenilmez olacaktır”.

Lenin çok haklıydı, çünkü komünist subbotnikler, işçi sınıfının özgür ve bilinçli disiplinine dayalı “yeni” bir emek örgütlenmesi biçimiydi. Feodalite emeği esas olarak “kaba kuvvetle” örgütlerken, kapitalizm “açlıkla” veya “sokakta kalma korkusuyla” örgütlüyordu. Oysa sosyalizmde emek örgütlenmesi, işçi sınıfının “özgür ve bilinçli disiplinine” dayanmalıydı.

Komünist subbotnikler”, işçilerin emek verimliliğini geliştirme, yeni bir çalışma disiplini benimseme, sosyalist ekonomi ve yaşam koşulları yaratma konusundaki bilinçli ve gönüllü girişimlerini göstermeleri nedeniyle son derece büyük bir tarihsel öneme sahipti.

Lenin komünist subbotnikler hareketine büyük değer biçiyor, “10 Mayıs 1919'da Moskova-Kazan Demiryolu işçileri tarafından Moskova'da düzenlenen ilk komünist subbotnikin , Hindenhurg'un veya Foch ve İngilizlerin 1914 - 18 emperyalist savaşındaki zaferlerinden daha büyük tarihsel öneme sahip olduğunu söyleyebiliriz” ve “Moskova - Kazan Demiryolu işçileri tarafından örgütlenen komünist subbotnik, yeryüzündeki tüm halkları sermayenin ve savaşların boyunduruğundan kurtaran yeni, sosyalist toplumun hücrelerinden biridir” diyordu.

Küba’da da devrimin ilk yıllarında Sanayi Bakanı Ernesto Che Guevara’nın, bürokrasiyi ezmek, işçilerle bağ kurmak ve üretimi artırmak amacıyla Sanayi Bakanlığı bürokratlarına hafta sonları gönüllü olarak tarlalarda şeker kamışı kestirdiğini biliyoruz. Fidel Castro’nun da bu etkinliklere katıldığını fakat orakla bacağını yaralayınca Che’nin Castro’ya, “sen artık gelme” dediğini de biliyoruz. Belki de bu öykü Küba’da sosyalizmin, 1991’den sonra nasıl 35 yıl daha direnebildiğini de anlatıyor. Muhtemelen Fidel ve Che ile birlikte tarlalarda şeker kamışına orak sallayanlar hala hayattalar.

Çin’deki “kültür devrimi” de benzer pratiklerin yaşandığı bir deneyim oldu. Ancak hiçbir sosyalist ülke bu deneyimleri uzun süre sürdürmeyi başaramadı. Sovyetler Birliği'nde 1920'lerde okuryazarlığın artırılması, sanayileşme ve "Stahanovist" hareket gibi yoğun emek teşvikleriyle özellikle ağır sanayi ve madencilikte büyük verimlilik artışları kaydedildi, fakat bu girişimler çeşitlendirilemedi ve sürdürülemedi.


Bu yazımızı da Nazın Hikmet’ten birkaç dizeyle sonlandıralım:


Yapıcılar türkü söylüyor,

yapı türkü söyler gibi yapılmıyor ama.

Bu iş biraz zor”.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder