Translate

22 Ağustos 2013 Perşembe

Küreselleşme ve Sağlık: Süreç, Kanıtlar ve Politika

İnsan Sağlığı ve Eğitim Vakfı (İNSEV) Kasım 2011’de küreselleşmenin sağlık üzerine etkileri üzerine oldukça kapsamlı bir çalışmayı dilimize kazandırmıştır. “Küreselleşme ve Sağlık: Süreç, Kanıtlar ve Politika”* adıyla yayınlanan bu çalışma, küreselleşmenin sağlık üzerine etkilerini sağlığın toplumsal belirleyicileri üzerinden incelemektedir. Kitabın editörlerinden Labonté ve Shrecker, çalışma için kaleme aldıkları “giriş” bölümünde, küreselleşmenin özellikle sağlıkta eşitsizlikler üzerine olan doğrudan ve dolaylı etkileriyle ilgilendiklerini belirtmektedirler.




Küreselleşme     

Literatür incelendiğinde birçok yazarın küreselleşmeyi, kapitalizmin evrimi içinde gelinen yeni bir aşama olarak açıklama eğiliminde oldukları görülür.  Küreselleşmeyi kapitalizmin evrimi içinde yorumlayanlar, küreselleşmeyi ekonomik gelişmenin “doğal” ve zorunlu bir ürünü olarak görmektedirler (Kızılçelik, 2003: 89; Erkizan 2002: 70 - 73). Labonté ve arkadaşları ise küreselleşmeyi ekonominin değil, sermayenin “ideolojik” tercihlerinin bir ürünü olarak değerlendirmektedirler. 1970’lerin başlarından itibaren ekonomik ve politik yaşamda meydana gelen köklü değişimler, sermayenin ideolojik bir tercih temelinde planlı ve programlı olarak yürüttüğü politikaların ürünleridir.

Sermaye, küreselleşme planını 1970’lerden itibaren G7 ülkeleri (Kanada, İtalya, Fransa, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık ve ABD) hükümetleri, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) aracılığı ile uygulamaya koymuştur. Dünya Bankası ve IMF, yapısal uyum kredisi verme karşılığında, kredi alan ülkelerde piyasa egemenliğini sağlayacak şartlar oluşmasını sağlamakta birincil rol oynamıştır. Bir başka deyişle 1970’lerin başlarında dünyanın birçok ülkesinde oldukça yaygın olan sosyal devlet uygulamaları, zaman içinde sürdürülebilir olmaktan çıktığı için veya bu uygulamaları ülkelerin ekonomileri artık destekleyemediğinden değil, sermayenin “piyasanın egemenliğini” sağlama planının uygulamaya girmesiyle ortadan kaldırılmıştır.

Sağlıkta Eşitsizlikler

Sağlıkta eşitsizlikler oluşmasının ve gelişmesinin mekanizmaları, bireyler arasında sosyal tabakalaşma (sınıflaşma), etkenlere maruziyette farklılık, savunmasızlıkta farklılık ve farklı sonuçlar olarak tanımlanmaktadır. Çalışmada küreselleşmenin bu mekanizmalar üzerindeki etkileri ve bireyler, sınıflar ve toplumlar arasında sağlıkta eşitsizlikleri nasıl arttırdığı örneklerle açıklanmaktadır. Sağlığın ekonomi politiği bütün açıklığı ile sergilenmekte ve örneğin ithalatta serbestleşme gibi ilk bakışta sağlıkla hiç ilgisi yokmuş gibi görünebilen bir uygulamanın, nasıl ithalatta serbestleşmeye giden ülkelerde birey ve sınıf bazında sağlıkta eşitsizliklerin arttığını birçok ülke deneyimleriyle sergilenmektedir:

İthalat serbestleşmesi → yerli piyasalara hizmet sunan sektörlerde bazı emekçilerin gelirlerinin azalması veya emekçilerin kayıt-dışı ekonomiye kaymaları  → sosyal tabakalaşmanın artması (gelirleri azalan veya işlerini yitirenlerin toplumsal gradyanda daha alt basamaklara inmesi)  → bu emekçilerin sağlıklarına ilişkin yeni tehlikelere maruz kalmaları → gelir kaybı nedeniyle emekçilerin beslenme, barınma veya temel sağlık hizmetlerine erişiminin bozulması → işsiz kalan emekçilerin geçimlerini sürdürebilmek için en tehlikeli işlerde çalışmayı kabullenmek zorunda kalmaları, en uç örnekte geçimini seks işçiliği ile sağlamak zorunda kalmak…

Kanıt Standartları

Bilindiği gibi halk sağlığının en büyük sorunu, sağlığı olumsuz etkileyen etkenler ile sağlıksızlık arasında nedensellik ilişkisi kurarken, bazen aşılmaları neredeyse imkansız olan engellerdir. Gecikme dönemi oldukça uzun olan sorunlarda ve çok sayıda etkenin olaya karıştığı durumlar araştırmacıların işini güçleştirir. Örneğin sigaranın sağlık üzerine olumsuz etkilerini kanıtlayabilmek için yarım yüzyıla varan bir süreç gerekmiştir (Davis, 2007). Bugün aynı zorlu süreç elektromanyetik alanların (cep telefonları ve baz istasyonları) sağlık üzerine olumsuz etkilerini kanıtlama çabalarında gözlenmektedir (Davis, 2010). Araştırmacıların yanlış pozitif sonuçlardan (tip I hata) kaçınma kaygısı, sağlık alanındaki araştırmaların ortaya somut sonuçlar koyabilmesini engellemektedir.

Küreselleşmenin sağlık üzerine etkilerini “kanıtlamakta” da aynı sorun karşımıza çıkmaktadır. Örneğin Türkiye’nin Avrupa Birliği tarafından dayatılan koşullardan birini kendi hukukuna almasıyla meydana gelebilecek olumsuz sağlık sonuçlarını, bütün değişkenlerin kontrol altında tutulduğu laboratuar koşullarında veya epidemiyolojik çalışma tasarımlarında kullanılan bir ispat derecesiyle ortaya koyabilmek olanaksızdır. Bu durumda aslında klasik kara koyun örneği geçerlidir. Doğada kara koyun bulunabileceğini kanıtlamak için tek bir kara koyunun varlığını göstermek yeterlidir. Fakat doğada kara koyun olmadığını kanıtlayabilmek için doğadaki bütün koyunlar tek tek gözlenmelidir. Aksi halde birçok durumda sigaraya karşı etkin önlemler alınması için yarım yüzyıl yitirildiği gibi, küreselleşmenin sağlığa olumsuz etkilerini engellemek için çok uzun zaman yitirilecektir.

Kitaptan Bazı Bölümler

Cornia ve arkadaşları küreselleşme ile mortalite eğilimlerini değerlendirerek, 1980’ler ve 1990’larda uygulanan küreselleşme politikaları sonucu doğuşta beklenen yaşam süresindeki iyileşmenin, bu süreçteki bütün olumlu etkenlere (soğuk savaşın bitmesi, doğum oranlarında keskin düşüş, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması, biyomedikal devrim vs) rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş gösterdiğini ortaya koymaktadırlar (Labonté ve ark, 2011: 46 – 74).

Koivusalo ve arkadaşları küreselleşmenin, ulusal hükümetlerin ülkelerindeki toplumsal eşitsizlikleri azaltabilecek politikalar üretebilmelerini nasıl sınırlandırdığını örneklerle anlatarak, özellikle ticaret anlaşmalarının sağlık üzerine olası olumsuz etkileri telafi edebilecek önlemler alma zorunluluğunun altını çizmektedirler (Labonté ve ark, 2011: 120 – 138).

Lister ve Labonté küreselleşmenin sağlık sistemleri üzerinde oluşturduğu baskıları ve sağlık “reformlarını” değerlendirerek, Alma-ata Deklarasyonu’ndan sağlıkta özelleştirmeye ve piyasalaştırmaya giden yolda sağlık hizmetlerinin metalaştırılmasına yol açan sağlık politikalarını irdelemektedirler (Labonté ve ark, 2011: 200 – 226).

Packer ve arkadaşları küreselleşmenin sağlıkta beyin ve emek göçünü nasıl teşvik ettiğini ve yönlendirdiğini ve bu göçlerin özellikle dezavantajlı ülkelerde sağlık üzerine olumsuz sonuçlarını ortaya koymakta ve bu olumsuzlukların giderilebilmesine yönelik öneriler getirmektedirler (Labonté ve ark, 2011: 234 – 253).  

Correa kamuoyunda pek sık tartışılmayan bir konuyu, küreselleşmeyle yaygınlaşan fikri mülkiyet hakları ve sağlıkta eşitsizlikler arasındaki ilişkiyi değerlendirerek, patent düzenlemeleriyle nasıl milyonlarca insanın yaşamının tehdit edildiğini ortaya koymaktadır. İlaç endüstrisindeki patent uygulamalarını değerlendiren yazar, kürselleşme ile insanların tıbbi tedaviye erişimlerinin nasıl kısıtlandığını ve bunların trajik sonuçlarını sergilemektedir (Labonté ve ark, 2011: 285 – 309). 

Lee ve arkadaşları sağlıkta küresel yönetişimi ele alarak, toplum sağlığı sorumluluğunun devlet, piyasa ve sivil toplum üçgeninde şekillenmesinde başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere küresel aktörlerin rolünü tartışmaktadır (Labonté ve ark, 2011: 316 – 337).

Akif Akalın

KAYNAKLAR

Davis DL. (2007). The Secret History of the War on Cancer. New York, NY: Basic Books.

Davis DL. (2010). Cepteki Tehlike: Disconnect. İstanbul: İnno Yayıncılık.

Erkizan, HN. (2002). Küreselleşmenin Tarihsel ve Düşünsel Temelleri Üzerine. Doğu-Batı Düşünce Dergisi, 18. (Şubat, Mart, Nisan).

Kızılçelik S. (2003). Küreselleşme, Beden ve Şizofreni. CÜ Tıp Fakültesi Dergisi, 25(4): 89 – 94.


Labonté R, Schrecker T, Packer C ve Runnels V. (Ed). (2011). Küreselleşme ve Sağlık: Süreç, Kanıtlar ve Politika. İstanbul: İNSEV Yayınları


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder