Translate

7 Kasım 2013 Perşembe

Ekim Devrimi’nden geriye bir şey kaldı mı?

Birçoklarına “espri” gibi gelebilecek bu soru aslında oldukça meşru bir sorudur. İsterseniz tarihi bir kez daha mercek altına alalım. Eski takvim 25 Ekim, yeni takvimle 7 Kasım’da Kızıl Muhafızlar (yani Bolşevikler önderliğinde silahlanan fabrika işçileri) ayaklandılar ve 8 Kasım sabahı saat 2’de Kışlık Saray’ı ele geçirdiler. Hükumet 9 Kasım’da kuruldu. 11 Kasım’dan itibaren ülkeyi Kararname’lerle yönetmeye başlayan Devrim Hükumeti’nin ilk kararnameleri arasında sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesinin de (13 Kasım) bulunması tesadüf olabilir mi?

Ekim Devrimi üzerinden 96 yıl geçti. Bu yazıyı kaleme almaya (klavyeye mi demeli artık?) karar verdiğimde şöyle bir düşündüm, neredeyse 14 – 15 yaşımdan beri (hesabıma göre 40 yıla yakın) Ekim Devrimi’nin yıldönümlerini kutlamışım…

Ekim Devrimi ile ilk kez yetmişli yıllarda lise sıralarında tanıştığımı anımsıyorum. O yıllarda böyle “önemli” günler çok büyük bir coşkuyla kutlanırdı. Esmer bir delikanlının gür bir sesle “… yıl önce bugün, dünyanın altıda biri…” diye haykırdığını hala duyar gibiyim.

12 Eylül döneminde Ekim Devrimi’nin yıldönümleri evlerde, gizli-saklı, küçük arkadaş toplantılarında kutlanırdı. Sosyalizmin çözülmesinden sonra kutlamalar önce buruklaştı, sonra neredeyse “anmalara” döndü.

Son yıllarda 7 Kasım’lar daha çok “muhasebe” günleri haline gelmeye başladı. Ben de burada Ekim Devrimi’nin sağlık noktasından kısa bir muhasebesini yapmaya çalışacağım…

Ekim Devrimi sağlık hizmetlerini sosyalleştirmek için mi yapıldı?

Birçoklarına “espri” gibi gelebilecek bu soru aslında oldukça meşru bir sorudur. İsterseniz tarihi bir kez daha mercek altına alalım. Eski takvim 25 Ekim, yeni takvimle 7 Kasım’da Kızıl Muhafızlar (yani Bolşevikler önderliğinde silahlanan fabrika işçileri) ayaklandılar ve 8 Kasım sabahı saat 2’de Kışlık Saray’ı ele geçirdiler. Hükumet 9 Kasım’da kuruldu. 11 Kasım’dan itibaren ülkeyi Kararname’lerle yönetmeye başlayan Devrim Hükumeti’nin ilk kararnameleri arasında sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesinin de (13 Kasım) bulunması tesadüf olabilir mi?

Bugün dünyanın her yerinde devletlerin sağlık hizmetlerine ilişkin şu veya bu ölçüde görevleri vardır. Çoğumuz bu durumun “ezelden” beri böyle geldiğini düşünürüz, fakat yanılırız. 1917 yılında dünyanın hiçbir ülkesinde sağlıkla ilgilenmek üzere kurulmuş ayrı bir Bakanlık yoktu. Birçok “gelişmiş” ülkede sağlık, İçişleri Bakanlığı içinde örgütlü birimlerle idare ediliyordu. Tarihte sağlığı ayrı bir Bakanlık kurarak devletin bu alanda gerçek anlamda “rol aldığı” ilk ülke Sovyetler Birliği’dir. Önce 1918 Şubat’ında bir Sağlık Departmanları Konseyi kurulmuş, daha sonra 18 Haziran 1918’de de dünyanın ilk Sağlık Bakanlığı kurulmuştur.

Kimilerinin aklına belki o dönemlerde gelişmiş ülkelerde de bir Bakanlık olmasa da devletlerin sağlıkla ilgili yükümlülükler üstlenmiş olabileceği gelebilir. Evet, Avrupa’nın birçok ülkesinde devletler ortaçağdan beri limanlarda karantinalar kurmuş, belediyeler bünyesinde sağlık örgütleri oluşturmuştu. Ancak 1917 sonunda dünyanın hiçbir ülkesinde sağlık hizmetleri Rusya’da olduğu gibi “herkese eşit, ücretsiz sağlık” ilkesiyle ve devlet eliyle örgütlenmemişti; yani dünyanın geri kalanında sağlık hizmetlerinden yalnızca maddi durumları bu hizmetleri satın alabilecek kadar iyi olanlar yararlanabiliyorlardı. Dünya üzerinde insanoğlunun cüzdanında para olmasa da ihtiyaç duyduğunda bir sağlık kuruluşuna gidebildiği ilk ülke Sovyetler Birliği olmuştur.

Sovyetler Birliği olmasaydı işçi sağlığı diye bir şey olur muydu?

Bu soru da birçoklarına “saçma” görünebilir. Hatta bazıları Bismarck’ın daha 1880’lerde Almanya’da sigorta uygulamasını başlattığını söyleyebilir. Doğrudur, Avrupa’da 1880’lerden itibaren hastalık sigortası kurulmuş, Almanya başta olmak üzere bir dizi batı Avrupa ülkesi işçilere prim karşılığında sigorta dispanserlerinde ve sigorta hastanelerinde tedavi hizmetleri sunmaya başlamıştır. Fakat bunlar “bugün” anladığımız anlamıyla çağdaş işçi sağlığı hizmetleri olmaktan çok uzaktır. Bunlar yalnızca hasta olan işçilerin tedavi için aldıkları hizmetlerdir.

Sovyetler Birliği ise daha 10 Haziran 1918’de topladığı 1. Bütün Rusya Tıp-Hijyen Departmanları Kongresi’nde ülkedeki hijyen çalışmalarının yönetimini merkezileştirmiş ve bu hizmetlerden bütün toplumun yararlanmasını sağlayacak tedbirler almıştır. SBKP’nin 1919 yılında toplanan 8. Kongresi’nde “herkese yüksek standartlarda ücretsiz önleyici ve tedavi edici hizmetler” sağlanmasını kabul edilmiştir. Böylece 1921 yılında Erisman Hijyen Enstitüsü ve 1923 yılında İş Hijyeni ve Meslek Hastalıkları Enstitüsü kurulmuştur. Tarihte sağlık hizmetlerini hekimlerin muayenehanelerinden ve hastanelerden çıkartarak fabrikalara ve tarlalara, işçi sınıfının ayağına götüren ilk ülke Sovyetler Birliği olmuştur.

Her ne kadar Uluslararası Çalışma Örgütü’nün kuruluşu 1919 yılına dayansa da (ki bu örgütün kurulma kaygılarının başında da Ekim Devrimi gelir), örgüt “işçi sağlığı” tanımını ancak 1950 yılında yapabilmiştir (!). “Batılı” ülkelerde hastalanan işçilerin muayene ve tedavisinin ötesinde bugünkü anlamıyla işyeri hekimliği hizmetleri sunulmaya başlaması ise 1970’li yıllarda başlamıştır. ABD’de işçi sınıfının uzun yıllar alan mücadelesi sonunda İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası ancak 1970 yılında kabul ettirilebilmiştir. 

Sel gider kum kalır

Günümüzde sosyalizm Karayiplerdeki küçük bir adaya sıkışmış görünebilir fakat Ekim Devrimi’nin (ve sosyalizmin) kazanımları, çoğumuz farkında olmasak dahi yaşamaya devam ediyor. Kuşkusuz sosyalizmin çözülmesinden bugüne emekçiler dünyanın her köşesinde birçok haklarını yitirdiler ve hala yitirmeye devam ediyorlar. Fakat kapitalist devletler bütün çabalarına rağmen sağlıkta 1917 öncesine dönemiyorlar. 

Tamam, şimdi sağlık piyasaya açıldı ve artık bir hekim size ameliyat olmanız gerektiğini söylediğinde bunu gerçekten sağlığınız için mi, yoksa performans puanı toplamak için mi öneriyor bilemiyorsunuz. Evet, her geçen gün sağlığınız için cebinizden daha fazla para çıkıyor. Ancak 1917 öncesini anımsayın: Ekim Devrimi öncesinde zaten bunların hiçbiri yoktu. Sağlığın bir “hak” olduğu, bilincimize Ekim Devrimi sayesinde kazındı. Hiçbir güç bunu bilincimizden silemeyecek. Sel gidecek, kum kalacak ve sağlık bir gün yine hepimiz için “hak” olacak.

Akif Akalın        

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder