Translate

21 Kasım 2014 Cuma

Düşerek mi, açlıktan mı öleyim?

Ben biliyorum, o direğin tepesine çıkarsam düşüp ölürüm. Bilmediğimden değil! Çıkmazsam işten atılırım, açlıktan ölürüm. Ben direkten düşerek mi öleyim yoksa açlıktan mı öleyim; bu ikisi arasında tercih yapmak durumundayım. Benim önümde yaşam tercihi yok zaten!”


Sacayak Dergisi: Kot taşlama işinde çalışanların tedavi edilemez hastalığa yakalanması üzerine ne söylemek istersiniz?

Akif Akalın: Kot taşlama atölyeleri birer küresel fabrikadır aslında. Bu nedir? Kot taşlama, kotun kumaşının eskitilmesi! Kotun kumaşını eskitmenin en ucuz yolu içinde silisyum bulunan kumlama. Yüksek basınçlı kompresörlerle kum püskürtüldüğü zaman kot kumaşı eskimiş bir görünüm alıyor. Biliyoruz ki deniz kumu içindeki silika kansere yol açan bir maddedir. İnsan sağğına çok zararlı ve çok kısa sürede insanda kanser oluşturuyor.

Bu işlemde kum püskürtürken makinelerin kapalı ortamda çalışması gerekir. İşçi, sağlık ve iş güvenliği önlemleri yeterince alınmazsa işçiler bu tür kimyasal maddelere karşı korunmasızdır. Bu işyerlerinde sendikasız işçiler çok ucuza, güvencesiz, sigortasız çalıştırıldılar. Bunların kaç kişi olduğunu hâlâ bilmiyoruz. İşverenler üç kuruş kâr etmek için bu işçilerin sağlıklarını tehlikeye attılar. Ve biz bu işçileri, kanser oldukları zaman fark etmeye başladık.

Böyle bir şeyin, işçi sınıfı mücadelesinin güçlü olduğu, sendikal hakların, işçi sağğının, iş güvenliği yasalarının güçlü olduğu bir ülkede uygulanabilmesi mümkün mü? Değil! Mesela, Kanada’da, Almanya’da göremiyoruz. O zaman ne oluyor? Üretici firmalar bu üretimi işçi sağğı, iş güvenliği yasalarının yeterince güçlü olmadığı ülkelerde yaptırıyorlar. Ne yazık ki, Türkiye işçi sınıfı mücadelesinin güçlü olmadığı; işçilerin iş güvenliği, işçi sağğı konusunda yeterince bilinçli olmadığı bir ülke! Kot işçileri problemi Türkiye’de bu yüzden var.

Türkiye’de işçi sınıfı mücadelesinin Batılı gelişmiş kapitalist ülkeler göre daha geri olması; işçi sağğı, iş güvenliği yasalarının olmaması, işverenlerin rahatça işçi sağğını tehlikeye atarak işlerini, kârlarını güvence altına alabilmeleri sağlıyor. Normal şartlar altında sağlıklı bir insanda bu kadar kısa bir sürede kanser gelişmesi mümkün değil. Kanser uzun yıllarda gelişen bir hastalık! Bu kadar kısa süre içinde kansere yol açan nedir? Bu arandığında, silika olduğu bulundu. Bu işçilerin ortak hikâyeleri küçük atölyelerde çalışş olmalarıydı. Bundan sonra yapılan iki şey var: Bir tanesi bu insanlara yardımcı olmaya çalışmak. Kayıtsız çalıştıklarından bu insanların tümüne ulaşmak mümkün olmadı. Bugün hâlâ ulaşamıyoruz. Kaç kişi bu sektörde çalıştı, hangi koşullarda çalıştı bilemiyoruz.

SD: Demek ki eğitimsizlik ile yasalarındaki boşluklardan sermaye sahiplerinin yararlanması bir arada.

AA: Bir şeyin pek çok sebebi vardır. Ancak bir olguyu pek çok sebebe bağlarsanız esas önemli olan gözden kaçar. Kot işçilerinde görülen bu hastalığın esas sebebi sendikasız ve sigortasız çalışmadır. Eğitimsizlik de bir sebeptir, ama bu insanlar sendikasız, sigortasız çalıştıktan sonra üniversite mezunu olsaydı ne olacaktı? Eğitim mutlaka önemlidir. Kendisi eğitim işi içinde olan biri olarak eğitimi yadsıyamam. Ama insanlar bugün ağır ve tehlikeli işlerde, hayatlarını tehlikeye atarak çalışıyor.

İşçi Sağğı Platformu, Petrol-İş Sendikası’nda bir toplantı düzenlemişti. Bu toplantıda uzmanlar, bilim adamları, sendika liderleri işçileri eğitmek gerektiğinden, eğitimli olursa işçilerin buna karşı mücadele edeceklerinden konuştular. Bir akademi kurulur, bilimsel çalışmalar yapılır, işçiler bilinçlendirilirse bu sorunların önüne bir ölçüde geçilebileceğini düşündüler. Tuzla tersanelerinden gelen bir işçi kalktı, bu insanlara çok güzel bir cevap verdi:

Ben biliyorum, o direğin tepesine çıkarsam düşüp ölürüm. Bilmediğimden değil! Çıkmazsam işten atılırım, açlıktan ölürüm. Ben direkten düşerek mi öleyim yoksa açlıktan mı öleyim; bu ikisi arasında tercih yapmak durumundayım. Benim önümde yaşam tercihi yok zaten!”

Birincisi, sendikalı, sigortalı olmak! Eğer o işçi sendikalı, sigortalı olsa okuma yazma bilmese bile bu kadar kötü duruma düşmez. Çünkü sendika onun hakkını koruyacaktır. İşçi sağğı, iş güvenliği yasaları Türkiye’de o kadar kötü değil. Bir ölçüde var, ama uygulanmıyor bunlar. Sigorta olsa sigorta müfettişleri bunları uygulatmak zorunda kalacaklar.

Devlet denetiminden, işçi sağğı-iş güvenliği denetiminden kaçmak için sigortasız çalıştırıyorlar ve taşeron kullanarak işçi sayılarını bölüyorlar. Adam, “benim işyerimde yüz kişi çalışıyor” demiyor. “Benim işyerimde on tane taşeron firma çalışıyor, bunların her biri ayrı şirket” diyor. Böylece işçi sağğı-iş güvenliği yasalarının getirdiği yükümlülüklerden kurtuluyor. Bu nedenle taşeronda çalışmak zorunda kalan işçi üniversite mezunu olsa ne değişir? Hiçbir şey değişmez. Bu iş kazaları yine olur, çünkü insanlar açlıktan ölmekle iş kazasında ölmek arasında tercih yapıyorlar. Sadece kendileri değil, çolukları çocukları da açlıktan ölecek. İş kazalarında ölen işçilerin hepsi çolukları-çocukları aç kalmasın, açlıktan ölmesin diye ölmüşlerdir. Toplumun dikkatini esas bu noktaya yönlendirmek gerekiyor.

SD: İşçi sağğıyla ilgili çalışmalara Alevi-Bektaşi örgütleri destek verdi mi?

AA: Alevi-Bektaşi kuruluşlarının bu mücadelenin neresinde olduğunu hakikaten bilmiyorum. Herkese Sağlık, Güvenli Gelecek Platformu yaklaşık yüz kuruluşun bir araya gelerek oluşturduğu bir platform. Bu mücadele, toplumsal bir mücadele! Bunun dışında kalmaları mümkün değil. Bu toplum içinde yaşayan emekçilerin belli bir temelde örgütlendiği bir kurum, yani meşru bir kurum. Kendi talepleri doğrultusunda mücadeleye devam ederken bütün toplumu ilgilendiren böyle bir konuda suskun kalmaları mümkün değil. Bu nedenle Alevi-Bektaşi örgütlerinin gerçekten programlarında bu toplumsal sorunlara öncelik vermeleri gerekir.

SD: Alevi-Bektaşiler bu toplumun bir parçası olarak bu platformların içinde olmalı diyebilir miyiz?

AA: Bu Alevi örgütlerinin kendi talepleri için mücadele etmemeleri, kendi bağımsız kimliklerini korumamaları anlamına gelmez. Onlar gene kendi mücadelelerini sürdürsünler, hatta bu platformlar içinde kendilerini diğer kesimlere ve örgütlere de tanıtsınlar. Bakın bu da büyük bir imkândır. Herkese Sağlık, Güvenli Gelecek Platformuna geldiğiniz zaman insanlar en azından sizin varlığınızdan haberdar olacak. Belki sizin yaptığınız işler hoşuna gidecek, belki onlar size başka katkılarda bulunacaklar. Bir arada olmakta her zaman yarar var. Sadece bir mücadelenin başarısı için değil, bu tür yan yararları da olur.


Röportaj Sacayak Dergisi’nin Mayıs – 2009 nüshasında yayınlanmıştır. (S: 9 – 11). 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder