Translate

2 Kasım 2015 Pazartesi

CHP tabanı ve sağlık

CHP Türkiye’nin en köklü partilerinden biridir. Türkiye’nin ilk partisi olan TKP gibi Kurtuluş Savaşı içinde kurulmuş, Türkiye Cumhuriyeti’nin “kurucu” unsuru olmuştur. Şüphesiz bugünkü CHP, “kuruluş” döneminin CHP’sinden her bakımdan çok farklı bir partidir, fakat CHP’ye “oy verenler”, hala 1920’lerin CHP’sine oy verdiklerini düşünürler ya da en azından bu “duyguyla” oy verirler. Türkiye solu CHP’yi uzun süredir “sol” veya “emekten yana” bir parti olarak görmeyi bırakmıştır, ancak CHP’ye oy veren milyonlar için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Bu anlamda CHP “tabanı” Türkiye solu için önemlidir ve bu tabana ulaşmak için herkes elinden geleni yapmalıdır. 
          
CHP’NİN TABANI

Politikayla hiç ilgilenmeyen biri dahi, CHP’nin tabanı ile tavanı arasındaki derin uçurumu ilk bakışta kolayca görebilir. Yerel düzeyde (il ve ilçe teşkilatları) çeşitli “yerel” çıkar gruplarının egemen olduğu örgüt, “merkezi” düzeyde egemen sınıfların çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir. CHP’li vekiller arasında birkaç ilerici unsurun bulunması (vitrin), CHP yönetiminde kendilerine bir şekilde yer bulan, fakat asla etkin olamayan ilerici aydınların varlığı, CHP’nin “genel” örgütsel yapısını hiçbir şekilde yansıtmamaktadır.

CHP tabanı veya CHP’ye gönül verenlerin ezici çoğunluğu, tavanın aksine çok güçlü bir “emek” eksenli dünya görüşüne sahiptir. CHP’ye oy verenler, CHP merkezinin savunduğu “sermaye” eksenli politikalara değil, CHP’nin “temsil ettiğini” düşündükleri değerlere oy vermektedir. Bu durum ilk bakışta paradoksal görünebilir fakat bu tablo konuyu dağıtmamak için burada ayrıntılarına giremeyeceğimiz Türkiye’nin kendisine özgü tarihsel ve toplumsal koşullarının bir ürünüdür.

CHP’NİN SAĞLIK POLİTİKASI

CHP’nin “son” seçim bildirgesinde sağlığa ilişkin neler söylediğine baktığımızda, CHP’nin sağlıkta “liberal” bir yaklaşımı benimsediği apaçık görülebilir. Kuşkusuz bu durum “sosyal demokrat” olduğunu iddia eden bir parti için büyük bir çelişkidir. Ancak 1980’li yıllarda başlayan neoliberal saldırı karşısında emek güçlerinin geri çekilmesiyle, kendilerini emekten yana gören birçok siyasal yapının (aralarında tabelalarında sosyalist veya komünist sözcüklerini hala koruyanlar da vardır) “liberalleşmesi” atbaşı gitmiştir.

CHP’nin sağlıkta finansmandan, hizmet sunumuna kadar bütün politikaları “liberal” politikalardır ve örneğin AKP’nin izlemekte olduğu politikalarla yalnızca “nüans” farkları barındırmaktadır.

Bilindiği gibi AKP’nin sağlık politikasının temelini sağlıkta özelleştirme ve piyasalaştırma oluşturmaktadır. AKP bu politikalarını Genel Sağlık Sigortası ve Aile Hekimliği gibi araçlarla yaşama geçirmektedir. CHP’nin sağlık programına bakıldığında, bu “araçları” benimsediği, fakat mesela Aile Hekimliği’nde devlet memuru hekimlerin görevlendirilmesi gibi gerçekten “nüans” olarak kabul edilebilecek “farklar” ortaya koyduğu görülmektedir.

CHP TABANINDA SAĞLIK

Gerçi Türkiye solunda “sağlık” gibi konular üzerinden siyaset yapma alışkanlığı yoktur, fakat CHP’nin politikalarını belirleyen küçük bir “elit” dışında herhangi bir CHP’li ile sağlık konuşsanız, karşınızda bir CHP’li değil, bir komünist olduğunu sanabilirsiniz. Size ilk söyleyeceği şey, herkesin gereksindiği sağlık hizmetine koşulsuz erişebilmesi gerektiği olacaktır.

Okurlarımız geçen yıl İstanbul’da Kadıköy NHKM’de ve çeşitli illerde gerçekleştirdiğimiz Toplumcu Sağlık Söyleşileri’ni anımsayacaklar. Bu söyleşilerimize CHP’ye gönül vermiş dostlar da katılıyordu. Toplantılarımızda CHP’li dostların savunduğumuz “toplumcu” sağlık politikalarını “yürekten” benimsediklerini, sağlık politikaları konusunda bizimle her konuda şaşırtıcı ölçüde hemfikir olduklarını gördük.

Gerçekten bugün CHP tabanında sağlıkta özelleştirmeyi ve piyasalaştırmayı savunan birini bulmak çok güçtür. Ortalama bir CHP’li sağlığın devlet tarafından finanse edilmesi ve sağlık hizmetlerinin kamusal hizmetler olması gerektiğini düşünür ve savunur. Çoğunun CHP’nin aynı AKP gibi sağlıkta özelleştirmeci ve piyasalaştırmacı politikaları savunduğundan haberi dahi yoktur.

NE YAPMALI?

Türkiye’de insanların siyasal tercihlerini siyasi partilerin programları ve başta eğitim, sağlık, çevre olmak üzere gündelik yaşamı belirleyen alanlara ilişkin politikaları üzerinden yapmadıkları bir sır değil. Ancak bu durumu “veri” kabul ederek bir yere varabilmek olanaksızdır. Bu siyasi iklim sadece egemen güçlerin işine yarar ve bu ilkimde toplumcu politikalar ve emekten yana siyasi tercihler asla güçlenemez.

Sosyalistlerin insanları gündelik yaşamda karşılaştıkları “somut” sorunlar üzerinden örgütlenmeye ve mücadeleye çağırmaları, siyasal tercihlerini “somut” talepleri üzerinden şekillendirmelerine yardımcı olmaları gerekir.

Elbette bunun için önce sosyalistlerin siyaset yapma tarzlarını gözden geçirmeleri, toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan emekçilerin gündelik taleplerini siyasallaştırmaları ve siyasi programlara dönüştürmeleri, son olarak insanların siyasal tercihlerini bu programlardan yana kullanmalarını sağlamaya çalışmaları gerekir.        

Not: Kuşkusuz bu önerileri yaparken, sosyalistlerin kendi partilerinin siyasi programlarında eğitimde, sağlıkta veya çevreye ilişkin hangi politikaları benimsediğini ve önerdiği politika araçlarını “slogan” düzeyinin üzerinde bildiklerini varsayıyoruz.       

Akif Akalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder