Translate

5 Eylül 2020 Cumartesi

Medyanın “Bilim Kurulu” aşkı

Sağlık Bakanlığı’nın Mart ortalarında bir generalin ölümü üzerine pandeminin ülkemize de ulaştığını kabul etmesinden sonra hayatımıza yeni bir terim girdi: “Bilim Kurulu”.

 

Bakanlığın salgın sürecinde aldığı kararları ve uygulamaları meşrulaştırmak amacıyla oluşturduğu Bilim Kurulu’nu medyamız çok sevdi. Bütün gazeteler ve ekranlar hızla Bilim Kurulu üyeleriyle doldu. Öyle ki, Haziran’dan beri Bilim Kurulu üyelerinin yüzleri, dizi starlarınınkiler kadar tanınır hale geldi.

 

Kuşkusuz bu gelişmenin altında yatan en önemli neden, medyanın toplumun büyük ilgisi olan pandeminin gidişi hakkında Sağlık Bakanı veya Bakanlık yetkililerinden yeterli bilgi alamaması, hatta çoğu kez bunlara “erişememesiydi”. Oysa Bilim Kurulu üyeleri kendilerini 7/24 medyanın emrine sunuyorlardı. Hatta bu durum Bilim Kurulu üyelerine “medya profesörü” denmesine yol açtı.

 

Bilim Kurulu üyeleri giderek kendi uzmanlık alanlarına girsin, girmesin her konuda konuşmaya başladılar. Zaman zaman “birbirleriyle” çelişen açıklamaları olduysa da, asla Bakanla, Bakanlık uygulamalarıyla çelişmemeye özen gösterdiler.

 

Haziran ayında salgına yönelik tedbirlerin gevşetilmesinden sonra, Bilim Kurulu bu karar nedeniyle konunun uzmanı başka bilim insanları tarafından eleştirildiyse de, medya bu eleştirileri görmezden gelmeyi tercih etti. Bilim Kurulu üyeleri de “boş meydanda” Bakanlığın yalnızca “bireysel tedbirlere” dayalı salgınla mücadele stratejisini, her türden eleştiriden muaf olma güvencesiyle sürdürebildiler.

 

Ancak vaktiyle bazı Bilim Kurulu üyelerinin, salgının biteceğini iddia ettiği Ağustos ayında, vaka ve ölüm sayılarının tırmanışa geçmesiyle birlikte, Bilim Kurulu yalnızca diğer bilim insanları tarafından değil, toplumun geniş kesimleri tarafından da sorgulanır hale geldi.

 

Kendisine yönelik eleştirilerin artması üzerine Bilim Kurulu üyesi Profesör Tevfik Özlü, bir radyo kanalına verdiği röportajda daha fazla dayanamadı ve müthiş bir itirafta bulundu: “Maçlar seyircili oynansın ya da oynanmasın, şurası açılsın ya da açılmasın gibi kararları bugüne kadar hiç almadık. Böyle bir karar alma yetkimiz de yok zaten. Sosyal medyadan bana yazıyorlar ‘niye şöyle yapmadınız? neden böyle karar aldınız?’ gibi ama bizim böyle bir yetkimiz yok. Bilim Kurulu olarak biz karar alamıyoruz."

 

Böylece takke düştü ve kel göründü. Marttan beri her sözcükleri manşet olan Bilim Kurulu üyelerinin aslında salgın yönetiminde hiçbir etkileri yoktu. Ertesi gün yaptığı basın toplantısında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da, Tevfik Özlü’nün söylediklerini teyit etti.

 

Fakat bunların üzerinden neredeyse bir hafta geçmesine rağmen, hala gazetelerin ve ekranların Bilim Kurulu üyelerine eski ilgisinin devam ettiğini görüyoruz. Yine manşetlerde filanca Bilim Kurulu üyesi şöyle dedi, falanca Bilim Kurulu üyesi böyle dedi gibi ifadeler görülüyor. Yine ekranlarda haber spikerleri ikide bir Bilim Kurulu üyelerine bağlanıyor, programlara Bilim Kurulu üyeleri davet ediliyor.

 

Profesör Tevfik Özlü’nün itirafı ve Sağlık Bakanı’nın teyidi öncesi tamam, fakat 1 Eylül’den sonra medyanın hala Bilim Kurulu üyelerinin peşinde koşmasını nasıl açıklamalı? Bilim Kurulu’nda yer alan meslekdaşlarımızdan “öğrenebilecekleri” bir şey yok ki…

 

Mesela 21 Eylül’de okullar yüzyüze eğitime geçecek mi, geçmeyecek mi? Profesör Tevfik Özlü daha ne kadar açık söylesin, “kararı biz vermiyoruz” diyor. Yani yüzyüze eğitime geçilip geçilmeyeceğini Özlü’den veya diğer üyelerden “öğrenebilmek” olanaksız. Özlü olsa olsa bu konudaki “şahsi” düşüncesini ifade edebilir. O kadar.

 

Peki, Özlü’nün yüzyüze eğitme geçişe ilişkin “şahsi” düşüncesi değersiz mi? Asla! Fakat takdir edersiniz ki, “karar” üzerine hiçbir etkisi olmayan bu düşünce, en çok bu konunun uzmanı “herhangi birinin” düşüncesi kadar değerlidir. O halde medyanın salgın konusunda “herşeyi” yalnızca Bilim Kurulu üyelerine sorma ısrarı neden?

 

Sağlık Bakanlığı’nın neden bir Bilim Kurulu’na gereksinim duyduğunu çok iyi biliyoruz: aldığı kararlara toplum gözünde meşruiyet kazandırmak. Peki, medya neden Bilim Kurulu’na gereksinim duyuyor? Acaba toplum gözünde “kendisini” meşrulaştırmak için mi?

 

Akif Akalın 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder