Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Cumhurbaşkanı Miguel Mario Díaz-Canel Bermudez, 17 Haziran 2026'da, Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı'nın kapanışında yaptığı konuşmasında, ABD hükumetinin yoğunlaşan ekonomik, ticari ve mali ablukasının Küba’yı her türlü döviz kaynağından mahrum bırakmayı hedeflediğini, Küba'ya karşı sessiz bir soykırım yürütüldüğünü belirttikten sonra, “insanların hayatı bu kadar zorlaştığında, Komünist Parti ve devrimci hükumetin öncelikli görevi krizi daha iyi açıklamak değil, onu aşmak için ne gerekiyorsa değiştirmek” olduğunu söylüyordu. Krizi aşmak için “ne gerekiyorsa” yapmak! Ne gerekiyorsa! Peki, “kapitalizme dönmek” de dahil mi?
KÜBA’NIN İHTİYACI
Bermudez’e göre Küba’nın ihtiyaç duyduğu şey, “makroekonomik istikrarı, üretken açıklığı teşvik edecek ve destekleyecek teşvikleri, hukuki güvenliği, yatırım çekmeyi, teknolojinin yoğun kullanımını ve hedefli ve etkili sosyal korumayı birleştiren, kısa vadede uygulanabilir, kapsamlı ve çevik bir ekonomik gündemdir”.
Bir yandan “önerdiğimiz dönüşümler, sosyalizmin savunmasını ilerletmeyi, sosyal adaleti desteklemeyi ve genişletmeyi, ekonomik zenginlik yaratmayı ve bunu adil bir şekilde dağıtmayı amaçlamaktadır” derken, hemen ardından “zenginlik olmadan dağıtılacak bir şey olmaz; soyut bir sosyal adaletten bahsediyor olurduk” diyen Bermudez, karşımıza “başka” bir sosyalizm tanımıyla çıkıyor.
Bermudez’in sosyalizminde “Devrimin tasavvur ettiği sosyal adalet – genellikle ücretsiz refah programları ve projeleri aracılığıyla en dezavantajlı kesime yardım etme insancıl misyonuyla – halka hiçbir şeye mal olmaz, ancak devlete mal olur. Ve bunu gerçekleştirmek, derinleştirmek, sürdürmek ve korumak için devletin zenginliğe ihtiyacı vardır – ve bu zenginliği kendimiz üretmeliyiz. Zenginlik yoksa sosyal adalet de yoktur ve her şey bir masaldır – her şey bir masaldır! Ya bu koşullar altında üretim yaparız, zenginlik yaratırız ve sonra onu sosyal adalet ve eşitlik ilkesiyle – eşitlikçilikle değil – dağıtırız. İşte meydan okuma budur!”.
BİR BAŞKA SOSYALİZM
1. “Zenginlik olmadan, dağıtılacak bir şey olmaz”: Sosyalizm önce zenginlik yaratma, daha sonra yaratılan zenginliği adil bölüşme düzeni değildir. Sosyalizm, “kaynakların adil paylaşıldığı” bir düzendir.
2. “Devrimin tasavvur ettiği sosyal adalet, halka hiçbir şeye mal olmaz, ancak devlete mal olur”: Halk ile devleti böyle birbirinden ayıran bir tümceyi bir sosyalist liderin ağzından duymak çok alışık olduğumuz bir şey değil, fakat “genel vergilerle” finanse edilen refah programlarının maliyetini halkın değil devletin yüklendiğini “burjuva” politikacılar bile çekinerek söyleyebilir.
3. “Zenginlik yoksa sosyal adalet de yoktur ve her şey bir masaldır”: Belki Bermudez bizi “hayalcilikle” suçlayabilir, fakat biz “o masala” inandığımız için sosyalist olduk.
EMEK İLE SERMAYE ARASINDA EŞİTLİK
Bermudez daha sonra ekonomideki aktörleri “devlet işletmeleri, KOBİ'ler, kooperatifler, tarım üreticileri, yabancı ve Kübalı yatırımcılar, yerleşik ve yerleşik olmayanlar dahil olmak üzere tüm paydaşlar” olarak sıralıyor ve bu aktörler arasında “eşitlik ve entegrasyon gereklidir” diyor.
Bu cümleden de bizi “zenginlik olmadan sosyal adalet olabileceği masalına inanmakla” eleştiren Bemudez’in, Küba’nın “sosyalist inşasına” yabancı ve Kübalı yatırımcıların, yerleşik ve yerleşik olmayanlar dahil olmak üzere tüm paydaşların katkıda bulunacağına inandığını öğreniyoruz.
Bermudez. Fidel Castro ve yoldaşlarının devrimle ülkeden kovduğu yabancı ve Kübalı yatırımcıların, yerleşik ve yerleşik olmayanlar dahil olmak üzere tüm paydaşların Küba’ya yatırım yapmaları ve risk almaları için, “sözleşmeler, intifa hakları, kiralar, imtiyazlar, yüzey hakları ve lisansların, zamansal istikrar ve keyfi değişikliklere karşı korunmasının garanti edilmesini istiyor.
Daha sonra konuşmasını tam bir klasik burjuva politikacı ağzıyla sürdüren Bermudez, “verimsiz genel sübvansiyonların yerine, savunmasız kişilere doğrudan destek sağlanmalıdır” diyor.
Geçen gün sosyal medyada İlker Belek’in sorduğu “kime göre, neye göre verimsiz?” sorusu çok önemli. “Genel” sübvansiyonlar elbette burjuvazi için “verimsiz” sübvansiyonlardır. Sermaye bu kaynakların böyle halka dağıtılarak “verimsiz” kullanılması yerine, kendisine verilmesi gerektiğini savunur.
Bermudez, konuşmasını şaka yapar gibi sürdürüyor: “Bu süreci, bugün Vatan savunması, Devrim ve Sosyalizm mücadelesini paylaşan nesillerin ortak meydan okuması olarak ele alacağız”. Kapitalizmden sosyalizme geçiş süreci elbette böyle tanımlanabilir, fakat Küba’nın bugün içinde bulunduğu “sosyalizmden kapitalizme dönüş süreci” eğer Küba işçi sınıfına değilse, kime bir “meydan okumadır”?
ÇİN’E ÖZGÜ SOSYALİZM
Konuşmasında “Çin ve Vietnam gibi diğer ülkelerdeki sosyalist inşa deneyimleri üzerine bir çalışma yürütül[düğünü]” ifade eden Bermudez’in, bu ülkeleri hala “sosyalist” ülkeler olarak gördüğünü anlıyoruz.
Bermudez’e göre “merkezi planlama, ekonomiyi yönetmek için değil, işletmelerin ve çalışanların verimli bir şekilde mal üretmelerini ve kaliteli hizmet sunmalarını, ayrıca bu amaçlar doğrultusunda yönetimlerine yenilikler getirmelerini teşvik edecek uygun bir kurumsal ve düzenleyici ortam yaratmak için işlev görecektir”.
Peki, ekonominin “merkezi planlamayla yönetilmediği” bir sosyalist düzen olabilir mi?
Marksist-Leninist yaklaşımda bütün büyük üretim araçları devlete aittir ve ekonomi merkezi bir planlama kurulu tarafından yönetilir. Kaynak tahsisi, üretim hedefleri ve fiyatlar merkezden belirlenir. Çin 1970’li yılların sonunda sosyalizmden kapitalizme döndüğünde, bugün “Piyasa Sosyalizmi” denilen bir model geliştirmiştir.
Çin’in liderlik ettiği “piyasa sosyalizminde”, büyük üretim araçları toplumsal mülkiyette kalır, fakat kaynak tahsisini piyasa mekanizmaları (arz-talep, rekabet, fiyat sinyalleri) yönlendirir. İşte Bermudez şimdi merkezi planlamanın büyük ölçüde terk edilildiği “piyasacı sosyalizmi” savunuyor. Savunmakla da kalmıyor, “Ve bu planın, işçilerin katılımıyla, en temelden başlayarak oluşturulmasını kesinlikle sağlamalıyız” diyerek, Komünist Partisi’nin önüne Küba İşçi Sınıfı’nı bu suça ortak olmaya ikna etme görevini koyuyor.
Bermudez merkezsizleştirmeyi (desantralizasyon), merkezi hükumetin görev ve yetkilerini yerel belediyelere devrederek gerçekleştirmeyi planlıyor. Devlet işletmeleri ise, “işletme işlevini, bakanlıkların düzenleyici işlevinden” ayıracak olan Ulusal İşletme Varlıkları Enstitüsü’ne bırakılıyor. Bermudez böylece bakanlıkların yapacağı “düzenlemelerin engel teşkil etmesi önlenebilir” diyor.
Biz Türkiye’de bu söylemi, sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin özelleştirilmesi sürecinden tanıyoruz. Hani önce Anavatan Partisi, sonra diğer bütün burjuva partiler ve son olarak AKP tarafından savunulan “hizmetin sunumu ile finansmanının birbirinden ayrılması” edebiyatı. Bermudez dersini iyi çalışmış, aynı ağızla konuşuyor: “Özerklik, kontrol eksikliği anlamına gelmez; hesap verebilirlik çerçevesini ima eder. Zamanında karar alabilmek, daha iyi ortaklıklar kurabilmek, daha etkili yatırım yapabilmek, daha iyi ücretler ödeyebilmek ve sonuçlardan hem halka hem de devlete karşı sorumlu olabilmek anlamına gelir”.
Bermudez hızını alamıyor: “Devlet işletmelerini güçlendirmemiz gerekiyor, onları felç eden idari mekanizmalarla değiştirmememiz gerekiyor. Bu amaçla, devlet ve işletme fonksiyonları arasındaki ayrımı tamamlamalı, performansı ekonomik ve finansal araçlarla değerlendirmeli ve maddi, mali ve insan kaynaklarını yönetme konusunda gerçek özerklik tanımalı; ardından da denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlamalıyız”.
BOŞ TABAKLA EGEMENLİK OLMAZ
Bermudez, konuşmasının ortasında “Boş tabaklarla egemenlik olmaz” tümcesini kurarak, sadece Fidel Castro’nun, Che Guevara’nın değil, Küba’nın ulusal kahramanı Jose Marti’nin de kemiklerini sızlatıyor. Onlar “ya dolu tabak, ya ölüm” demediler, “ya vatan, ya ölüm” dediler. Fidel Castro, Kübalıların tabaklarının gerçekten boşaldığı, insanların beslenme yetersizliğinden yatağa düştüğü, ülkenin temel sağlık göstergelerinin bozulduğu Özel Dönem’de dahi ulusal egemenlikten asla taviz vermemişti.
Konuşmanın sonraki bölümlerinde “acı itiraflar” var: “Küba'daki atıl araziler ortadan kaldırılmalıdır!”. Sosyalist Küba’da araziler nasıl atıl kaldı, kim atıl bıraktı? “Şu anda marabou otuyla (şeker kamışı tarlalarını işgal eden bir yabani ot) kaplı olan ve gıda üretimi için kullanılması gereken her bir arazi parçası için net bir çözüm bulunmalıdır: ya verimli bir şekilde kullanılmalı ya da bunu yapmaya istekli olanlara devredilmelidir”. Peki, Komünist Partisi şeker kamışı tarlalarını yabani otlar istila ederken ne yapıyordu? Ver – kurtul, öyle mi alay komutanı?
Bermudez diyor ki: “Ulusal egemenliğimizden asla vazgeçmeden veya Devrimle geride bıraktığımız bağımlı ülkeye geri dönmeden, üretim yapmaya istekli ve yetenekli olanlara, yani üreticilere, kooperatiflere, mikro, küçük ve orta ölçekli işletmelere (KOBİ'ler) ve diğer birlik biçimlerine, kullanım hakkı olarak arazi tahsisini genişleteceğiz”. Yani tarımı “sermayeye” açacaksınız, mesela Monsanto gelip sizin tarım alanlarınıza çökecek, ama siz ulusal egemenliğinizi koruyup, Batista Kübasına dönmeyeceksiniz, öyle mi?
Bermudez diyor ki: “Toprağı işleyenlerin, onu verimli hale getirmek için ihtiyaç duydukları şeylere yatırım yapma haklarını tanıyacağız ve gerçek sonuçlar elde etmeye kararlı olanların tohum, gübre, parça ve ekipmanı doğrudan ithal etmelerine izin vereceğiz”. Yani tarımsal üretimde merkezi planlama olmayacak, her üretici ne üreteceğine kendisi karar verecek ve bunun için gerekenleri yapacak. İsrail’den tohum getirecek mesela. Peki GDO? Daha “verimli” değil mi?
Burada Bermudez Kübalılara bir yem atma ihtiyacı duymuş: “Ancak bir ilke açık olmalıdır: Toprak halka ait olmaya devam edecektir ve eğer verim vermezse, ülkeye hizmet etmezse, sosyal işlevini yerine getirmezse, onu gerçekten verimli hale getirebilecek olanların eline geçmek zorunda kalacaktır”. Nasıl olacak o iş? Yukarıda eğer “yüzey hakkını” garanti etmezseniz yatırımcı gelmez, garanti edeceğiz demediniz mi?
BİZ KÜBA’YI BÖYLE BİLMİYORDUK
Yine itiraflar: “Kübalı çiftçilerden daha az araçla ve maliyetlerinin altında fiyatlarla daha fazla gıda üretmelerini talep etmeye devam edemeyiz; ihracatçılara satış yapmak (turizmde olduğu gibi) veya döviz piyasasına girmek gibi dövize doğrudan erişim için etkili mekanizmalara sahip olmaları gerekir”. Yorum yok!!!
“Toprağı bir yük değil, bir fırsat haline getirmeliyiz. Ekenlerin emeklerinin karşılığını görmelerini sağlamalı, üretenlerin daha iyi bir yaşam sürmelerine olanak tanımalı ve kırsal alana yatırım yapanlara güvenlik, destek ve bir gelecek sunmalıyız”. Bugüne kadar ne yapıyordunuz?
“Sorunları inkar etmeyeceğiz”, demek şimdiye kadar ediyordunuz; “bürokrasiyi savunmayacağız”, demek şimdiye kadar savunuyordunuz; “yetenekli insanlara kapıyı kapatmayacağız”, demek şimdiye kadar kapatıyordunuz; “savunmasızları terk etmeyeceğiz”, demek şimdiye kadar terk ediyordunuz!
DIŞ TİCARET “TEKNİK” DEĞİL SİYASİ BİR KONUDUR
“Dış ticaret, ihracat, lojistik ve değer zincirleri açısından, teknik ve mali gereklilikleri korurken zorunlu aracıları ortadan kaldırarak, devlete ait ve devlete ait olmayan işletmelerin -üretim amaçlı, ihracat odaklı veya ithal ikamesi niteliğinde olsunlar- doğrudan ithalat ve ihracatına izin vermeliyiz”. Oysa o “zorunlu” aracılar, bütün bu işlemler sırasında Kübalıların haklarını koruyorlar. İthalat ve ihracat asla salt “teknik ve mali” konular değildir, aksine “son derece siyasi” konulardır.
“Borç yeniden müzakeresi konusunda, öncelikle ulusal varlıkların borç karşılığında takas edilmesine odaklanan, ancak bu varlıkların mülkiyetinden kalıcı olarak vazgeçmeyi gerektirmeyen bir borç-varlık takası süreci yürütmeliyiz. Bu mekanizma sayesinde, varlıklar üzerindeki mülkiyet haklarımızı kaybetmeden finansman ve diğer faydaları güvence altına alabiliriz”. Biz buna Türkçe “ipotek” diyoruz. İstediğiniz kadar “süslü” tümceler kurun, özünü değiştiremezsiniz.
“Ayrıca "doğa karşılığı borç" veya "sosyal kalkınma karşılığı borç" takasları, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine bağlı tahvil ihracı ve diğerleri gibi diğer mekanizmaları da araştırmalıyız”. Bunları çok araştırmaya gerek yok. Bunlar Dünya Bankası, IMF veya bazı finansör STK’ların “borç” mekanizmaları. Bu kurumların borç karşılığında neler talep edeceğini Bermudez dahi tahmin edebilir.
ÖZEL SEKTÖRÜ DENETLEYEN SOSYALİZM
“Özel sektöre yasaklanan faaliyetler listesini, net bir ilke doğrultusunda kapsamlı bir şekilde gözden geçireceğiz: mümkün olan her durumda yasakları sorumlu düzenlemelerle değiştirmek. Ülkenin bu faaliyetler için net kurallar ve uygun kontroller içeren yasal yollar oluşturması gerekiyor”. Bu ifadedeki “sorumlu” sözcüğüne odaklanmak lazım. Çok “süslü” bir sözcük, fakat gerçekten ne anlama geliyor? Yasaklar hangi “sorumlu” düzenlemelerle değiştirilecek?
“KOBİ'lerin ve diğer ekonomik aktörlerin kurumsal amacının kapsamını daha esnek hale getirecek ve birçok girişimcinin şu anda karşılaştığı bürokratik yükü önemli ölçüde hafifleteceğiz; dahası, devlet ve devlet dışı yönetim modelleri arasında ekonomik ortaklıkların oluşturulmasını kolaylaştırmalıyız”. Biz buna Türkçe “özelleştirme” diyoruz.
“Yabancı yatırımlar da gerekli büyümesini engelleyen bir dizi engelin içinde sıkışıp kalmıştır. Yabancı yatırımcılara sadece nereye yatırım yapacaklarını söylemekle kalmamalı, aynı zamanda kendi seçtikleri ekonomik sektöre yatırım yapma ve devlet aracıları olmadan doğrudan kendi işçilerini istihdam etme konusunda da inisiyatif almalarına izin vermeliyiz”. Peki “ulusal egemenlik” ne olacak?
“Ulusal özel sektöre, KOBİ'ler de dahil olmak üzere, yabancı doğrudan yatırımları, mülkiyet, geri dönüş, yeniden yatırım ve ihtilaf çözümü konularında net kurallar belirleyerek yetkilendirmeliyiz”. Kolay gelsin.
MIAMI’YE SELAMLAR
“Küba'da yaşayan Kübalılar adına, farklı yöntemlerle ve tüm paydaşları kapsayan yatırım modellerini kolaylaştırmalıyız. Yurtdışında yaşayan ve anavatanlarında yatırım yapmak, bağışta bulunmak, teknoloji ithal etmek, pazar açmak veya proje başlatmak isteyen Kübalılara ise, kendi halklarına yardım etmek veya doğdukları toprakların gelişimine katkıda bulunmak istedikleri için şüpheyle karşılanmadan, açık, istikrarlı ve saygılı bir çerçeve sunacağız. Küba ile bir gelecek inşa etmek isteyen herkese, hiçbir şeyi dayatmaya çalışmadan, yürekten söylüyoruz: Burası sizin eviniz ve kapımız size açık, çünkü şu anda bu anavatan tek bir iyi Kübalıyı bile kaybetmeyi göze alamaz” Burada tek bir soru: kim bu “yurtdışında yaşayan ve anavatanlarına yatırım yapmak isteyen” Kübalılar? Sakın Fidel ve Che’nin Küba’dan kovdukları olmasın?
İKTİDARIN BAŞI MI, MUHALEFETİN LİDERİ Mİ?
Bermudez, “Gerçek sosyal adalet, sonunda kıtlığa, uzun kuyruklara, düşük ücretlere ve yasadışı bir pazara yol açan yapay fiyatlar üzerine kurulamaz. Sosyal adalet gerçek temeller üzerine kuruludur: satın alma gücüne sahip gelirler, en çok ihtiyaç duyanlara doğrudan koruma ve daha fazla üretim yapabilen bir ulusal ekonomi” diyor. Sanki yıllardır Küba’nın yönetiminden birinci derecede sorumlu biri değil, Küba’nın muhalefet lideri konuşuyor.
“Emeklilere, kronik hastalığı olan çocukları olan ailelere ve savunmasız nüfus gruplarına temel gıda sepeti garanti edilecek”. Bugüne kadar etmiyor muydunuz? “En yoksul mahallelerde sosyal dönüşümü teşvik etmek için hedefli programlar geliştirilecek”. Bugüne kadar geliştirmiyor muydunuz?
Demek ki, etmiyor, geliştirmiyorlarmış? Peki çözüm? Özel sektöre, aşevleri, hijyen ve aile desteği olmayan çocuklar için barınaklar gibi öncelikli yerel sorunların çözümüne daha fazla rol ve teşvik sağlanmalı”. Gerçekten mi? Devletin yap(a)madığını teşvik verilirse özel sektör mü yapacak?
KAPİTALİZME DÖNÜNCE YAŞAM KOLAYLAŞACAK MI?
Bermudez Küba kapitalizme geçtiğinde Kübalıların yaşamlarının kolaylaşacağını söylüyor: Mesela emeklilere emekli maaşı ödemeleri evlerine yakın yerlerde ulaştırılacak, böylece saatlerce güneş altında kuyrukta beklemek zorunda kalmamaları sağlanacakmış. Aşevleri, huzurevleri, yaşlı merkezleri ve çocuk merkezlerine sponsor olunacakmış. Gerçekten ihtiyacı olanlar için (ne demekse?) dayanışma kotaları ve maliyete dayalı fiyatlandırma oluşturulacakmış.
Bermudez, sosyalist bir hükumetin yapması gerektiği gibi “Yıllarca ücret kontrolleri, fiyat düzenlemeleri ve ülkenin ekonomik yaşamının büyük bir bölümünü sübvanse eden bir hükumet sistemi altında faaliyet gösterdik” diyor. “Bu formülün mantığı, bağlamı, sonuçları ve zamanı vardı; ancak bugün karşı karşıya olduğumuz karmaşık gerçekliğe artık hitap etmiyor. Ailelerin karşılaştığı fiyatlar, çalışanların ve emeklilerin gelirlerinden çok fazla kopuk hale geldi ve bu uçurum yokmuş gibi davranmaya devam edemeyiz”.
Gündelik dile tercüme edersek Bermudez, sosyalizmin “artık eskidiğini” ve “günümüzün gereksinimlerini yanıtla(ya)madığını” söylüyor. Burada açıkça söylemediği, fakat önerdiği mekanizma “piyasadır”. Bermudez’e göre ücretleri, fiyatları “piyasa” belirlemeli ve devlet artık ekonomiye müdahale etmekten vazgeçmelidir.
“Ayrıca ilaçlara güvenli erişim için yeni yollar açacağız”. Hani ABD’den insanlar ABD’de satın alamadıkları yaşamsal ilaçlarını almak için Küba’ya geliyorlardı? Moore’un belgeselinde izlediklerimiz mizansen miydi?
SOSYALİZM BAŞARISIZ MI OLDU?
“Mali, vergi, para ve finansal yeniden yapılandırma politikalarına ilişkin olarak, mali açığı azaltmanın temel amacının, vergi gelirlerinin temelini oluşturan üretimi artırmak ve gereksiz bütçe harcamalarını kısmak olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle, beklenen sonuçları vermeyen bir politikayı da düzelteceğiz”. Keşke o “beklenen sonuçları vermeyen bir politika”nın ne olduğunu da söyleseydi.
“Uygulamada, fiyat tavanları enflasyonu dizginlemekte başarısız oldu. Çoğu zaman ürün kıtlığına, karaborsaya kaymaya, daha yüksek fiyatlara, daha düşük vergi gelirlerine ve değişen ekonomik gerçekler karşısında her zaman geç kalan veya katı kalan idari kararlar ile gerçek fiyatlar arasında imkansız bir yarışa yol açarak, ekonomik faaliyetlerini yasal ve şeffaf bir şekilde yürütmek isteyen herkesi sınırladı. Bu nedenle, Başbakanın açıkladığı gibi, genel fiyat tavanlarını uygulamaya devam etmeyeceğiz. Üretim zincirlerinin maliyetlerini artıran ve nihayetinde nihai fiyata yansıyan vergi sistemindeki çarpıklıkları düzeltmeliyiz”.
Tabii bu noktada sosyalist bir ekonomide “enflasyon” nasıl oluyor meselesi tartışılmalı, fakat zaten oldukça uzun olan yazımızın sınırlarını daha fazla zorlamak istemiyoruz.
Bermudez, “Vergi kademelenmesini önlemek için, elektronik faturalama ile desteklenen, kademeli olarak geçerli bir katma değer vergisine (KDV) doğru ilerleyeceğiz”diyor, fakat bunun vergi yükünü emekçi Kübalıların sırtına yüklemek anlamına geldiğini iyi bildiği için şöyle devam ediyor: “Ancak bu kararlar, daha doğrudan ve etkili sosyal koruma ile birlikte, ürünleri sübvanse etmekten insanları sübvanse etmeye geçiş ve ücretlerin ve emekli maaşlarının satın alma gücünü yeniden tesis etme çabalarıyla birlikte uygulanabilir. Bu, kimseyi piyasada kendi başına bırakmak meselesi değil; daha iyi koruma sağlamak, üretimi artırmak, akıllıca düzenlemek ve gerçekçi bir şekilde yönetmek meselesidir”. Ben Genel Kurul’da olsam, bu cümlelerden sonra: “anlat, anlat, heyecanlı oluyor” derdim.
DEVLETİN ROLÜ
Bir Komünist Parti lideri bu kadar CEO ağzı ile konuşabilir: “ ürünleri sübvanse etmekten insanları sübvanse etmeye geçiş” demek, ne demek? Bir de insanları piyasa canavarı karşısında tek başına bırakmayacağız, daha iyi koruyacağız diyor. Biz Türkiye’de hükumetin sübvanse ettiği insanları nasıl koruduğunu çok iyi biliriz.
“Ekonomiyi destekleyen, çeşitli ekonomik aktörlerin ihtiyaçlarını karşılayan, kuyrukları azaltan, ödemeleri kolaylaştıran, işlemlerde şeffaflığı sağlayan ve tasarruf, kredi ve yatırımı kalkınma için somut araçlara dönüştüren bir finansal sisteme ihtiyacımız var”. Yine sanki Küba Cumhurbaşkanı değil, muhalefet liderini dinliyor gibiyiz.
“Ülkenin bankacılık ve finans sistemini kapsamlı bir şekilde modernize etmeliyiz. Bunu yapmak için Küba'nın daha çevik, daha dijital, halka daha yakın ve üretim yapan, ihracat yapan, ithalat yapan, yatırım yapan veya iş kuranlar için daha faydalı bankalara ihtiyacı var”. Yorum yok!
“Sıkı düzenlemeler altında, özel ve yabancı finans kuruluşları için fırsatlar yaratacağız; devlet, kooperatif ve özel aktörlerin katılabileceği yeni kredi mekanizmaları, üretken finansman, finans piyasalarının geliştirilmesi ve ödeme hizmetleri oluşturacağız”. Yorum yok!
“İthalat, ihracat veya küresel hizmet sağlayan kuruluşlar için denizaşırı hesaplara, şirketler arası yabancı para ödemelerine ve denetlenebilir uluslararası işlemlere izin vereceğiz”. Yorum yok!
Bermudez bu noktada, yani ülkenin uluslararası finans kuruluşlarına koşulsuz teslim edileceğini ilan ettikten sonra, yine kendisini Kübalılara güvence sunmaya mecbur hissetmiş olmalı: “Bu, devletin rolünü zayıflatmakla ilgili değil, aksine ülkenin üretimi finanse etme, mal ve hizmet üretenleri destekleme, para akışını düzenleme ve halkımıza daha iyi hizmet sunma kapasitesini genişletmek ve modernize etmekle ilgilidir”. Kesin öyledir!
KOMÜNİSTLERİN DÖNÜŞÜ SABOTE ETMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ
Acaba Bermudez şu cümleleri Küba Ulusal Meclisi’nde değil de, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kursaydı, milletvekillerinin tepkisi ne olurdu? “Turizm ve gayrimenkul sektörüyle ilgili olarak, tüm ekonomik aktörlerin katılımıyla yeni iş modelleri hayata geçirilmelidir. Şu unsurları içeren verimli ve düzenlenmiş bir gayrimenkul piyasası geliştirmeliyiz: atıl durumdaki devlet mülklerinin kiralanması; binaların, ticari alanların, depoların, ofislerin, turistik tesislerin, atölyelerin ve sanayi alanlarının kiralanması; imtiyazlar; gayrimenkul kullanım hakları; ve devlet, özel, kooperatif veya karma mülkiyet kuruluşlarına açık şeffaf ihale süreçleri”. Bir de zincir otel sahiplerinden birini Turizm Bakanı yapın, tam olsun!
Bermudes, “Ekonominin kısmen dolarizasyonu, enflasyon ve yerel para birimiyle fiyatlandırılan birçok ürünün eksikliği konusunda haklı olarak endişeler olduğunu biliyorum. Bu sorunu görmezden gelmeyeceğiz” diyor. “Yabancı para biriminde yetkilendirdiğimiz iş modelleri, yerel para birimindeki ürünlerin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde, döviz gelirlerinde doğrudan ve doğrulanabilir bir artışa katkıda bulunmalıdır” diyor fakat bunun “nasıl” olacağını söylemiyor.
Konuşmasının sonuna doğru “Ülkemizi tanıyoruz, engellerin nerede olduğunu, yolsuzluğun nerede gizlendiğini, aşırı bürokrasinin nerede olduğunu ve utanma ve haysiyet duygusunun nerede eksik olduğunu biliyoruz” diyen Bermudez’e, kimsenin “madem biliyorsun neden üzerine gitmiyorsun” diye sormadığı bir Genel Kurul var. Bermudez böyle bir Genel Kurul’a hitap etmenin verdiği cesaretle şu cümleleri kurabiliyor: (Değişimi) “sabote etmek isteyenlerden korumak için bazı konularda ihtiyatlı davranmak zorunda kalacağız. Marti bize bazı şeylerin başarılması için gizli kalması gerektiğini zaten öğretti”.
Konuşma, aralarında "Ya sosyalizm, ya ölüm" sloganının da bulunduğu sloganlarla sona erdi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder