Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi Küba’da kapitalizme dönüş uzun süre önce başladı ve sonucu “sınıf mücadelesi” belirledi. Geçtiğimiz hafta Küba Ulusal Meclisi’nin “oy birliği” ile kabul ettiği reform paketi bu sürecin son noktasıdır. Küba’nın kapitalizme dönüşü SSCB tipi bir dönüş değil, Çin tipi bir dönüştür. Küba, Çin ve Vietnam gibi Komünist Partisi liderliğinde kapitalizme dönmüştür.
Kimileri, bugüne kadar yaptıkları gibi, Küba’daki “reformları”, Rusya’da 1921 – 1928 yılları arasında deneyimlenen Yeni Ekonomik Politika (NEP) programına benzeterek, “hafife almaktadır”. Oysa aşağıda açıklayacağımız gibi, Küba’nın “reform” paketi ile NEP arasında kimi benzerlikler olsa da, çok önemli ve rejimin “niteliği” bakımından “belirleyici” farklılıklar vardır.
NEP İLE KÜBA REFORM PAKETİ ARASINDAKİ BENZERLİKLER
NEP ile Küba’nın “reform” paketinin en büyük benzerliği, her ikisinin de derin bir ekonomik krize “yanıt” olarak ortaya çıkmasıdır. Her ikisinin de iddiası, “sosyalizmi kurtarmak için, piyasaya kısmi ve geçici açılım” yapılmasıdır.
Ancak Rusya’da NEP özel sektöre, yalnızca “küçük ve orta ölçekli” sanayi işletmelerinde, “perakende” ticarette ve tarımda “aile” çiftçiliğinde izin verirken, Küba 100 işçiden fazla işçi çalıştıran “büyük ölçekli” işletmelerde özel sektöre izin verdi. Bu “niteliksel” bir farklılık oluşturuyor.
Dahası Küba bir girişimcinin “birden fazla” işletmeye sahip olmasına izin vererek, özel sektörde istihdamı kolaylaştırarak, devlet sektörü karşısında oldukça güçlü konumlar kazanabilecek “özel aktörlere” yol açıyor. NEP böyle bir “rekabete” asla izin vermiyordu.
NEP ile Kübanın “reform” paketi arasındaki diğer önemli benzerlik, her ikisinini de “yabancı imtiyazlara” izin vermesi ve bazı devlet şirketlerinde hisse satışını teşvik etmesi. Şüphesiz bunlar her halükarda sosyalist bir rejim için büyük tavizler ve önemli geri adımlar. Fakat NEP’te bu tavizler oldukça “sınırlı” sektörlerde verilirken, Küba “reform” paketinde birçok sektörde tavizler söz konusu.
NEP İLE KÜBA REFORM PAKETİ ARASINDAKİ FARKLAR
İki program arasındaki en önemli fark, NEP’te bankalar üzerindeki “devlet tekelinin” korunmasıdır. NEP ne özel, ne de yabancı bankalara asla izin vermemiştir. Yine NEP ağır sanayi ve dış ticaret gibi stratejik sektörlerde de asla özel sektöre izin vermemiş, bunları devlet kontrolünde tutmuştur.
Küba’nın “reform” paketi ise sadece özel bankalara izin vermekle kalmıyor, finans sektörünü döviz bürolarına kadar tamamen özel sermayeye açıyor. Yine Küba’nın “reform” paketi, sermaye hareketlerini kolaylaştırıyor.
Daha önce de belirttiğimiz gibi NEP oldukça “sınırlıydı”. Küba’nın “reform” paketi ise özel emlak şirketlerinden turizme kadar birçok sektöre yayılırken, devlet işletmelerinin özelleştirilmesine, özel sektörün devlet işletmelerine ortak olmasına kadar çok kapsamlı bir program sunuyor.
NEP dış ticareti kıskançlıkla devlet tekeline alırken, Küba “reform” paketi özel şirketlerin devletten bağımsız ithalat – ihracat yapmalarına izin veriyor.
Yine NEP “enerji” alanında özel sektöre izin vermiyordu. Oysa Küba’nın “reform” paketi, büyük özel şirketlere, yalnızca yerli sermayeye değil, yabancı sermayeye de enerji alanında yatırım ve işletme izni sağlıyor.
NEP yabancı yatırımcılara “devletle ortak olma” şartıyla yatırım izni verirken, Küba “reform” paketi yabancı yatırımcılara devletle ortak olma şartını kaldırıp, Küba’da “bağımsız” iş yapabilme olanağı tanıyor. Yani artık yabancı sermaye Küba’da serbestçe doğrudan yatırım, devlet şirketlerinde hisse alımı, kamu işletmelerinin özelleştirilme yoluyla satın alınması, ithalat – ihracat vb yapabilecek.
Rusya'da devrimden sonra 1917 - 1921 arasında ülkeyi terk edenler Sovyet hükumeti tarafından "sınıf düşmanı" ilan edildi ve 1921 yılında 1,5 milyon Çarlık Rusyası vatandaşı vatandaşlıktan çıkartıldı. NEP asla devrim sonrasında Rusya’dan kaçan veya kovulan Rus sermayesinin ülkeye dönüşüne izin vermezken, Küba “reform” paketi diaspora sermayesini Küba’ya dönmeye ve yatırım yapmaya teşvik ediyor.
NEP sermayeye tavizler verirken devlet aygıtında bir “küçülmeye” gitmezken, Küba’nın “reform” paketi, bakanlık sayısında azalmaya gitme dahil devlet aygıtında ciddi bir küçülme vaat ediyor.
PİYASACI SOSYALİZM SOSYALİZM MİDİR?
Muhtemelen insanların Çin, Vietnam ve Küba konusunda kafalarını en çok karıştıran, bu ülkelerde kapitalist ülkelerdekinden farksız “piyasacı” düzenler kurulmasına rağmen, iktidarda Komünist Partiler bulunmasıdır. Kapitalist ülkelerde “çoğulcu” bir yapı olmasının, kapitalist düzenin bir özelliği olduğuna inananlar, tek parti yönetimi ile kapitalizmi bağdaştıramamaktadır.
Küba “reform” paketi, Cumhurbaşkanı Bermudez’in de açıkça ifade ettiği gibi Çin ve Vietnam’dan ilham alıyor. Çin ve Vietnam modelinin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
Siyasi sistemde değişim olmuyor ve siyasette Komünist Parti tekeli sürüyor
Ekonomi büyük ölçüde “özel mülkiyet”, “yabancı yatırım” ve “rekabete” dayalı “piyasa kurallarına” göre işliyor. Burada yine büyük “devlet işletmeleri” bulunması yanıltıcı olabiliyor, çünkü bu işletmeler özelleştirilmiş olmasalar da “piyasalaştırılmışlardır” yani etkinliklerini piyasa kurallarıyla yürütmektedirler.
Stratejik sektörler devlet tekelinde kalıyor (ancak Küba bu konuda Çin ve Vietnam’dan farklı olarak bu sektörleri de kısmen özel sektöre açıyor).
Kısaca piyasa sosyalizminin “sosyalizm” olduğunu söyleyebilmek mümkün değil, fakat piyasacı sosyalizme kolayca “kapitalizm” diyebilseydik, zaten tartışacak konu kalmazdı.
PİYASACI SOSYALİZM KAPİTALİZM MİDİR?
Kapitalizm, büyük üretim araçlarının (fabrikalar, topraklar, makineler, sermaye vb) sermayenin elinde bulunduğu ve üretimin amacının kâr olduğu bir düzendir. Amaç kârı azamileştirme ve sermaye birikimidir. Devletin rolü “piyasaların” işlemesini garantiye almaktır.
Piyasacı sosyalizmde ise büyük üretim araçları sosyalizmde olduğu gibi kamusal mülkiyet altındadır fakat kapitalizmde olduğu gibi piyasa kurallarına göre işlerler. Kaynak dağılımı, üretim kararları sosyalizmdeki gibi “merkezi” olarak (planlama) değil, piyasa faktörleriyle (fiyatlar, rekabet vb) belirlenir.
Yine piyasacı sosyalizmi, “devlet kapitalizmi” olarak tarif edenler de vardır. Anımsanacağı gibi Tansu Çiller başbakanlığı sırasında Türkiye’de devletin ekonomideki ağırlığına vurgu yaparak, Türkiye için “son sosyalist ülke” demişti. Bu durum yalnız Tansu Çiller’in değil, birçoklarının kafasını karıştırmaktadır. Oysa esas olan bu kurumların hangi sınıfın çıkarlarına hizmet ettiğidir.
KOMÜNİST PARTİLER REFORMLARI NASIL KARŞILADI
Çin Komünist Partisi ve Vietnam Komünist Partisi, Küba reformlarını "doğal ve gecikmiş bir adaptasyon" olarak değerlendirdiler. Bu partilere göre Küba'nın katı merkeziyetçi, planlı ekonomi modelinin esnetilerek özel sektöre alan açılması "üretici güçlerin gelişimi için bir zorunluluk".
Avrupa ve Latin Amerika'daki bazı komünist partiler ise reformlara daha temkinli ve kaygılı yaklaşıyor. Reformların özel bankalara izin vermesi, yabancı yatırımların önünü açması ve "girişimcilerin" birden fazla şirket kurmalarına (üst sınır belirtilmiyor) olanak tanıması, bu çevrelerde "kapitalist restorasyon" kuşkusu doğuruyor.
Bazı komünist partiler, Küba Komünist Partisi liderliğine "güvendiklerini" ifade ediyorlar ve "ne yaptıklarını bildiklerini" söylüyorlar. Onlara göre reformlar, "kuşatma altındaki kalenin hayatta kalabilmek için son hamlesi".
Diğer yandan Küba Komünist Partisi içinde de herkesin reformlar konusunda Bermudez'in düşüncelerini paylaştığını söylemek mümkün değil. Raul Castro'nun başlattığı ve Bermudez'in sürdürdüğü "lineamientos" (ekonomik ve sosyal politika kılavuzu) hareketine muhalefet edenler, reformların kapitalist restorasyona zemin hazırlayacağından endişe ediyorlar.
NE OLACAK?
Daha önce de belirttiğimiz gibi sonucu yine Küba’daki “sınıf mücadelesi” belirleyecek. Konu henüz çok taze olduğundan ve muhtemelen birçok yazar “aceleci” davranmak istemediğinden “ne olacağına” ilişkin çok öngörü yok.
Sosyalistlerin sık kullandığı bir tartışma platformu olan reddit.com üzerindeki yorumlara bakıldığında, birçok insanın kafasının karışık olduğu gözleniyor. Bir yorumcu "Neler olduğundan emin değilim çünkü haberler çok yeni fakat bu Küba'da sosyalizmin bittiği anlamına gelebilir mi?" diye sorarken, bir başkası "Yapmak zorunda olduklarını yapıyorlar, ABD ablukası onları açlığa sürüklemeseydi, yapma gereksinimi duymazlardı" diyor.
Oysa Bermudez konuşmasında, bu reformları ABD'nin zorlamasıyla yapmıyoruz, bunlar yapılması gereken reformlardı, ABD ablukası sıkılaşmasaydı da yapacaktık demişti.
Bazı yorumcular reformların Küba'nın "hayatta kalmasına" yardımcı olacağını savunurken, diğerleri "kübalı emekçilerin yaşam koşullarını daha da kötüleştireceğini" düşünüyor. Bazı yorumcular Küba reformlarını NEP'e, diğerleri perestroikaya benzetiyorlar. "Kurtuluş umudu" diyen de var, "çöküş" diyen de.
Görüldüğü gibi tartışmalar reformların "kuramsal" içeriğinden çok, "pratik" gerekliliği üzerine yoğunlaşıyor. Örneğin bir yorumcu "Küba için başka seçenek göremiyorum, açlıktan öldüklerinde zaten ortada sosyalizm kalmayacaktı, şimdi en azından bir şansları var" diyor.
Son olarak Küba'nın ne yaparsa yapsın ABD'nin ablukasını gevşetmeyeceğini, Trump'ın Küba'ya Çin ve Vietnam'da olduğu gibi Komünist Parti liderliğinde kapitalizme geçmesine izin vermeyeceğini düşünenler var.
People’s World’ün genel yayın yönetmeni C. J. Atkins, “Devlet kapitalizmi, sosyalist piyasa ekonomisi, Yeni Ekonomik Politika - Küba Devrimi'nin destekçileri veya eleştirmenleri hangi terimi kullanmak isterse istesin, bu ülkede önerilen acil reformların sosyalist sisteminde büyük değişiklikler getireceği açıktır” diyor.
Atkins,
Bermudez’in konuşmasını, Deng Xiaoping’in 1984 yılında
Çin’in piyasacı reformları sırasında yaptığı konuşmaya
benzetiyor. Atkins’e göre “Bu, tarihi bir dönüşümün
başlangıcı olabilecek bir adım; ancak bu önlemlerin nasıl
uygulanacağı, uygulanıp uygulanmayacağı ve nihayetinde kimin
fayda sağlayacağı hala açık bir soru işareti”.
Havana Üniversitesi'nden ekonomist Liu Mok, Juventud Tecnica'da yayınlanan "Küba için başka alternatif var mı?" başlıklı makalesinde, krizden çıkışın tek yolunun özel sermaye birikiminin kapsamını genişletmek veya devlet işletmelerini yatırımcılara açık anonim şirketlere dönüştürmek olmadığını söylüyordu.
Mok, "devlet işletmelerini karar alma gücünün nihayetinde en çok sermayeye sahip olana bağlı anonim şirketlere dönüştürmek yerine, işçiler tarafından demokratik olarak yönetilen işletmelere doğru ilerleyebiliriz" diyordu.
Önümüzdeki günlerde bu konuda daha çok yazı yayınlanacağından eminiz. Umalım ki bu tartışmanın amacı “suçlu aramanın” ötesine geçsin, gerçek bir özeleştiriye evrilsin ve sosyalizmin geleceğine ışık tutsun, yol göstersin.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder