Translate

7 Eylül 2026 Pazartesi

Sosyalizm kadın sorununu neden çözemedi? - 2

Okurlarımız 8 Temmuz 2026’da yayınladığımız “Sosyalizm kadın sorununu neden çözemedi?” başlıklı makalemizi anımsayacaklar. Krupskaya’nın bir makalesiyle bu konuya devam ediyoruz.

Kadın İşçi ve Kamusal Beslenme Sorunu*

Yıllar önce, St. Petersburg'daki (Nevskaya Zastava'nın ötesinde) Thornton fabrikasında (1) çalışan bir işçiye, işçilerin yemeklerinin nasıl örgütlendiğini sormuştum. İşçiler orada yurtlarda kalıyorlardı (2). Bana şöyle anlattı: “Ortak bir mutfak var, her aile bir tencere (tencereye lahana ve patates koyuyor) alıp fabrika aşçısına ocakta pişirmesi için veriyor - iki ruble. Yönetmeliklere göre aşçıya aylık 2 ruble ücret ödenmesi gerekiyor, ama aşçıya fazladan ödeme yapmazsanız, tencereyi ocağın kenarına koyuyor ve hiçbir şey pişmiyor, her şey çiğ kalıyor” (3).

İşçi, “Çoğunlukla çay içiyoruz” dedi ve ekledi: “Büyük bir fabrika, çok sayıda işçi ve her ailenin kendi tenceresi var... Bu kadar büyük bir saçmalık olabilir mi?”. Doğru!

Bu konuşma çok uzun zaman önce, yaklaşık 30 yıl önce gerçekleşti (4). Şimdi St. Petersburg artık St. Petersburg değil, Leningrad oldu. Shlisselburg Otoyolu'na, Volodarsky Caddesi deniyor ve Thornton'ın kumaş fabrikasının adı muhtemelen başka bir şey, ama işçilerin tencerelerinde yemek pişirmenin eski yönteminin tamamen ortadan kalktığından emin değilim.

Eski, aptalca ve zararlı geleneklerin ne kadar inatla devam ettiğine şaşıyorum. Eğer herkes Thornton usulü yemek pişirme yönteminin saçma olduğu, ayrı ayrı çömlekler yerine ortak bir kazan olması gerektiği konusunda hemfikirse, “kendi” dairelerinde, “kendi” çömleklerinde yemek pişirme işine bir an önce son verilmesi gerektiği fikri, muhtemelen herkes için o kadar da açık (net) değildir. Dairelerde yemek pişirmek daha da anlamsızdır: Thornton’da en azından aşçı ve ocak ortaktı, oysa evlerde bu bile yok. Bu durum kadın işçinin üzerine fazladan yük bindirmektedir.

Şu anda NARPİT’in, işçilerin sağlıklı ve besleyici bir öğle yemeği alabileceği yaklaşık 175 kantini var (5). 175 kantin sadece denizde bir damla. NARPİT’in bütün işçilere hizmet sunması gerekiyor. Bu ancak işçilerin, özellikle kadınların, bu konuyu ciddiye almasıyla mümkün olabilir.

İşçi en çok kamuya açık yemek hizmetlerinin organize edilmesiyle  ilgileniyor: evde yemek pişirmek onu bunaltıyor, gereksiz işlerle boğuyor ve eve bağlıyor. Kendini bir “ev kölesinden”, “ev sahibine” dönüştürme zorluğuyla karşı karşıya. Enerjisi kendi işleriyle uğraşmaya değil, kamusal yaşamın tüm yönlerini organize etmeye yöneliyor.

Her kadın işçi, NARPİT kantinini kendi kişisel sorumluluğu olarak görmeli ve bu nedenle, kadın işçilerin delege toplantıları, kantinlerle ilgilenmelidir. Delegelerini kantinlere göndererek faaliyetlerini izlemeli, eksiklikleri not etmeli ve kantin kuruluna bildirmelidirler.

Delegeler, özellikle kadın delegeler, yeni kantin işçilerinin işe alınmasını örgütlemeyi kendilerine görev edinmelidirler. Kantinlerde genellikle kadınlardan daha fazla erkek işçi var.

Kantini bulunan fabrika veya imalathanede, kantin NARPİT’e bağlı değilse, işler bu yüzden daha kötü yürütülür, buralar daha az temizdir ve yemekler daha kötü pişirilir. Bu durumlarda, kantindeki eksikliklerin neler olduğunu göstermesi ve bunların nasıl giderileceğini tarif etmesi için kantine mutlaka bir NARPİT eğitmeni (müfettişi) gönderilmesini talep etmek gerekir. Bu kişi genel işçi toplantısına rapor vermelidir. İşçiler o zaman ne için çabaladıklarını bileceklerdir.

İşletmede ortak bir yemekhane yoksa, işçiler her ne pahasına olursa olsun bir yemekhane kurmaya çalışmalıdır ve bunu kurarken Parti Komitesinden talimat almaları ve yeni açılan yemekhaneyi derhal NARPİT'in gözetimine vermeleri çok iyi olur. İşçiler bunu yaparak, İlyiç'in emirlerinden birini yerine getirmiş olurlar.

Lenin şöyle dedi:

“Tam eşitlik olsa bile, kadınların fiili olarak ezilmesi devam eder, çünkü tüm ev işleri ona yüklenir. Bu ev işleri, çoğu durumda, bir kadının yaptığı en verimsiz, en acımasız ve en zor iştir. Bu son derece önemsiz bir iştir ve kadınların gelişimine hiçbir şekilde katkıda bulunmaz... Kadınların tam özgürleşmesi ve erkeklerle gerçek eşitlikleri için, sosyal bir ekonomi ve kadınların ortak üretken emeğe katılımı olmalıdır. O zaman kadınlar erkeklerle aynı konumda olacaklardır” (Bütün Eserler, Cilt XXIV, s. 469-470).

İlyiç ayrıca şöyle dedi:

“İşçilerin özgürleşmesi işçilerin kendileri tarafından, kadın işçilerin özgürleşmesi de kadın işçilerin kendileri tarafından gerçekleştirilmelidir” (Bütün Eserler, Cilt XXIV, s. 470).

İşçiler İlyiç'in bu ilkelerini biliyorlar. Lenin’in onları doğru yola çağırdığını biliyorlar.


Sadece, yemek servisi de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda çalışmalarını en iyi nasıl örgütleyebilecekleri konusunda dikkatlice düşünmeleri gerekiyor.

İşçinin bu konuyu ciddiye alması gerekiyor. Çalışmaya başlamak önemlidir ve ardından işin kendisi nasıl gerçekten gelişebileceğini gösterecektir (6).


Nadejda Konstantinovna Krupskaya

* 1925 yılında Rabotnitsa (İşçi Kadın) Dergisinin 3. sayısında yayınlanmıştır

FOTO: Moskova'daki 15. Bütün Rusya Sovyetleri Kongresi'nde, N. K. Krupskaya ile birlikte Voronej Bölgesi Kadın Delegasyonu


AÇIKLAYICI NOTLAR


1. Nevskaya Zastava semtindeki Thornton Yünlü Mamuller Şirketi (daha sonraki adıyla “Nevskaya Manufaktura”).

2. 20. yüzyılın başında Rusya’da fabrika sahipleri, işçileri fabrikada tutabilmek ve yüksek kira krizinden kaçınmak için “kazarma” denen devasa yatakhaneler inşa etmişlerdi. İşçiler bu yurtlarda, “kamorka” (küçük oda, hücre, bölme) denen odalarda barınıyorlardı. Eğer bir işçi ailesi tek başına bir kamorka tutamazsa (veya fabrika bunu sağlamazsa), kamorka kiralamış başka bir aileden bir “köşe” (odanın bir köşesi) kiralardı.

3. Fabrika yönetimi, kağıt üstünde işçilere bir yatakhane ve ayda iki ruble sabit bir ücret karşılığında bir aşçı sağlıyor, ancak gerisine karışmıyordu.

4. Yazı 1925 yılında yayınlandığına göre, yazar 1895 civarını kastediyor.

5. Halk Beslenmesi veya Devlet Toplu Beslenme Kurumu (Narodnoye Pitaniye veya kısaca NARPİT), Ekim Devrimi’ni yapan devrimcilerin 1920’li yıllarda, toplumsal hayatı ve günlük yaşamı kökten değiştirmek amacıyla 1923 yılında inşa ettiği devlet toplu beslenme kurumudur. Çarlık dönemi fabrikalarındaki sefil kazarma mutfaklarını, rüşvete dayalı, “herkesin kendi çömleğini (gorshok) kolladığı” düzeni yıkmak ve işçileri modern bir yaşam standardına kavuşturmak amaçlanmıştır.

Lenin ve Krupskaya mutfağı, kadını ezen, onu siyasi ve sosyal hayattan koparan bir “ev köleliği” alanı olarak görüyordu. NARPİT’in sloganlarından biri “Kahrolsun ev mutfağının sefaleti! Yaşasın toplumsal beslenme!” idi. Kadın, evde yemek pişirmekle vakit kaybetmeyecek, enerjisini fabrikada üretime ve devlet yönetimine (metinde geçen “toplumsal ev sahibi” kavramı) harcayacaktı.

NARPİT “kantinleri” (yemekhane) ve “fabrika-mutfakları” sadece yemek yenilen yerler değildi. Buralar, işçilerin gazete okuduğu, radyo dinlediği ve sosyalleştiği “yeni Sovyet kültürünün” (Novıy Bıt) merkezleri haline geldi. Bireysel aile sofralarının yerini, kolektif emekçi masaları aldı.

6. N. K. Krupskaya, 1933 yılında yayınlanan Kadınların Özgürleşmesi Üzerine: Lenin’in Vasiyetleri başlıklı kitabına yazdığı önsözde, Lenin’in “çalışmalarının en başından itibaren kadınların özgürleşmesi konusuna özel önem verdi”ğini, “bu konuda yaklaşık elli makale yazdı”ğını belirterek, “Sovyet iktidarı, kadın işçileri ve köylüleri yasal olarak özgürleştirdi ... Ancak Lenin en başından beri, çalışan kadınları sadece yasal olarak değil, pratik olarak da özgürleştirmek için ekonomimizin tüm temellerinin yeniden yapılandırılması gerektiğini savundu” diyordu.

Krupskaya, Ekim Devrimi’nden 16 yıl sonra, 1933 yılında, çalışan kadınların bilgiyle donatılarak ve sosyal ve siyasi çalışmalara katılmaları sağlanarak “gündelik yaşamlarının” değiştirilmesi gerektiğini söylüyor ve “eski düzenin günlük yaşamda şaşırtıcı derecede inatçı” olduğunu ifade ediyordu.

Ekim Devrimi’nin en büyük hayallerinden biri olan NARPİT sürdürülemedi ve 1930’ların ortalarında tıkanmaya başladı. Krupskaya’nın yazısında işaret ettiği sorunlar çözülemedi. 1945 sonrası tamamen terk edildi ve Sovyetler Birliği’nde emekçiler beslenmede “eski düzene” döndü. Oysa Lenin kadınların özgürleşmesinden çok umutluydu. Müslüman kadınların bir Kongre’sinden sonra Krupskaya’ya “En alttakiler, ezilenlerin en ezilenleri bile yükseldi, artık durum güvenli, geri dönüş yok” demişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder