Translate

24 Ekim 2014 Cuma

Toplumcu Tıp bir uzmanlık alanı değil, sağlığa yaklaşım tarzıdır

Son yıllarda ülkemizde Toplumcu Tıp, gerek hekimler ve gerekse tıp dışından aydın kesimler arasında yoğun ilgi çekmeye başladı. Bir yandan Toplumcu Tıp alanındaki literatür hızla genişlerken (1), diğer yandan sağlığa ve tıbba toplumcu yaklaşımı benimseyenlerin ülkemizin birçok yerinde bir araya gelerek, bu alanda çalışmalar başlattıkları gözleniyor. Kendilerini bu alanda geliştirmek isteyen tıp öğrencilerinden ve genç hekimlerden Toplumcu Tıp üzerine mezuniyet sonrası bir eğitim (uzmanlık, yüksek lisans veya doktora) olmadığı konusunda sorular gelmeye başladı. Oysa Toplumcu Tıp, tıp içinde ayrı bir disiplin değil, sağlığın ve tıbbın emeğin veya toplumların ezici çoğunluğunu geçimlerini emekleriyle sağlayanlar oluşturduğundan toplumun gereksinimlerine göre örgütlenmesidir (Akalın, 2013).

İster birinci basamak uzmanlığı (genel pratisyenlik), ister temel bilimler veya hastaneye dayalı klinik dalların uzmanlıkları olsun, her disiplin, kendi çalışma alanını sermayenin gereksinimleri yerine, toplumun gereksinimlerine göre gözden geçirebilirler. Bunun için ayrı bir eğitim almaya veya uzmanlaşmaya gerek yoktur.

Sağlık sorunlarına yaklaşımda toplumcu yaklaşım ile bireyci (biyomedikal) yaklaşım arasındaki temel farklılık, bireyci yaklaşım sağlık sorunlarını biyolojiye (bireye) indirgerken, toplumcu yaklaşımın sorunlara daha geniş tarihsel ve toplumsal bir perspektifle yaklaşmasıdır. Toplumcu tıbbın bu yaklaşımına “nedenlerin nedenleri” yaklaşımı da diyebiliriz.

Örneğin tütün kullanımı birçok sağlık sorunu için (2) çok önemli bir risk faktörüdür ve hemen bütün hekimlerin uğraş alanına girer. Tütün kullanımı, bizzat birçok hastalığın oluşumuna ve gelişimine neden olduğu gibi, başka nedenlere bağlı sağlık sorunlarında da hastalığın gidişini olumsuz etkiler. Örneğin maden ocaklarında çeşitli tozlara maruz kalan işçilerde yapılan bir çalışmada çok çarpıcı sonuçlara ulaşılmıştır:

Asbeste maruz kalmayan ve tütün kullanmayanlarda akciğer kanseri mortalitesi yüzbinde 11 iken, asbeste maruz kalan fakat tütün kullanmayanlarda mortalite 5 kat artmakta ve yüzbinde 58’e yükselmekte, asbeste maruz kalmayan tütün kullanıcılarda mortalite yüzbinde 122’ye çıkarken, hem asbeste maruz kalıp, hem de tütün kullananlarda yüzbinde 601’e fırlamaktadır (Hammond, 1979: 487).

Tıbba ve sağlığa bireyci ve toplumcu yaklaşımlar arasında bu “gerçekleri” ele almak ve sorunların çözümüne ilişkin önerilerde çok temel farklılıklar vardır.

Bireyci pratik, sorunu “bireye” indirger ve “mağduru suçlayan” bir yaklaşımla, asbeste maruz kalan işçinin sağlıksız davranışına bağlar ve insanlara tütün kullanmayı bırakmalarını önerir. İlk bakışta “doğru” gibi görünen bu yaklaşım, aslında yalnızca “malumun ilamıdır” ve hiçbir sorunu çözmez. Bireyci pratik içindeki hekimler aslında balon fıkrasındaki köylü gibidirler. İki arkadaş balonla seyahat ederken fırtınaya yakalanır ve bilmedikleri bir yere sürüklenirler. Sonunda fırtına diner ve balon alçalır. Aşağıda bir köylü görür ve sorarlar: “Neredeyiz hemşerim?” Köylü başını kaldırıp balona bakar ve “balondasınız” der. Arkadaşlardan biri diğerine, “bu köylü halk sağlıkçı olmalı” der, “doğru söylüyor fakat söylediği bir işe yaramıyor”.

Toplumcu pratik, sorunları bireylere indirgemek yerine, en bireysel görünen sorunları dahi “toplumsallaştırmaya” çalışır ve insanların “tütün kullanımı” yanında, “neden” tütün kullandıklarıyla da ilgilenir. Sorunlara “nedenlerin nedenleri” perspektifinden yaklaşan toplumcu tıp yaklaşımına sahip hekimler, kendilerine başvuranlara “tütün kullanmayı bırak” demekle yetinmezler, onları tütün kullanmaya iten sosyal ve ekonomik koşullara da eğilirler. Çünkü insanları tütün kullanmaya sevk veya teşvik eden koşullar ortadan kaldırılmadıkça, insanların sağlıksız davranışlarını kendi çabalarıyla değiştirebilme şansları oldukça düşüktür.

Bu noktada hekimlerin bir kısmı, toplumcu tıbbın “nedenlerin nedenleri” yaklaşımını doğru bulmakla birlikte, bu yaklaşım çerçevesinde yapılacakların “kendi işleri” olmadığını düşünmektedir. Onlara göre hekimlik (tıp) kendisini, sağlık sorunlarının bireyler üzerindeki etkileriyle sınırlandırmalıdır. Sorunların kökenine inmek ve bunlara hitap etmek hekimlerin (tıbbın) işi değildir. İnsanların neden tütün kullandığı (veya diğer sağlıksız davranışlara yöneldiği) başka disiplinleri ilgilendirmelidir.

Aslında toplumcu bakış açısına sahip hekimler de, bütün sorunları tıbbın (hekimlerin) çözebileceği iddiasında değildir. Bu sorunlar, her şeyden önce “toplumsal” sorunlar olmaları nedeniyle, diğer toplumsal sorunlar gibi ancak çok-disiplinli yaklaşımlarla çözülebilirler. Bu nedenle sağlık hizmetinin bir “ekip hizmeti” olduğu düşüncesi, birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de daha çok kabul görmeye başlamıştır. Şüphesiz bu ekip yalnızca sağlık çalışanlarından (hekim, hemşire ve diğer sağlık meslekleri) değil, tıp dışından mesleklerden profesyonellerin de (sosyologlar, psikologlar, eğitimciler, şehir planlamacılar, iletişimciler vb) katılımıyla oluşturulmalıdır.

Son yıllarda Dünya Sağlık Örgütü’nün de (DSÖ) toplumcu bir çizgiye yaklaşması umut vericidir. DSÖ tarafından yayınlanan posterlerde (3) yer alan “neden insanları hasta eden koşulları değiştirmeden insanların hastalıklarını tedavi edelim?” sorusu, toplumcu tıp anlayışının 21. yüzyıldaki en iyi ifadelerinden biridir.   

Akif Akalın

Dipnotlar:

(1) Son dört yıl içinde bu alanda 6 yeni kitap, 5 çeviri kitap ve çok sayıda makale yayınlanmıştır. 

(2) Bu kapsamda obeziteden kronik hastalıklara ve kansere kadar toplumda yaygın görülen birçok sağlık sorunu için benzer şeyler söylenebilir.


Kaynaklar

Akalın, MA. (2013). Toplumcu Tıbba Giriş: Toplumcu Tıp Ders Notları. İstanbul: Yazılama.


Hammond, EC., Selikof, IJ ve Seidman, H. (1979). Asbestos exposure, cigarette smoking and death rates.  Annals New York Academy of Sciences, 330: 473 – 490.     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder