Translate

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Kalsın benim davam, devrime kalsın

Az önce soL Portal’da Soma karar duruşmasının ertelendiği haberini okuyunca aklıma Pir Sultan Abdal’ın deyişi geldi. Günümüzden 5 yüz yıl önce yaşayan ozan ünlü şiirinde, “dünya kadısından ben sorulmazam” diyerek, davasının Kırklar Divanı’na kalmasını talep etmişti. Zalimler bu divanda yargılanmalı ve cezalarını bulmalıydı.

Soma katliamı hakkında bugüne kadar çok şey yazıldı, çizildi. Soma kömür madenlerinde yaşamını yitirenlerin ailelerinin yası hâlâ sürüyor. Beşi tutuklu, 51 sanığın yargılandığı davadan çıkacak kararı bekliyorlar. Buradan bir kez daha acılarını paylaştığımızı ifade etmek istiyoruz.

Soma katliamı, Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliği tartışmalarının toplumun gündemine yerleşmesine vesile oldu. Özellikle katliamın gerçekleştiği günlerde işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanları, katliamı çeşitli boyutlarıyla masaya yatırarak, en ince detaylarına kadar tartıştılar. Bu tartışmalarda görüldü ki, katliamın meydana gelmesinde en büyük rolü oynayan faktörler, uzmanların işçi cinayetlerine karşı “çözüm” olarak önerdiği faktörlerdi.

Birincisi ve en önemlisi olarak sunulan faktör “mevzuat” olarak karşımıza çıkıyordu. Oysa Türkiye, Soma katliamının meydana geldiği 2014 yılından iki yıl önce, 2012 yılında, ILO standartlarına ve AB mevzuatına oldukça yakın bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (6331 sayılı Kanun) kabul etmişti. Sınıfın Sağlığı okurları geçtiğimiz yıllarda sosyalist Küba’nın işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatını yayınladığımızı anımsayacaklar. 6331 sayılı Kanun, Küba’nın mevzuatından da “teknik” bakımdan çok farklı değildi. Yani “çözüm” mevzuat olamazdı.

İkincisi, özellikle meslek kuruluşlarının ve akademinin üzerinde durduğu, işyerlerinde işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı bulundurulması ve işyerlerinin Bakanlık tarafından düzenli olarak denetlenmesiydi. Yine Soma’ya baktığımızda, katliamın gerçekleştiği madenlerde 9 (dokuz) iş güvenliği uzmanı ve 3 (üç) işyeri hekimi çalıştığını gördük. Dahası işletme katliamdan önceki iki yıl içinde “onlarca” kez teftiş edilmişti. Yani “çözüm” işyerlerinde işçi sağlığı ve güvenliği uzmanı istihdamı ve işyerlerinin işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden denetimi de olamazdı.

O halde “çözüm” ne olmalıydı? Yasalardaki görevlerini yerine getirmeyenlerin cezalandırılması mı? Cezaların arttırılması mı? 

Soma’dan yarın ne sonuç çıkar, işçi ailelerinin tahmin ettiği gibi sanıklar tahliye mi olur bilemeyiz, fakat bugüne kadar işçi cinayetleri nedeniyle açılan davalarda verilen cezaların, kimileri bu cezaların yeterince caydırıcı olmadığını düşünse dahi, Türkiye’de işçi cinayetlerinin her yıl artarak sürmesine bir “tedbir” olmadığı ortada.   
   
Az önce Küba’dan bahsettik ve Türkiye’deki uygulamaların “şeklen” Küba’dan çok farklı olmadığını, Küba’da da işyerlerinde Türkiye’dekine “teknik” bakımdan çok benzer tedbirler alındığını söyledik. Ancak Küba’da farklı olan bir şey vardı: “işçilerin sağlığı işçilere emanet edilmişti”. İşçi sağlığı ve güvenliğinin her aşamasında, mevzuatın hazırlanmasından uygulanması ve denetimine kadar her noktasında işçiler yalnızca “söz” değil, aynı zamanda “karar” sahibiydi. 

Elbette Küba’da da işyeri hekimleri ve iş sağlığı ve güvenliği uzmanları var, fakat bunlar “işçi adına” tedbir almak için değil, işçiye alınacak tedbirler konusunda “danışmanlık” yapmak için var. 

Elbette Küba’da da işyerleri devletin müfettişleri tarafından teftiş ediliyor, fakat müfettişin, yanına işyerindeki işçi (sendika) temsilcisini almadan işyerini teftiş etmesi yasak. 

Kuşkusuz Küba’da başarıyla gerçekleştirilen bu düzenlemeler, Türkiye’de “düzen içi” tedbirlerle sağlanamaz. Bu nedenle Türkiye’de “düzen değişmeden”, düzen içi önerilerle emekçilerin durumunda hiçbir iyileştirme sağlanamaz diyoruz. Mevzuat, işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, denetim… hepsi kendini kandırmaca, hepsi kendini avutmaca. İşçi cinayetlerini önlemek için bunların hiçbirine ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan tek şey “düzen değişikliği”. Sermayeden değil, emekten yana bir düzen kurulmadıkça bizi daha çok Soma’lar bekliyor.

Akif Akalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder