Translate

5 Ağustos 2020 Çarşamba

Mağduru suçlamanın dayanılmaz hafifliği


Salgın hız kesmiyor. Hastalık Sağlık Bakanlığı verilerine göre dahi her gün bin kişiye daha bulaşıyor. Bütün veriler, Eylül ayından itibaren salgının daha da hızlanacağını gösteriyor.

 

Bunların hepsi daha salgının ilk günlerinde öngörülmüştü. Altı ay önceki yazılarımız okunursa, daha o günlerde COVID 19 salgınında toplumun sağlık talebi ile sermaye birikiminin taleplerinin taban tabana zıt olduğunu ve salgının, “sermayenin başı ezilmeden” kontrol altına alınamayacağını belirttiğimiz görülecektir.

 

Hal böyleyken TV haberlerinde, haber programlarında, istisnasız bütün kanallarda kameralar plajlarda, düğünlerde ve belediye otobüslerinde toplu halde bulunan insanlar üzerinde dolaşırken, spikerler haykırıyor: “Bakın, şu sorumsuzlara bakın. Hani maske, hani sosyal mesafe? Sorumsuz insanlar yüzünden vaka sayısı azalmıyor”.

 

Ekran profesörleri

 

Profesörler hiç eksik kalır mı? Salgın sayesinde belki hayatlarında ilk kez ekranlarda boy gösterme şansı bulan profesörler de mağduru suçlama yarışında.

 

Ah şu maskeleri kollarına takanlar var ya… Bütün kabahat onlarda. Oysa sayın profesörlerimizin dediği gibi herkes maskesini “ağzını ve burnunu kapatacak şekilde” taksa salgın çoktan bitecekti. Fakat sorumsuz “halk” maskeyi gerektiği gibi takmıyor.

 

“Sosyal mesafe” terimine bayılıyorum. Hele bağzı profesörler sosyal mesafeyi öyle bir vurguyla, tonlamayla söylüyorlar ki…

 

Fakat bu profesörlerin sosyal mesafesi yalnız toplu taşıma araçlarında geçerlidir. İşçiler sabahları işlerine gidebilmek için 14 kişilik minibüse 36 kişi tıkışarak sosyal mesafeyi “ihlal” ediyor, fakat toplu taşıma aracından inip, işyerlerinde, tezgah başında “popo – popoya mesafede” çalışırken sosyal mesafeye halel gelmiyor.

 

Sol gösterip, sağ vuranlar

 

Bir de sol gösterip, sağ vuranlar türedi. Bunlar “bizden” yana görünüyor. Tamam, haklısınız, fakat hükumet sermayenin hükumeti ve asla alması gereken “toplumsal” tedbirleri almayacak diyorlar.

 

O halde “halk” kendi göbeğini kendi kesmeli diyorlar. Madem hükumet üstüne düşeni yapmıyor, o halde vatandaşın üstüne düşeni yapması daha da önem kazanıyor diyorlar.

 

Biz de diyoruz ki, bu iş bireylerin maske takmasıyla, mesafe ve el yıkamakla OLMUYOR. Test yapılması, hastaların bulunup izole edilmesi lazım. Hastalarla teması olanların, şüphelilerin karantina altına alınması lazım. Bunları da Ayşe teyze yapamaz.

 

Sorun bireysel değil toplumsal tedbirlerin alınmamasında

 

Tecavüze uğradığı için kadını suçlamakla, salgının yayılmasında “maske, mesafe, hijyen” kuralına uymayanları suçlamak arasında hiçbir fark yoktur. Salgının bitmemesinin asıl nedeni “bireysel” tedbirlerin değil, “toplumsal” tedbirlerin alınmamasıdır.

 

Dünya Sağlık Örgütü, bilim, tıp, konu üzerinde iki satır okumuş herkes biliyor ki, salgının bitmesi için hastaların bulunması lazım.

 

Dün Sağlık Bakanlığı’na göre bin kişi hastalandı. Nasıl hastalandı? Bu insanlara virüs nereden bulaştı? Mental yönden bir sorunu olmayan herkes, bu insanlara hastalığı, aramızda dolaşan hastaların bulaştırdığını biliyor artık. Hastalık  “kendiliğinden” oluşmuyor. O halde bu hastalar bulunacak ki, hastalığı başkalarına bulaştırmasınlar.

 

Peki, nasıl bulunacak bu hastalar? İnanamayacağınız kadar basit: test yaparak. Dünya Sağlık Örgütü bu nedenle “test – test – test” diyor. Test yapacaksınız ki hastaları bulasınız, izole edesiniz ve hastalığı başkalarına bulaştırmalarını önleyebilesiniz.

 

İstikbalim olmasa

 

Peki, neden TV spikerleri, ekran profesörleri zavallı mağdurları gösterip, “bak, bak, maske takmamış” diyor da, Sağlık Bakanlığı’nı gösterip, “bak, bak, yeterli test yapmıyor” diyemiyor? Ekran profesörleri neden günde 50 bin yerine en az 100 bin test yapılmalı diyemiyor?

 

Çünkü mağduru suçlamak kolay. Mağdur güçsüz, kendisini savunamaz. Karşılık veremez. Fakat “günde 100 bin test yapılmalı” derseniz “istikbaliniz” tehlikeye düşebilir.

 

Anımsadınız mı? Hani Aziz Nesin’in “İhtilali nasıl yaptık” kitabındaki öykü. İşte profesörlerimiz de Aziz Nesin’in öyküsündeki “kahraman” gibi “istikballerini” düşünüyor. Daha yaşları çok genç. Önlerinde çok uzun bir “istikbal” var. Şimdi test – mest diyerek istikbal tehlikeye atılır mı? En iyisi salgın için mağduru suçlamak.

 

Nerede bakıyim senin masken? Hani sosyal mesafe?


Akif Akalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder