Translate

26 Kasım 2021 Cuma

Çılgınlıklar emeğin örgütsüzlüğü sayesinde yapılabiliyor

 


Hükumetin ekonomide aldığı son kararlar birçokları tarafından “çılgınlık” olarak algılandı. Merkez Bankası’nın faizleri hükumetin talebi doğrultusunda indirmeyi sürdürmesi, dahası önümüzdeki aylarda da indirmeye devam edeceğini söylemesi “çılgınlık” olarak değerlendiriliyor. Fakat Cumhurbaşkanı’nın son konuşmalarından bu eleştirileri hiç umursamadığını ve bildiğini yapmaya devam edeceğini anlıyoruz.

 

Aslında pandemide de çok benzer bir süreç yaşamadık mı? Dünya üzerindeki birçok hükumet, bilim insanlarının pandemi ile mücadele için önerdiği “test – izolasyon – karantina” yöntemi yerine, en az bugün AKP’nin faiz indirimi kadar “çılgınca” olan “sürü bağışıklığı” yöntemini benimsemediler mi? Bütün bilimsel eleştirilere rağmen hala “sürü bağışıklığı” politikasını izlemeye devam etmiyorlar mı?

 

Bu yazımızda AKP faiz indirimiyle düze çıkar mı, pandemi sürü bağışıklığıyla söner mi gibi sorulardan çok, bu “çılgınlıklar” nasıl yapılabiliyor sorusuna yanıt aramaya çalışacağız.

 

TARİHTEKİ BÜYÜK ÇILGINLIKLAR

 

Yakın tarih, dünyanın “faiz indirimi” veya “sürü bağışıklığı” çılgınlıklarından çok daha büyük çılgınlıklarla dolu. Avrupa’da faşizmin iktidara gelmesi (Mussolini, Hitler, Franko), ardından gerçekleşen iki büyük dünya savaşı, Japonya’nın Pearl Harbour bombardımanı ve bütün bunlar yaşanalı daha bir asır geçmemişken bugün El Kaide, IŞİD gibi örgütlerin dünyanın başına bela edilmesi, Avrupa’da faşizmin yeniden tırmanışa geçmesi, ABD’de Trump’ın, Brezilya’da Bolsanaro’nun “seçilmesi”…

 

İnanın bu liste sayfalarca uzatılabilir. Bunların hiçbiri, diğerinden daha az “çılgınlık” değildir ve her biri milyonların yaşamına mal olmuştur.     

 

Peki, dünya göz göre göre büyük bir çevresel felakete ilerlerken, bu felakete yol açan politikaların sürdürülmeye devam edilmesine ne demeli? Her gün dünyanın başka bir köşesinden, yaklaşan çevre felaketinin haberci görüntüleri geliyor. Bir gün kutuplardan kopan yeni bir buzul kitlesine, başka bir gün iklim değişikliğinin tetiklediği bir sel felaketine veya günlerce söndürülemeyen yangınlara tanık oluyoruz. Bütün bunlar herkesin gözü önünde olurken, hiçbir hükumetin tek bir somut adım atmaya yanaşmaması “çılgınlık” değil mi?

 

ÇILGINLIKLARIN ORTAK PAYDASI

 

Bu çılgınlıkları sayfalarca uzatmak mümkün. Ancak gelin konuya bir başka “açıdan” bakmaya çalışalım. Bütün çılgınlıklardan en çok zarar kim zarar görüyor? Avrupa’da faşizmin iktidara gelmesinden, iki büyük dünya savaşından toplumların en çok hangi kesimleri zarar gördü? Ya da pandemiyle mücadelede “test – izolasyon – karantina” yerine, “sürü bağışıklığı” yönteminin tercih edilmesinden toplumların en çok hangi kesimleri zarar görüyor? Yarın dünyada sular yükselirse, toplumun hangi kesimleri yükselen suların altında kalacak?

 

Bu soruların ikirciksiz yanıtı toplumun “yoksul” ve “emekçi” kesimleri, diğer bir deyişle toplumun geçimlerini emek-güçlerini satarak sağlayan kesimleridir. Savaşlarda da onlar ölür, salgın hastalıklarda da. Tarih boyunca yaşanan bütün “çılgınlıklardan” her zaman emekçiler zarar görmüştür. Bugün AKP’nin faiz indirimi kararından da en çok toplumumuzun emekçi kesimleri zarar görüyor. Türkiye sermayesi, bu kararın sonucu olarak iyice körüklenecek olan enflasyondan kârlı çıkacak tek kesimdir.

 

Şimdi yeniden sorumuza dönelim: hükumetler çoğu kez emekçilerin yaşamına mal olan bu çılgınlıkları nasıl yapabiliyorlar?

 

EMEĞİN TEK GÜCÜ ÖRGÜTLÜLÜĞÜDÜR

 

Hükumetlerin pervasızca çılgınlıklar yapabilmelerini sağlayan ortam, tarihteki ve günümüzdeki çılgınlıkların ortak paydası, “emeğin örgütsüzlüğüdür”. Hükumetler çılgınlıklarını emeğin örgütsüzlüğünden cesaret alarak yapabilmektedir.

 

Bir toplumda emeğin örgütlülüğünün somut göstergeleri, emekçilerin ekonomik-demokratik ve politik örgütlülük düzeyleridir.

 

Bugün Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde işçilerin ve emekçilerin “sendikalaşma” oranlarının, tarihin en düşük düzeylerinde olduğunu görüyoruz. Dahası mevcut sendikaların ezici çoğunluğu hükumet veya sermaye güdümlü “sarı” sendikalardır.

 

Benzer şekilde işçilerin ve emekçilerin büyük çoğunluğu politik olarak “soldan” uzaklaşmıştır. Kuşkusuz bunda politik soldaki liberalleşmenin, bireyci ideolojinin sol içinde de yaygınlaşmasının ve solun “kimlik” politikalarına boğulmasının da büyük payı vardır. Fakat sonuçta emekçiler ne sol partilere giriyor, ne de oy veriyorlar.

 

SORUN ÖRGÜTSÜZLÜKSE, ÇÖZÜM ÖRGÜTLÜLÜKTÜR

 

İşçiler ve emekçiler, hükumetlerin çoğu kez sonuçları kendi yaşamlarına mal olan “çılgınlıklarına” ancak örgütlenerek ve üretimden gelen güçlerini kullanarak engel olabilirler.

 

Şüphesiz “üretimden gelen gücü” ekonomik mücadele dışında da kullanabilmek belirli bir “bilinç” düzeyi gerektirir. Ancak işçilerin ve emekçilerin “kendiliklerinden” bu bilincine erişemeyeceklerini, bu bilincin “dışarıdan” gelmek zorunda olduğunu da biliyoruz. O halde “ne yapmalı”?

 

Maalesef bugün işçilerin ve emekçilerin örgütlülük düzeyi, tarihte “ne yapmalı” sorusunun ilk kez sorulduğu günlerden dahi çok geridedir. “Ne yapmalı” 1902 senesinde, işçilerin “sendikalarda” örgütlenmesi, “ekonomik mücadele” vermesi yetmez, “siyasal” örgütlülük ve mücadele gerekir diyordu. Oysa 2021 yılının işçileri sendikalarda dahi örgütlenmiyor.

 

Ancak daha da beteri, işçilere sınıf bilincini taşıyacak olan solun, işçiler yerine “kendisini” örgütleme çabası içinde olmasıdır. Sınıf mücadelesini “kendi” eylemlerine indirgeyen sol partiler, asli görevleri olan işçilerin ve emekçilerin bilinçlendirilmesi görevini bir kenara bırakmış, “gündelik politika” peşinden koşmakta, örgütsüz kitleleri “sokağa” çağırmaktadır.

 

Görüldüğü kadarıyla işçiler ve emekçiler, kimi sol örgütler tarafından yapılan sokak çağrılarına yanıt vermiyorlar. Gerçi yanıt verseler dahi, bu yanıt “örgütlü” bir yanıt olmayacağı için anlamlı bir sonuç vermeyecek. Çünkü işçiler ve emekçiler, ancak “örgütlü” güçleriyle sokağa çıktıklarında, diğer bir deyişle üretimden gelen güçlerini kullandıklarında anlamlı sonuçlar alabilirler.

 

O halde solun artık çözümün işçilerin ve emekçilerin örgütlenmesinden geçtiğini görmesi ve bütün çabasını buraya harcamaya başlaması gerekir. Örgütsüz emekçileri sokağa davet etmek solculuk değildir.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder