Translate

31 Mart 2022 Perşembe

Pandeminin neresindeyiz?

 


Son günlerde ülkemizdeki vaka ve ölüm sayılarındaki azalmayı pandeminin artık sona ermekte olduğu şeklinde yorumlayanların sayısının arttığını görüyoruz. Bunlar arasında pandeminin “hız kestiğini” söyleyen sözde tıp doktoru akademisyenler de var. Halkımız da bu gibilerin adının önünde “doçent” veya “profesör” unvanı görünce, bir bildikleri vardır diye düşünerek artık maske takmaya, aşıya yaptırmaya gerek kalmadığını sanıyor. Oysa gerçek durum hiç de öyle değil.

 

VAKA SAYILARI AZALIYOR MU?

 

Bu sorunun yanıtı “nereden” baktığınıza göre değişebiliyor. Eğer pandemiye Türkiye’den bakıyorsanız, Şubat ayında günde 100 binlerde olan vaka sayısının, şimdi 10 binlere indiğini görüp, pandeminin bitmekte olduğunu düşünebilirsiniz.

 

Pandemiye, virüsü 2 yıl önce kontrol altına alan, geçtiğimiz iki yıl boyunca vaka ve ölüm kaydedilmeyen Çin’den veya Güney Kore’den bakıyorsanız, vaka sayılarının Şubat ayının son günlerinden beri “ciddi” bir artışa geçtiğini görebilirsiniz.

 

Fakat “pandeminin” durumu, akademik yeterlilikleri çok tartışmalı olan akademisyenlerin yaptığı gibi tek tek ülkelere veya bölgelere bakılarak değerlendirilebilir mi?

 

Her şeyden önce bu salgına neden “pandemi” diyoruz? “Küresel” bir salgın olduğu için. O halde pandemi değerlendirmesinin “dünyaya” bakılarak yapılması gerekmez mi?

 

DÜNYAYA BAKINCA NE GÖRÜLÜYOR?

 

İnternette “worldometers” adında bir site var. Salgının başından beri dünyanın her yerinden vaka ve ölüm sayılarını günlük olarak veriyor. Sitedeki grafiklere baktığınızda, tek bir grafik üzerinde salgının iki yıldır nasıl seyrettiğini görebiliyorsunuz.

 

Grafikte vaka sayılarının iki yıl önce Nisan ayında günde 80 bin civarında olduğunu, vakaların giderek artarak, 2021 Ocak başında günde 800 binlere ulaştığını, sonra azalmaya başlayıp 2021 Şubat ortasında 300 binlere indiğini görüyorsunuz.

 

Lütfen belleklerinizi tazeleyin. Geçen yıl Şubat ayında dünyada vaka sayıları 300 bine gerilediğinde “pandemi bitiyor” diyenlerin, bugün de “pandemi bitiyor” diyen akademisyenler olduğunu göreceksiniz.

 

Bunların tek derdi topluma “duymak istedikleri” şeyleri söyleyip puan toplamaktır. İnsanların kendilerine inanıp, bugün olduğu gibi maskelerini çıkartmaları veya aşılarını yaptırmaktan vazgeçmeleri sonucu hastalanıp, yaşamlarını yitirmeleri umurlarında değildir.

 

Fakat geçmişte ne olmuştu? 2021 Mayıs’ında vaka sayısı, bir önceki piki aşarak günde 900 binlere çıktı. Ancak ayını yıl Haziran sonunda vaka sayıları yeniden günde 300 binlere gerilediğinde “pandemi bitiyorcular” yeniden ortaya çıktı. Virüs bu kez günde 4 milyonlara yaklaşan vaka sayılarıyla “ben buradayım” dedi.

 

Şimdi 2022 Ocak sonunda günde 3 milyon 800 bini gören, Şubat sonunda 1 milyona inen, Mart ortasında yine 2 milyonu geçen ve son bir haftadır günde 1 – 1,5 milyon arasında dolaşan fakat asla 1 milyonun altına inmeyen bir vaka sayısı var.

 

Yani “dünyaya” bakınca pandemi hiç de bitiyor gibi görünmüyor.

 

GERÇEKTE DURUM NE?

 

Bilindiği gibi pandeminin başından beri mücadele toplumun değil, sermayenin gereksinimleri doğrultusunda yürütülüyor. Sermaye “ne pahasına olursa olsun çarklar dönecek” dediği için sadece yoğun bakımlar dolduğunda yarım – yamalak kapanma tedbirlerine başvuruluyor ve salgın önce yalnızca maske – mesafe – temizlik formülüyle, daha sonra buna aşı eklenerek kontrol altına alınmaya çalışılıyor.

 

Salgın sürecinde sermayenin kuyruğuna takılarak işçilerin ve emekçilerin yaşamlarını yitirmelerine göz yuman siyasi partiler ve sendikalar, sözde emek örgütleri, “işyerlerinde ve okullarda gerekli tedbirler alınsın” demenin ötesinde hiçbir şey yapmadılar. Sermayenin emekçilere dayattığı “sağlık mı, ekonomi mi” ikileminin sahteliğini ortaya koymak yerine, sermaye ile birlikte “ekonomi” dediler ve salgını durdurabilecek en etkili yöntem olan kapanma tedbirlerine en az sermaye kadar karşı durdular. Hatta çocukların yaşamını tehlikeye sokacağını bile bile okulların açılması için kampanyalar düzenlediler. Tarih bu işbirlikçileri asla affetmeyecek.

 

Süreç içinde dünyada sadece “bilimin” söylediklerini yapan ve yüzyıllardır salgına karşı en etkili tedbir olduğu bilinen karantina tedbirlerini gerektiği gibi uygulayabilen ülkelerde salgının kontrol altına alınabildiğini, Türkiye’de ve diğer ülkelerde salgının pikler ve dalgalarla devam ettiğini gördük. Bugün gelinen noktada da salgın virüsün BA.2 varyantıyla sürüyor.

 

Bugün önümüzde üç olasılık var:

 

1. BA.2 üzerine yeni bir varyant ortaya çıkmaz ise salgın giderek kontrol altına alınmaya başlanabilir. Ancak akademik yeterlilikleri çok tartışmalı akademisyenlerin cilaladığı bu olasılığın “gerçekleşme” şansı yok denecek kadar az. Eğer bugün dünya nüfusunun yüzde 70’inin aşılanması sağlanabilseydi, yeni bir varyantın ortaya çıkma şansı çok azalır ve salgın kontrol altına alınabilirdi. Fakat nüfusunun yüzde 80’inden fazlasına hala aşı yapılamamış olan Afrika kıtası her an yeni bir varyant üretmeye ve yeni bir dalga başlatmaya aday.   

 

2. Bundan sonra ortaya çıkacak varyantların bulaşıcılığının ve ölümcüllüğünün daha az olma olasılığı da var elbette. Fakat bu olasılığın ne kadar “kuvvetli” bir olasılık olduğunu söyleyebilecek durumda değiliz. Dolayısıyla bu olasılığa güvenmek, bugüne kadar yapıldığı gibi emekçilerin ve toplumların dezavantajlı kesimlerinin yaşamlarıyla “kumar oynamak” olur.

 

3. Yine ne kadar kuvvetli olduğunu kestiremediğimiz fakat “hazırlıklı” olmamız gereken üçüncü bir olasılık ise önümüzdeki günlerde virüsün daha bulaşıcı ve ölümcül varyantlarının ortaya çıkması olasılığı. Maalesef ilk olasılıkta açıkladığımız nedenlerle bu olasılığın çok düşük bir olasılık olduğunu söyleyebilmek mümkün değil. Dahası aşının da etkili olmayabileceği yeni bir varyantın ortaya çıkması durumunda başa sarmak da mümkün.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder