Translate

28 Ağustos 2022 Pazar

Faşizm Kanada’yı teslim alabilecek mi?

 


Pandemi başladığında dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Kanada’da da faşizm çoktan tırmanışa geçmişti. Özellikle ABD’de Trump’ın başkan seçilmesinden sonra gündelik yaşamda daha fazla hissedilmeye başlayan faşizm, geleneksel olarak örgütlendiği asker ve polis çevrelerinin dışına çıkarak, siviller ve gençler arasında da yaygınlaşmaya başladı.

 

Pandemi öncesinde daha çok “göçmen karşıtlığı” üzerinden taraftar toplamaya çalışan faşistler, Kanada hükumetinin pandemiye yönelik kısmi kapanma ve maske zorunluluğu gibi tedbirlerine karşı halkı örgütlemeye başladılar. Liberal Trudeau hükumetini sokağa çıkma yasaklarıyla halkın özgürlüklerini ortadan kaldırmaya çalışan bir “gizli komünist diktatörlük”, kendilerini de “özgürlük savaşçıları” olarak tanımladılar.

 

GERİCİLİKLE İŞBİRLİĞİ

 

Faşistler Kanadalı gericileri yanlarına alabilmek için özellikle Kanadalı gericilerin hassas oldukları LGBTQ+ hakları, aynı cinsiyete sahip insanların evliliği ve kürtaj gibi konularda propaganda çalışmalarını yükselttiler ve bunları pandemi tedbirlerine karşı mücadeleyle “bütünleştirdiler”. Kanada hükumeti COVID 19’a karşı etkili aşılara onay verince, faşistler mücadelelerine aşı – karşıtlığını da kattılar.

 

2021 yılına gelindiğinde aşı – karşıtlığı talebi ile diğer gerici talepler iyice “bütünleşmeye” başladı. Aslında örneğin sadece aynı cinsiyete sahip insanların evliliğine karşı olanlar, bir şekilde kendilerini çok da farkında olmadan aşı – karşıtı hareketlerin içinde buldular. Bu durum bir yandan Kanada’daki faşist hareketlerin kitle tabanını genişletirken, diğer yandan siyasi platformlarda yer alabilmelerini kolaylaştırdı.

 

KANADA FAŞİZMİNİN KİTLE TABANI

 

2008 krizini aşamayan ve kâr oranlarını düşmesini önleyemeyen Kanada sermayesi, bunalımının yükünü Kanadalı emekçilerin ve küçük burjuvazinin (kendi hesabına çalışanlar, orta düzey yöneticiler vb) üzerine yıktı. Cömert sosyal transferlerin kesilmesi ve kamusal harcamaların kısılmasıyla bu kesimler toprağın ayaklarının altında kaydığını hissetmeye başladılar. Geleceğe yönelik endişeler artarken, yaşam standartları hissedilir ölçüde düştü.   

 

Solun küresel ölçekte 1970’li yıllarda içine girdiği ideolojik bunalımını bir türlü aşamaması ve giderek kimlik siyasetini benimseyerek sınıf siyasetinden uzaklaşması, sürece müdahale edebilmesini olanaksızlaştırıyordu. Bu ortamda solda aradığını bulamayan işçiler ve küçük burjuvalar, faşist propagandaya daha fazla açık hale geldiler.

 

2018 yılında Muhafazakar Parti’den ayrılarak kurulan ve çok kısa sürede 30 bin üyeye ulaşan  faşist Kanada Halk Partisi, ekonomide neoliberalizmi benimsiyor, iklim değişimini “doğal” bir süreç olarak görüyor, sağlıkta özelleşmeyi ve piyasalaşmayı, göçmenlerin sayısının sınırlandırılması gerektiğini savunuyor.

 

Kanada Halk Partisi 2019 yılında girdiği ilk seçimlerde seçmenlerin yüzde 1,6’sının (294 bin) oyunu alırken, 2021 seçimlerinde seçmenlerin yüzde 4,9’unun (841 bin) oyunu aldı. 2022 Özgürlük Konvoyu eyleminden sonra partinin oy oranının yüzde 7’yi aşmış olabileceği tahmin ediliyor.

 

Kanada Halk Partisi, Kanada hükumetinin pandemiye yönelik tedbirlerine açıktan karşı çıkan tek siyasi parti olarak, özellikle aşı karşıtlarının kendilerini ifade edebildikleri en önemli platformlardan biri haline geliyor.

 

PANDEMİ FAŞİSTLERE YARADI

 

Kanada pandeminin başından beri kapanmaya, maske zorunluluğuna ve aşıya karşı çok sayıda kitlesel protestolara sahne oldu. Protestolar 2022 başında faşistlerin örgütlediği “Özgürlük Konvoyu” eylemleriyle zirvesine ulaştı. Bu protestolar Kanada faşizminin 1930’lardan sonra gerçekleştirdiği en kitlesel eylemler olarak tanımlandı.

 

Ocak ayının ikinci haftasında Konvoy sözcüsü Ben Dichter, aşı zorunluluğunun ve aşı pasaportunun iptal edilmesini istedi. Kanada hükumeti talebi reddedince 22 Ocak’ta Kanada’nın her yanından yola çıkan yüzlerce kamyon ve TIR, bir hafta boyunca ülkede ulaşımı felç ederek 29 Ocak’ta başkent Ottawa’ya ulaştı ve pandemi tedbirlerinin kaldırılması talebiyle Kanada parlamentosunu abluka altına aldı. Konvoy aynı zamanda Kanada – ABD arasındaki sınır kapılarında da geçişleri de durdurdu.  

 

Kanada’daki gerici ve faşist gruplar Kanada Birliği adı altında bir araya gelerek hazırladıkları bir memorandumu imzaya açtılar. Parlamento’daki büyük partileri iktidardaki Liberal Parti’yi düşürerek, bir koalisyon hükumeti kurmaya çağırdılar. Bağış kampanyasında kamyoncuların masraflarını karşılamak için toplanan 5 milyon dolar, abluka sürecinde Kanada sermayesinin cömert bağışlarıyla 10 milyonu aştı. Hükumet toplanan paraların kullanılmasını önleyebilmek için kampanya ile ilişkili hesapları dondurmak zorunda kaldı.

 

Ottawa polisi Konvoy’un örgütlenmesi ve finansmanında ABD’nin de parmağı bulunduğu açıkladı. Medyada Trump’ın Konvoy’u desteklediğine dair birçok haber yayınlandı. Kanada parlamentosundaki 338 sandalyenin 119’una sahip olan Muhafazakar Parti (ana muhalefet), faşist protestocuların hükumetin devrilmesi çağrısına açıkça destek verdi.

 

11 Şubat’ta başkent Ottawa’ya ev sahipliği yapan Ontario eyaletinin başbakanı Doug Ford “acil durum” ilan etmek zorunda kaldı. 14 Şubat’ta Kanada başbakanı Justin Trudeau da “Acil Durum Yasası”nı yürürlüğe soktu. 17 – 20 Şubat arasında gerçekleştirilen çok büyük bir operasyonla faşist gruplar silahları alınarak Ottawa dışına çıkartılabildi.

 

KANADA’DA AŞI ORANLARI DÜŞÜYOR

 

Bu süreçte Toronto ve Mc Gill Üniversitelerinin ortaklaşa yaptığı bir araştırmaya göre, Kanada’da pandemiye karşı aşı tedbirini destekleyenlerin oranı yüzde 75’ten yüzde 65’e gerilerken, aşıya karşı olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 8’den yüzde 20’ye yükseldi. British Medical Journal’da yayınlanan başka bir araştırma, Kanada’da aşı tereddüdünü yüzde 40 olarak buldu.   

 

Kanada’nın aşılama oranlarının 2022 başından beri dramatik olarak düşmeye başlaması da toplum içinde aşı karşıtlığının giderek güçlendiğini gösteriyor. Özellikle Özgürlük Konvoyu eylemi sonrası hatırlatma dozlarındaki düşüş dikkat çekici.

 

Kanada’da sadece 1 doz aşı yaptıranların oranı yüzde 82,02 iken, aşı takvimine göre ilk dozdan bir ay sonra ikinci doz aşı yaptıran ve altı ay sonra da (Aralık 2021’de başlıyor) hatırlatma dozu yaptıranların oranı yüzde 49,55’e düşüyor.

 

Fakat çok daha vahim olan tablo, Mayıs 2022’de başlayan ikinci hatırlatma dozunu yaptıranların oranının sadece yüzde 12,36’da kalmış olması. Bu oran en çok risk altında olan 70 yaş üzeri grupta dahi yalnızca yüzde 54.35’de kalıyor.

 

Tabii bunlar “ortalamalar”. Eyalet bazında tablo çok iç karartıcı. New Brunswick eyaletinde yüzde 15,33’e kadar çıkan tam aşılı oranı, Kuzeybatı Bölgesi’nde yüzde 3,97’de kalıyor. Yaz ayları boyunca ülkenin birçok yerinde ve sosyal medyada gösterilen Kanadalı yönetmen Todd Michael Harris’in “Uninformed Consent” isimli belgeseli, karşısında etkili bir eleştiri olmadığından aşı karşıtlığını daha da körüklüyor.

 

FAŞİSTLER OKULLAR AÇILIRKEN ÜNİVERSİTELERE YÖNELDİ

 

Bugünlerde de faşistler Kanada üniversitelerinin 2022 – 2023 öğretim yılına başlamasının arifesinde öğrenciler ve öğretim kadrosu için zorunlu kıldığı pandemi tedbirlerine karşı eylemler örgütlüyorlar. Üniversite yönetimlerinden derslere girebilmek için aşılı olmanın zorunlu kılınmasının kaldırılmasını talep ediyorlar.

 

Kimi üniversitelerde bu taleplerin altında bir zamanlar Kanada’nın saygın halk sağlıkçıları arasında olanların imzalarını görmek üzücü, fakat neticede bunun bir “sınıf mücadelesi” olduğu düşünüldüğünde, şaşıracak bir durum yok. Mücadele keskinleştikçe herkes safını belirliyor.

 

Geçtiğimiz hafta bir grup akademisyen Toronto Üniversitesi rektörüne bir açık mektup göndererek, üniversitede zorunlu aşı uygulamasının kaldırılmasını talep ettiler. Dün de Western Üniversitesi kampüsünde toplanan bir grup öğrenci, üniversitenin sonbahar yarıyılında aşı sertifikası gösteremeyen öğrencilerin derslere alınmayacağı şeklindeki kararını protesto etti. Okulların açılma sürecinde eylemlerin diğer üniversitelere de yayılması bekleniyor.

 

SENDİKALAR VE SOL

 

2022 başında Özgürlük Konvoyu eylemlerine karşı bir araya gelen Kanada solu ve sendikalar, pandemiye karşı alınması gereken tedbirler konusunda işçilerin ve emekçilerin çıkarlarını yansıtan bir politika geliştiremediklerinden sürecin dışında kalıyorlar.

 

Kanada sermayesinin “üretimin her ne pahasına olursa olsun devam etmesi”, “okulların ve işyerlerinin açık tutulması”, “sürü bağışıklığı” ve son olarak “COVID 19 ile birlikte yaşama” politikalarına karşı etkili alternatifler geliştiremeyen, yalnızca COVID 19’a karşı aşılama tedbiri konusunda tutarlı bir destek veren sendikalar ve sol, artık “yeni hatırlatma dozları” konusunda kendi tabanlarını dahi ikna etmekte zorlanıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder