Translate

7 Kasım 2020 Cumartesi

Sağlık mı, para mı?

Aslında mental bir sorunu olmayan herkesin bu soruya “sağlık” yanıtı vereceğini düşünebilirsiniz. Parayla sağlık satın alamayabilirsiniz, fakat sağlığınız yerindeyse her zaman para kazanabilmeniz mümkündür. Ancak kapitalist toplumlarda akıl böyle yürütülmez ve para her zaman sağlıktan önce gelir. Sermaye birikiminin kuralıdır bu.

 

Bilindiği gibi salgın Çin’de ortaya çıktı. Eğer salgının ilk günlerinde dünya seyahat kısıtlamalarına gitseydi, virüs belki sadece birkaç Uzakdoğu ülkesiyle sınırlı kalacak ve pandemiye dönüşemeyecekti. Fakat “kapitalist bir dünyada” böyle bir tedbir almak olanaksızdı. Seyahat kısıtlaması demek ticaretin durması ve turizmin ölmesi demekti.

 

Nisan ayında alınan karantina tedbirleriyle salgın kontrol altına alınır gibi olduğunda sermaye hemen “yeter artık” demeye başladı. Çarklar dönmeli, ticaret normalleşmeliydi. Evet, devlet kapitalistlerin bütün zararlarını karşılıyordu fakat nereye kadar? Kapitalist toplumda kârın kaynağı artı değerdi ve üretim yoksa artı değer de, yani kâr da yoktu.

 

Ancak kısıtlamalar gevşetilince vaka sayıları ve ölümler hızla tırmanışa geçiyordu. Ne yapmalıydı da sermayenin çıkarlarını korurken, salgın da kontrol altında tutulabilsin? Örneğin bütün ülkeler yurt dışından gelen turistlerin ülkelerine virüs taşıyabileceklerini ve bunu önlemenin tek yolunun dışarıdan gelen turistleri hastalığın kuluçka süresi boyunca izlemek olduğunu biliyorlardı. Fakat gittiği yerde iki hafta karantinaya alınacağını bilen turist oraya gider mi?

 

PARA SAĞLIKTAN ÖNCE GELİR

 

Türkiye gibi işçi sınıfının bilinçsiz ve örgütsüz olduğu, muhalefetin gücünün ülkedeki gerçek vaka sayısını dahi öğrenmeye yetmediği ülkelerde sorun yoktu. Bu ülkeler turistlerin yurtdışından yalnız döviz değil aynı zamanda virüs de getireceğini bile bile kapılarını ardına kadar açtılar. Peki, ya işçi sınıfının göreli daha bilinçli ve örgütlü olduğu Kanada gibi ülkeler ne yapacaktı? Kanada’nın turizme yatırım yapan kapitalistlerinin başı kel miydi?

 

Kanada, turizme yatırım yapan sermayedarların seyahat kısıtlamalarından zarar görmemesi için havaalanlarında yurtdışından gelen herkese test uygulamaya karar verdi. Böylece hem testi pozitif çıkanlar izole edilerek virüsün ülke içinde yayılması önlenecek ve halkın sağlığı korunacak, hem de negatif çıkanlara karantina tedbirleri uygulanmayarak sermayenin çıkarları zedelenmeyecekti.

 

Kanada gibi işçi sınıfının göreli daha bilinçli ve örgütlü olduğu ülkelerde sermaye hükumetleri, Türkiye gibi ülkelerde olduğu gibi kafasına her eseni kolayca yapamıyor. Bu nedenle Kanada önce Alberta eyaletinde pilot bir uygulama başlattı. Bu çerçevede havaalanına inen bütün yurtdışı uçuşların yolcularına hemen COVID 19 testi yapılacaktı. Uygulama 2 Kasım’da başladı.

 

Calgary havaalanında testi “negatif” çıkanlar, en az 14 gün Alberta’da kalmak, kamusal alanlarda maske takmak, her gün sağlık durumları hakkında sağlık otoritesini bilgilendirmek, risk gruplarının bulunduğu yerlerden (örneğin huzurevleri) uzak durmak ve bir hafta sonra bir eczanede ikinci kez test yaptırmak koşuluyla karantinaya alınmadan ülkeye kabul edilmeye başlandı.   

 

SAĞLIK PARADAN ÖNCE GELİR

 

Fakat yukarıda da belirttiğimiz gibi Kanada işçi sınıfının göreli daha bilinçli ve örgütlü olduğu bir ülke ve Kanada’da aydınlar Türkiye gibi ülkelerde olduğu gibi sermayenin uşaklığını yapmak için birbirleriyle yarışmak yerine emeğin, emekçilerin çıkarlarını gözetiyorlar. Bu aydınlardan biri ve benim de epidemiyoloji hocam olan Profesör Tim(othy) Sly, pilot projeyi eleştirerek, bu şekilde virüsün ülkeye girişinin önlenemeyeceğini açıkladı.

 

Havaalanında yapılan test ile uçağa binmeden hemen önce veya uçak içinde enfekte olanların yakalanamayacağını ve bunların ülkeye virüs taşıyabileceklerini belirten Sly, bunların ancak bir hafta sonra yapılacak ikinci testte tespit edilebileceğini ve bu sürede temasta bulundukları Kanadalıları enfekte edebileceklerini ifade etti.

 

Sly pilot proje uygulamasının şöyle değiştirilmesini önerdi: Gelenler bir hafta karantinaya alınsınlar, bir hafta sonra yapılan test negatif çıkarsa ülkeye girişlerine izin verilsin, pozitif çıkanlar izole edilsinler. Bu durumda normalde 14 gün olan karantina süresi 1 haftaya inecek, fakat böylece “önce para değil, sağlık” gözetilmiş olacaktı.

 

BİR ANEKDOT

 

Epidemiyoloji profesörü Tim Sly, halk sağlığı camiasında “sağlamcılığı” ile ün yapmıştır. Yukarıdaki önerisinden de ne kadar sağlamcı olduğu kolayca anlaşılabilecek olan hocam, İstatistik dersinde şöyle bir senaryo hazırlamıştı:

 

Bir hastanede ameliyat sırasında elektrik arızası çıkıyor ve hemen jeneratör devreye giriyor, fakat aksilik bu ya, jeneratör de arıza yapıyor. Hocamız bizden hastanenin böyle bir durumla karşılaşma olasılığını hesaplamamızı ve ikinci bir yedek jeneratör bulundurulmasının uygun (feasible) olup olmayacağını tartışmamızı istiyordu.

 

Yarım saat uğraşıp, işin içinden çıkamayınca Tim Sly’a, “hocam bari bir de deprem olsaydı” dedim. Hiç sesini çıkartmadan uzun uzun yüzüme baktı ve sonra, “haklısınız, bir dahaki sefere bunu da göz önüne alacağım” dedi.

 

Bizim aydınlarımız ve hekimlerimiz de Profesör Tim Sly gibi, Dr. Ernesto Che Guevara’nın “Tek bir kişinin hayatı, dünyadaki en zengin insanın mal varlığından milyonlarca kat daha değerlidir” deyişini kendilerine düstur edinmelidir.

 

Akif Akalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder