Translate

28 Şubat 2021 Pazar

COVID 19 ölümlerinin hesabını kim verecek?

 


Her gün ekranlarda kerli ferli insanları, kendilerinden çok emin tavırlarla salgın üzerine ahkâm keserken izliyoruz. Biri çıkıyor "kısıtlamalar gevşetilebilir, okullar açılabilir" diyor, diğeri "en az 14 günlük bir tam kapanma şart" diyor. Aslında bu insanların bizim “hayatımız” üzerine konuştuklarının farkında mıyız?

 

KONUŞULAN SENİN HAYATINDIR

 

İcracı konumdaki birileri de, isimlerinin önünde koca koca unvanlar olan bu insanların söylediklerini uyguluyor ve eğer sonuç dedikleri çıkmazsa, bedelini biz “yaşamımızla” ödüyoruz. Şaka değil, salgının başından bu yana devletin “resmi” rakamlarına göre 30 bin kayıp verdik. Gerçek rakamı ise kimse bilmiyor…

 

Tıp şakaya gelmez. Tıpta insanları bir tedbiri alarak da, almayarak da öldürebilirsiniz. Örneğin bugün gerçekten koşullar kısıtlamaların gevşetilmesi için uygunsa ve siz buna rağmen insanları 14 gün evlerine kapatırsanız, birçok insan kapanmadan kaynaklanan başka sorunlar nedeniyle yaşamını yitirecektir. Fakat aksine koşullar kapanma gerektirirken siz tedbirleri gevşetirseniz, bu kez de birçokları virüs nedeniyle yaşamını yitirir.

 

Yani ekranlara çıkıp, gevrek gevrek konuşmanın bir “sorumluluğu” vardır. At yarışı tahmini yapmıyorsunuz, insan hayatı üzerine tahmin yapıyorsunuz.

 

SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI STRATEJİSİ - İSVEÇ

 

Dilerseniz konuyu “somut” bir örnekle biraz daha açalım. Geçtiğimiz yıl 5 Mayıs 2020 tarihinde tıp dünyasının en prestijli dergilerinden biri olan Lancet dergisinde Johan Giesecke imzasıyla  The invisible pandemic” (Görünmez pandemi) başlıklı bir makale yayınlanmıştı.

 

Yazar makalesinde birçok ülkenin İsveç’in COVID 19’a karşı “gevşek” mücadele stratejisi karşısında hayrete düştüğünü yazıyordu. İsveç okullarını ve işyerlerini kapatmamış, başka ülkelerdeki gibi sokağa çıkma yasakları ilan etmemişti. İsveçliler sanki salgın yokmuş gibi gündelik yaşamlarını sürdürmüşlerdi.

 

İsveç’in bu stratejisine “sürü bağışıklığı” stratejisi deniyordu. Aslında bu teknik olarak yanlış bir terimdir. Sürü bağışıklığı “doğal” yolla değil, “aşılama” ile elde edilir.

 

Giesecke Mayıs ayında, Avrupa’nın iki – üç aylık salgın deneyimini değerlendirerek, “kapanma” tedbirinin “ölümler” bakımından işe yaramadığını iddia etmiş, İsveç’teki ölüm hızının, “kapanma” tedbiri uygulayan ülkelerden fazla olmadığını ileri sürmüştü.   

 

Giesecke kapanmanın virüsün yayılmasını önleyemeyeceğini, yalnızca ciddi vakaların ortaya çıkmasını bir süre “erteleyebileceğini” savunuyor ve bir yıl sonra ölümleri saydığımızda, kapanma uygulayan ülkeler ile uygulamayan ülkeler arasında fark olmadığını göreceğiz diyordu.

 

BİZE OKULDA BAŞKA ŞEYLER ÖĞRETMİŞLERDİ

 

Giesecke’nin bu makalesi ortama bir bomba gibi düştü. Giesecke makalesinde hekimlere tıp fakültesinde öğretilenlerin tam tersini savunuyordu. Halk sağlığı biliminin temellerine karşı çıkıyor, salgın mücadelesini sözcüğün tam anlamıyla tersyüz ediyordu.

 

Ancak tıp fakültesinde bize bunların tam tersi öğretilmiş olmasına rağmen, Giesecke’nin makalesini “deli saçması” diye göz ardı edebilmek mümkün değildi.

 

Birincisi, makale dünyanın en prestijli tıp dergilerinden birinde yayınlanmış. Lancet’de yayınlanan makaleyi dikkate almayacağız da neyi dikkate alacağız?

 

İkincisi, makalenin yazarı Giesecke, dünyaca meşhur Karolinska Enstitüsü profesörlerinden biri. Hekim, enfeksiyon hastalıkları uzmanı, hijyen mastırını dünyanın en iyi halk sağlığı okullarından biri olan Londra Hijyen ve Tropikal Tıp Okulu’nda yapmış. Hatta bu okulda ders vermiş. Giesecke Dünya Sağlık Örgütü’nde de görev yapmış. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nde de çalışmış ve pandemi çıkınca da İsveç Halk Sağlığı Ajansı’na “danışman” olmuş.

 

Yani benim gibi halk sağlığı kariyeri Ryerson Halk Sağlığı okulunda bir eğitim ve Toronto Halk Sağlığı departmanında bir süre çalışma olan biri için çiğnenebilecekten çok daha büyük bir lokma…

 

ÖĞRETMENİN ADI ZAMAN

 

Fakat “zaman” denen öğretmen herkese, her şeyi öğretiyor. Gerçi Giesecke’nin makalesi üzerinden henüz 1 yıl geçmedi, fakat 10 ay sonra yazarın “yanıldığı” apaçık ortada. Yazımızdaki tabloya bakıldığında “günün sonunda” kapanma tedbiri almayan İsveç’te ölüm hızı milyonda 1.262 iken, şu veya bu ölçüde kapanma tedbirleri uygulayan komşularında milyonda 114 ile 900 arasında değişiyor.


ÜLKE

COVID 19 ÖLÜM HIZI (MİLYONDA)

İSVEÇ

1.262

HOLLANDA

900

DANİMARKA

405

FİNLANDİYA

133

NORVEÇ

114


KOCA PROFESÖR YALAN SÖYLER Mİ?

 

Ağustos ayında Lancet dergisi 21 bilim insanının imzasıyla bir mektup yayınladı. Yazarlar İsveç’te gerçeklerin Giesecke’nin makalesinde yansıttığı gibi olmadığını, 29 Nisan itibariyle Stockholm’de enfekte olanların oranının yazarın yansıttığı gibi yüzde 20 – 25 değil, yüzde 7,5 olduğunu açıkladılar.

 

Giesecke verdiği yanıtta, hücresel bağışıklığın tahminlerin ötesinde bir rol oynayabileceği, kapanma tedbirinin başarılı olduğu örneklerin “ada ülkeleri” olduğu, ancak bu ülkelerin kapanmanın bedelini ağır ödediklerini ve son olarak uzun vadede insanların kapanma tedbirini kabul etmeyeceğini yazdı. Oysa iddiası bunların hiçbiri değildi.

 

ÖLENLERİN HESABINI KİM VERECEK?

 

Elbette COVID 19 ölümleri tek başına mücadele stratejisiyle açıklanamaz. Fakat en azından bugün İsveç’in COVID 19 ölüm hızı komşularınınkiyle karşılaştırıldığında, eğer İsveç komşuları gibi mücadele etseydi ve Halk Sağlığı Ajansı Giesecke gibi “danışmanlara” kulak vermeseydi, yaşamını yitiren 12.798 İsveçliden en az yarısı hayatta olacaktı diyebiliriz.

 

Aslında bir deli saçmasından başka bir şey olmayan sürü bağışıklığı stratejisinin yanlışlığı geçtiğimiz yıl içinde birçok olumlu ve olumsuz örneklerle ispatlandı. Sürü bağışıklığı ideolojisini benimseyen İngiltere, Brezilya ve ABD gibi ülkeler, bunun bedelini çok ağır ödediler ve ödemeye devam ediyorlar. Daha salgının ilk aylarında “kapanma” ile salgını kontrol altına alan Çin ise bugün salgını artık unuttu bile.

 

Peki, bu sürü bağışıklığı gibi, maske – mesafe – temizlik gibi deli saçması ideolojiler yüzünden, hatalı açılma kararları yüzünden yaşamını yitirenlerin hesabını kim verecek?


Akif Akalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder