Translate

24 Nisan 2021 Cumartesi

Tam kapanma diyenler sermayenin değirmenine su mu taşıyor?


 

Bugün TKP’nin yayın organı Sol Portal, partinin Genel Sekreteri Kemal Okuyan ile salgın üzerine yapılmış bir söyleşi yayınladı. Söyleşide Okuyan, meslek kuruluşlarının ve bilim insanlarının dile getirdiği "tam kapanma" talebinin kapitalist dünyada somut bir çözüm olamayacağını iddia ediyor, tam kapanma diyenlerin, sermayenin değirmenine su taşıdıklarını ima ediyordu.

 

TAM KAPANMA DİYENLER AKP’YE Mİ HİZMET EDİYOR?

 

Söyleşide Okuyan, “tam kapanma talebi tek başına ve soyut kaldığı sürece hangi bilimsel saikle, hangi iyi niyetle dillendirilirse dillendirilsin siyasi iktidarın salgınla mücadele ediyormuş gibi davranmaya devam edeyim politikasına yardımcı oluyor” diyor.

 

Bugüne kadar hiçbir bilim insanı ve meslek örgütü “tek başına” ve “soyut” bir tam kapanma talebi dile getirmedi. Tam kapanma talep eden herkes, tam kapanma sürecinde yurttaşların sosyal ve ekonomik olarak desteklenmeleri gerektiğinin altını çizdi. Dahası bu sosyal ve ekonomik destek tam kapanmanın olmazsa olmaz “ön koşulu” olarak tanımlandı, sosyal ve ekonomik destek olmadan zaten tam kapanma sağlanması imkânsız dendi.

 

Yine tam kapanma diyen herkes, tam kapanmayı etkin bir kitlesel aşı kampanyası ile birlikte talep etti. Kapanma sürecinde sağlık ekipleri kolayca herkese erişebilecek ve çok kısa bir süre içinde toplum bağışıklaması sağlayabilecek bir düzeyde aşılama yapılabilecekti.

 

Yani hiç kimse Okuyan’ın iddia ettiği gibi “tek başına” ve “soyut” bir tam kapanma talep etmedi. Ancak Okuyan “bugün gelinen noktada tam kapanmanın öne çıktığı bir çözüm, çözümsüzlüktür” diyebilmek için böyle basit, ucuz kasaba politikacıları gibi, önce sizin söylemediğiniz bir şeyi size söyletiyor, sonra buna saldırıyor.


TAM KAPANMA MUĞLAK BİR ŞEY Mİ?

 

Okuyan bilim insanlarının ve meslek örgütlerinin yanıtını verdiği soruları, sanki bu soruların yanıtı yokmuş gibi soruyor: “Kaç gün kapatacaksınız ve nasıl kapatacaksınız”?

 

Oysa bilim insanları hastalığın kuluçka süresine uygun, virüsün toplum içinde dolaşımını durdurmaya yetecek bir süre tanımlıyorlar. Eskiden 14 günlük bir süre kapanma kriterlerini karşılamaya yeterliydi, ancak şimdi ortaya çıkan varyantlar nedeniyle bu süre 4 hafta olarak tanımlandı. Yani bu süreleri Okuyan’ın sandığı veya ima etmeye çalıştığı gibi kimse yumurtlamıyor, bilimsel gerçekler ışığında belirliyorlar.

 

Aynı şekilde bilim insanları ve meslek örgütleri kapanmanın “nasıl” yapılacağını da çok detaylı bir şekilde tarif ediyorlar. Okuyan zahmet edip partisinin akademik yönden yeterli hekim üyelerinden temin edebileceği Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanmış listeyi okursa, “nasıl” sorusunun yanıtını bulabilir.

 

BİLİM KURGU DEĞİL BİLİM

 

Okuyan bilim insanlarının ve meslek örgütlerinin kapanma önerisini şöyle bir örnekle karikatürize etmeye çalışıyor:

 

“Sokakları zombiler istila etmiş, kaçın diye bağırarak hep birlikte eve sığınıyorsunuz. Bu kuşkusuz doğal bir refleks, ölümden kaçınma isteği. Lakin evin yöneticisi yiyeceklerin bulunduğu depoyu kilitlemiş, arka kapıdan sadece ayrıcalıklı olanlar erişebiliyor. Zombilerle savaşacak silahınız yok, komşu bazı evlerden gelmesini bekliyorsunuz ama orada da durum pek iyi değil. Bu çözüm müdür? Kaç kez eve kaçacağız? Kaç kez doğal reflekslerle hareket edeceğiz”?

 

Yine bu örnekte de basit, ucuz kasaba politikacıları gibi, bilim insanlarının ve meslek örgütlerinin insanlara, insanların kapanma sırasında nasıl barınıp, besleneceklerini düşünmüyormuş gibi bir kurgu üzerinden kapanma önerenleri aklı sıra alaya alıyor. Oysa herkes bilim insanlarının ve meslek örgütlerinin neyi, nasıl talep ettiğini çok iyi bildiğinden kendisi gülünç duruma düşüyor.

 

Ayrıca ortada öyle Okuyan’ın karikatürize ettiği gibi, insanların “kaçıp” evlerine saklandığı bir durum yok. Pandemi sürecinde kapanma uygulanan hiçbir ülkede insanlar “kaçıp” evlerine saklanmadı. Fakat belki Okuyan gelecekte politikayı bırakıp, kariyerine bilim kurgu alanında devam etmeyi düşünebilir.

 

HALK SAĞLIĞI BİR BİLİM DALIDIR

 

Her şeyden önce kapanma bir “refleks” değil, bir planlı – programlı bir “halk sağlığı” tedbiridir. Eğer Okuyan bu söyleşiden önce partisine üye akademik yönden yeterli hekimlerden biriyle konuşsaydı, kapanmanın yüzyıllardır uygulanan ve çok başarılı sonuçlar alınan bir tedbir olduğunu öğrenebilirdi.

 

Okuyan, “salgının başında strateji yayılmayı engellemek, salgını lokalize etmek olabilirdi. Aslında bunun dünya çapında gündeme gelmesi gerekirdi” derken, aslında karantinayı coğrafi izolasyona ilişkin bir kavram olarak algıladığını ortaya koyuyor. Oysa partisine üye halk sağlığı uzmanlarından birine danışarak, meselenin coğrafi izolasyonla sınırlı olmadığını anlayabilirdi.

 

Zaten Okuyan aynı nedenle kapanma tedbirinin “salgının başında” etkili olabileceğini, salgın her yere yayıldıktan sonra etkisinin olamayacağını düşünüyor.

 

Oysa halk sağlığı bilimi “test, izolasyon ve karantinayı” bir bütün olarak ele alır. Burada topluma yönelik, herhangi bir şikayeti olup olmadığına bakılmaksızın, olabildiğince çok sayıda test yapılarak enfekte bireyler bulunmaya çalışılır. Bulunan enfekte bireyler toplumdan izole edilirken, bunlarla temaslılar karantinaya alınır.

 

Burada “kapanma” tedbiri ile insanları evlerine gönderdiğinizde, virüsün toplum içinde yayılmasını durdurmuş olursunuz.  Elbette bunu ne kadar erken veya Okuyan’ın dediği gibi salgının başlarında yapmanız çok daha iyi olur, fakat bu durum kapanmanın artık salgın bir pandemiye dönüştükten sonra “anlamsız” hale geleceği anlamına gelmez.

 

Dahası bugün mutasyon olayı ile karşı karşıyayız. Bu nedenle kapanma, eskisinden daha da elzem bir tedbir haline gelmiştir. Özellikle ülkemizde insanların çoğunun aşılandığı ölü virüs aşısının yeni varyantlara karşı koruyuculuğu üzerinde ciddi şüpheler varken, “kapanma” konusunu tartışma konusu haline getirmek bilime düşmanlıktır.

 

CHP’NİN “YUVARLAK” LAFLARI KARŞISINDA OKUYAN’IN “KÖŞELİ” LAFLARI

 

Okuyan daha sonra, “tam kapanma talebi aşıda patente hayır, sağlıkta tam devletleştirme, toplumcu sağlık politikalarına radikal bir geçiş gibi taleplerle anlam kazanır” diyor.

 

Okuyan CHP’nin “çalışanlara, işsizlere ve işyeri sahiplerine ekonomik destek sağlamak suretiyle dört haftalık tam kapanma” talebini de “bunlar yuvarlak laflar” diyerek küçümsüyor. Oysa CHP tek bir cümle içinde Okuyan’ın sorduğu “kaç gün” ve “nasıl” sorularını, okuma yazma bilen ve mental bir sorunu olmayan herkesin anlayabileceği şekilde yanıtlıyor.

 

Okuyan daha sonra “soyut değil somut konuşmak zorundayız” diyerek kendi taleplerini sıralamış: “İşten çıkarmalar yasaklanacak. İşçilere tam ücret ödenecek”.

 

Şimdi karşılaştırma yapalım: CHP “çalışanlara, işsizlere ve işyeri sahiplerine ekonomik destek sağlamak” dediğinde bu yuvarlak, soyut oluyor, fakat Okuyan “İşten çıkarmalar yasaklanacak. İşçilere tam ücret ödenecek” dediğinde bu köşeli ve somut oluyor. Çok güzel. Peki, Okuyan bugüne kadar tam kapanma önerenlerin aynı zamanda işten çıkartmaların yasaklanması ve işçilere tam ücret ödenmesini de talep etmekle kalmayıp, aynı zamanda devletin işsizlere de sosyal ve ekonomik destek sağlamasını istediklerini bilmiyor olabilir mi?

 

SOL GÖSTERİP SAĞ VURMAK

 

Söyleşinin bir yerinde Okuyan kapanma talep eden bilim insanları ve meslek örgütlerini neredeyse sermayenin ekmeğine yağ sürmekle suçluyor: “Dolayısıyla tam kapanma aynı zamanda bir sermaye birikim modeli olarak da işlev kazanabilir. Belki yarın büyük sermaye grupları da bunu talep edecek”.

 

Okuyan hiç kaygı duymasın. Sermaye ancak salgın sermaye birikimine zarar vermeye başladığında tam kapanma talep edecektir. Daha önce asla. Sermaye daha salgının ilk günlerinde salgınla mücadele stratejisini belirledi: “Her ne pahasına olursa olsun üretim durmayacak”. Ancak salgının bizzat kendisi üretimin durmasına neden olacak boyutlara gelirse sermaye salgını durdurabilmek için kapanma talep edebilir.

 

Aksine bugün bilim insanlarına ve meslek örgütlerine “yarın büyük sermaye grupları da bunu talep edecek” diyerek, onları sermaye yanlısıymış gibi göstermeye çalışmak da basit, ucuz kasaba politikacılığı örneğidir.

 

Okuyan “bu düzende yapılacak hiçbir şey yok mu” sorusuna verdiği yanıtta da sol gösterip sağ vurmaya devam ediyor: “Bütün özel hastaneler devletleştirilecek… İlaç tekelleri devletleştirilecek… Aşı geliştirme ve üretim merkezleri kurulacak… Birinci basamak sağlık hizmetlerine odaklı bir toplumcu sağlık planlaması yapılacak… Sağlık emekçilerine kaynak ayrılacak, yeni personel alımına gidilecek, yurt dışındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bilim insanlarına devlet Türkiye’de çalışma olanağı sağlayacak ve davet edecek. Bakın bu sosyalizm değil. Bu sağlık alanında toplumcu bir dönüşüm. Biz bunu yapamayız diyorlarsa, biz yaparız. Hem de çok kısa sürede”.

 

Gerçi Okuyan burada kendisi de saydıklarının “sosyalizm olmadığını”, düzen içi çözümler olduğunu söylemiş, fakat bu çözümler aynı zamanda “biyomedikal” çözümler ve yine sol gösterirken sağ vuruyor. Salgınla hastanelerle, ilaçlarla, aşılarla, yani tam da kapitalist tıbbın silahlarıyla savaşmaya çalışıyor. Oysa kapanma tedbiri bir halk sağlığı tedbiri, bir sosyal tedbirdir.  

 

Okuyan’ın röportajında sık sık kullandığı “toplumcu tıbbın”, sorunların çözümünü öncelikle Okuyan’ın saydığı “tıbbi” tedbirlerde değil, “sosyal” tedbirlerde aradığını söyleyebiliriz. Friedrich Engels ile birlikte toplumcu tıbbı kuran Rudolf Virchow, toplumcu tıbbın ilk belgesi olan Yukarı Silezya Tifüs Salgını Raporu’nda Okuyan’ın önerilerinin hiçbirine yer vermemiş, “demokrasi, laiklik, vergi reformu ve kooperatifleşme” gibi sosyal öneriler sunmuştu.  

 

Okuyan röportajın sonuna doğru “tam kapanma anlamsız demiyoruz. Tam kapanmada emekçi halkın çıkarları nasıl korunacak ve tam kapanma ile kazanılacak zaman nasıl değerlendirilecek diye soruyoruz” diyor. Gerçekten Okuyan bilim insanlarının ve meslek örgütlerinin tam kapanma derken neyi kastettiklerini okusaydı, onların da aynı soruları sorduklarını görecekti.

 

Okuyan “şu anda hükümet tam kapanmayı kendi çıkarlarına uygun olarak gündeme getirip uyguladığında “bilimin dediğine geldiler” diye alkışlayacak mıyız” diye soruyor. Hayır! Elbette alkışlamayacağız ve eleştireceğiz. Sosyal ve ekonomik tedbirler alınmadan yapılan kapanma “cinayettir” diyeceğiz. Fakat TKP böyle bir fotoğrafa dahil olmak istemezse, elbette kendi bileceği bir şeydir.

 

OKUYAN ÇİN’İ HALA SOSYALİST SANIYOR

 

Bu arada röportajda çok ilginç bir bölüm var. Bu bölüm “Çin Halk Cumhuriyeti” konusunda konuşulan bölüm. Kapitalizm altında tam kapanmanın çözüm olmadığını ifade eden Okuyan, Çin’de tam kapanmanın çözüm olduğunun hatırlatılması üzerine tarihe geçecek bir konuşma yapıyor:

 

“… beğenelim beğenmeyelim, Çin Halk Cumhuriyeti planlama ve kamucu kültürü, birikimi olan bir ülke. Hiç tereddüt etmediler ve hastalığın ülkenin bütün bölgelerine aynı şiddetle yayılımını engellemek için Wuhan’ı kapattılar. 50-60 milyonluk bir bölgeden söz ediyoruz. Burada zaman zaman mutlak karantinaya dönüşen kısıtlamalar uygulandı. Salgını bir açıdan izole etmeyi başardılar… Bunun, diğer ülkelerdeki “kapanma” pratiklerinden farklı olduğunu bilmemiz gerekiyor”.

 

Bir Komünist Partisi’nin genel sekreterinin, Çin’in eski lideri Deng Xiaoping’in 1970’lerin sonlarında  Reagan ve Thatcher ile birlikte neoliberal dünya düzeninin temellerini attığını unuttuğu düşünülebilir mi? Çin’in “planlı” ekonomiden “sosyal piyasa” ekonomisine geçmesi üzerinden neredeyse yarım yüzyıl geçti.

 

Çin yalnızca kendisi piyasa ekonomisine geçmekle kalmadı, 1980’lerin sonlarında Vietnam’ı da planlı ekonomiyi terk ederek piyasa ekonomisine geçmeye zorladı. Bugün de Çin ve Vietnam, Küba’yı planlı ekonomiyi bırakıp, piyasa ekonomisine dönmeye ikna etmeye çalışıyorlar.

 

Çin ve “kamucu kültür”… Evet, Çin’in “Uzun Yürüyüş” ile başlayan ve 1 Ekim 1949’da devrimle taçlanan bir kamucu kültürü vardı. Ancak bunlar maalesef mazide kaldı. Şimdi Çin dendiğinde akla, işçilerin fabrikalarda 7/24 çalıştığı (ve yatıp kalktığı) özel üretim bölgeleri geliyor.

 

Bugün Çin, sosyalizmden kapitalizme dönmüş, kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olduğu bir ülkedir. Diğer kapitalist ülkelerden farkı, “devlet kapitalizminin” öne çıkmasıdır. Ancak Çin’de özel sermayenin ekonomi içindeki payı her yıl artmaktadır. Nasıl bir partinin adında “komünist” sözcüğü olması o partiyi proletaryanın partisi yapmazsa, bir devletin adında “Halk Cumhuriyeti” ibaresi olması, o ülkenin gerçekten halkın cumhuriyeti olduğu anlamına gelmez.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder