Translate

9 Temmuz 2021 Cuma

Ahlaki yoksunluk ve epidemiyolojik salaklık


Dünkü konuşmasında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yöneticilerinden Dr. Michael Ryan, Temmuz ayında yaşanan açılmayı “ahlaki yoksunluk ve epidemiyolojik salaklık” olarak niteledi.

 

“Ahlaksızlık” bir dereceye kadar fakat “salaklık” (stupidity) terimi hiç de DSÖ gibi bir Birleşmiş Milletler örgütünün üst düzey yöneticisinin ağzından duymaya alışkın olmadığımız bir sözcük. Neler oluyor?

 

ÇARESİZLİK

 

Dünya Sağlık Örgütü liderini, COVID 19 yasaklarını kaldıran ülkeler için “ahlaki yoksunluk” ve “epidemiyolojik salaklık” terimlerini kullanmak zorunda bırakan olgu “çaresizliktir”.

 

Bugünlerde yaşanan açılmayla, şimdiye kadar elde edilen bütün kazanımların yitirilerek, sonbaharda yeni bir dalgayla karşı karşıya kalınacağını çok iyi bilen Ryan, Temmuz başından itibaren açılmaya başlayan ülkelerin bu tutumunu tanımlayacak başka sözcükler bulamamıştır: ahlaksızlık ve salaklık.

 

Ryan, vaka sayısının Amerika kıtasında hala bir milyon ve Avrupa’da yarım milyonlarda olduğunu belirterek, açılan ülkelerde vaka sayılarının aşıya rağmen ikiye katlandığını belirtiyor. Salgın henüz bitmedi diyor. Yapmayın diyor, etmeyin diyor.

 

Fakat çaresiz. Sesini duyuramıyor, elinden bir şey gelmiyor. Muhtemelen bir Birleşmiş Milletler örgütü yöneticisi olarak “salaklık” terimini kullanırsa, medyanın ilgisini çekebileceğini ve böylece insanlara düşüncelerini ulaştırabileceğini umuyor.

 

TEK BAŞINA AŞI ÇÖZÜM DEĞİL

 

Okurlarımız daha COVID 19’a karşı etkili bir aşı bulunmadan önce aşının “tek başına” çözüm olamayacağını, ancak “halk sağlığı tedbirleri” ile birlikte uygulandığında salgınla mücadeleye anlamlı bir katkıda bulunabileceğini belirttiğimizi anımsayacaklar. Bugün bu ifadeyle ne demek istediğimizi İsrail örneği çok iyi açıklıyor.

 

İsrail dünya üzerinde nüfusunu COVID 19’a karşı bilinen en etkili aşı ile en yüksek oranda aşılamayı başarmış bir ülke. Nüfusunun yüzde 60’ından fazlasına en az bir doz Biontech aşısı yapıldı. Buna rağmen şimdi Delta varyantı nedeniyle günlük vaka sayısı 400 civarına ulaştı. İsrail vakaların yarısına yakınının Biontech aşısı yaptırmış insanlar olduğunu söylüyor.

 

Demek ki neymiş? Aşı “tek başına” çözüm değilmiş.

 

Fakat bunu ille de yaşayıp, görmek gerekmiyordu ki. Tıp fakültesinde öğrenciyken Halk Sağlığı derslerinde haylazlık yapmayıp hocalarına kulak veren bütün hekimler bu gerçeği biliyorlardı.

 

KİM AHLAKSIZ, KİM SALAK

 

Bu süreçte “ahlaksızlar”, salgınla mücadeleyi sermayenin gereksinimleri doğrultusunda yönlendiren sözde bilim insanlarıdır. Bu satılmış bilim insanları salgınla mücadeleyi, binlerce yıldır bilinen ve başarıyla uygulanan “halk sağlığı tedbirleri” yerine, sermayenin “her ne pahasına olursa olsun çarklar dönecek” talebini dikkate alarak yönlendirmişlerdir.

 

Defalarca yazdık, bir kez daha yazalım. Çin COVID 19 salgınını geçtiğimiz yıl sadece “halk sağlığı tedbirleri” ile yendi. Daha sonra ürettiği aşılarla bu başarısını perçinledi. Her şey bir yana, salt bu gerçek önümüzde dururken hala “halk sağlığı tedbirleri” konusunda ısrarcı olmayan sözde bilim insanları “ahlaksız” değil de nedir?

 

“Salaklar” terimi maalesef çok daha geniş toplum kesimlerine hitap ediyor. Salgının hala sermayenin çıkarları doğrultusunda, “aç – kapa, aç – kapa” stratejisiyle yönetilmesine ses çıkartmayan, başarısızlığı her yeni dalgayla bir kez daha kanıtlanmış bu stratejiye müdahale etmeyen herkese, hepimize hitap ediyor.

 

Çarşamba günü 122 “gerçek” bilim insanı da, Lancet dergisinde yayınlanan makalelerinde Ryan’ı desteklercesine İngiltere’nin “açılma politikasını”, “tehlikeli ve ahlaksız bir deneyim” olarak nitelediler.   

 

BASİRET BAĞLANMASI

 

Dilimizde “basiret bağlanması” diye bir deyim vardır. Bu deyim, kişinin gerçeğe odaklanamamasını ve kavrama yeteneğinin azalmasını ifade eder. Bugün başta emekçiler olmak üzere toplumların COVID 19 pandemisinden gerçekten zarar gören bütün kesimleri, sözcüğün tam anlamıyla bir basiret bağlanması yaşıyorlar.

 

Her şey bir yana, salgınla mücadelenin ilk günden beri sermayenin çıkarları doğrultusunda yönetilmesine ses çıkartmayan sendikaların tutumu başka türlü açıklanabilir mi? Çin örneğinin de kanıtladığı gibi salgının durdurulabilmesi için etkin “halk sağlığı tedbirleri” uygulanması gerekiyor. Hükumetler sermayenin çıkarlarına halel gelmesin diye bundan kaçınıyorlar. Peki işçi sendikaları, “emekten yana” olduklarını iddia eden siyasi partiler ne yapıyor?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder