Translate

19 Ocak 2022 Çarşamba

Oxfam: Virüs değil eşitsizlik öldürüyor

 


Bugüne kadar yazılarımızda daha çok mevcut sosyal eşitsizliklerin kendisini pandeminin toplum içindeki dağılımında gösterdiğini, salgından toplumun sosyoekonomik açıdan dezavantajlı kesimlerinin daha çok etkilendiğini göstermeye çalıştık. Pazartesi günü “Eşitsizlik Öldürür” başlığı ile yayınlanan bir Oxfam raporu, bunun tersinin de geçerli olduğunu, pandeminin zengini zenginleştirip, yoksulu daha da yoksullaştırarak sosyal eşitsizlikleri daha da arttırdığını gösteriyor.

 

PANDEMİ SÜRECİNDE EŞİTSİZLİKLER KATLANARAK ARTTI

 

Rapora göre pandemi sürecinde Asya – Pasifik bölgesinde sosyoekonomik eşitsizlikler çok büyük bir hızla artmış. Yoksul milyonların ekonomik durumları daha da kötüleşirken, bölgenin bir avuç ultra-zengini servetlerine servet katmış. Kuşkusuz bu gözlem Asya – Pasifik bölgesine özgü değil, dünyanın her yerinde benzer bir eğilim gözleniyor.

 

Bölgede son iki yılda (pandemi süreci) türeyen 20 yeni “pandemi milyarderi” üzerine yapılan araştırma, bunların hepsinin COVID – 19 ile mücadele için gerekli donanım, ilaç ve hizmetlerin üretimiyle iştigal ettiklerini ortaya koyuyor. Muhtemelen pandemi olmasa bunlar “türeyemeyeceklerdi”.

 

Diğer yandan pandemi sürecinde bölgede yaşayanların yüzde 90’ının zenginliğinden daha fazlasına sahip olan en zengin yüzde 1 daha da zenginleşmiş, servetlerine 1.88 trilyon dolar daha eklemişler. Bu miktar da bölgede yaşayan en yoksul yüzde 20’nin toplam zenginliğinin 2 katından daha fazla…

 

Avustralya’da 2020 Mart’ında toplam 95 milyar dolar servete sahip 31 milyarder varken, 2021 Kasım’ında toplam 204 milyar dolar serveti olan 47 milyarder var. Çin’de pandemi öncesinde 387 milyarder toplam 1.177.5 trilyon dolara sahipken, şimdi 556 milyarder 2.31 trilyon dolara sahip.

 

Hindistan’da pandemi sürecinde milyarder sayısı 102’den 142’ye çıkarken, toplam servetleri 312.6 milyar dolardan 719 milyar dolara yükseldi. Endonezya’da 53.7 milyar dolara sahip 15 milyarder varken, şimdi 91 milyar dolara sahip 21 milyarder var.

 

NEREDEN GELİYOR BU DEĞİRMENİN SUYU?

 

Birçokları inanmak istemeseler de, eğer yeryüzünde birileri zenginleşiyorsa, bu aynı zamanda birilerinin de yoksullaştığı anlamına geliyor. Zenginleri daha da zenginleştiren zenginlik gökten zembille inmiyor, birilerinin cebinden çıkıyor. Asya – Pasifik bölgesinde pandemi sürecinde zenginlerin kesesine giren 1.88 trilyon doların kimin cebinden çıktığı araştırıldığında, karşımıza bölgenin işçi ve emekçileri çıkıyor.

 

Servetlerdeki en büyük artışın gerçekleştiği dönem, pandeminin 2020 Mart’ı ile Aralık ayı arasındaki ilk evresi. Bu süreçte milyarderler servetlerine 1.46 trilyon dolar eklerken, bölgede 147 milyon tam – gün işe eşdeğer istihdam kaybı olmuş. Hesap çok açık bir şekilde ortada. Bölgedeki 147 milyonluk istihdam kaybıyla emekçinin cebinden çıkan para, türedi milyarderlerin kesesine girmiş. Yoksullar yoksullaşıyor, zenginler zenginleşiyor, milyonlarca insanın cebinden alınanlarla yeni milyarderler türetiliyor.

 

YALAN İLE GERÇEĞİN SAVAŞI

 

Umudun fakirin ekmeği olduğunu çok iyi bilen sermaye, pandemi nedeniyle işini, aşını yitiren ve daha da yoksullaşan işçileri ve emekçileri avutmak için her gün pandeminin gidişatına ilişkin yeni yalanlar üretiyor.

 

Pandeminin ilk günlerinde yoksullar “hepimiz aynı gemideyiz” yalanıyla avutulmuştu. Oysa dünyanın yoksulları pandeminin bedelini yaşamlarıyla öderken, pandemi sürecinde dünyada “her 26 saatte yeni bir dolar milyarderi türedi”. Her 26 saatte ortalama 1 yeni dolar milyarderi türerken, 23.400 insan öldü. Dünyanın en zengin 10 milyarderi servetlerini ikiye katlarken, 160 milyon insan daha yoksulluk sınırı altına itildi.

 

Son yalanlardan biri, Omikron varyantının salgının sonunu getirebileceği yalanıdır. Bu yalana göre hızla yayılan Omikron varyantı, dolaşımdaki diğer varyantların yerini alacak ve zaten diğerlerinden daha az ölümcül olan Omikron varyantıyla salgın “endemik” bir hal alacak.

 

Böyle bir olasılığın gerçekleşebilmesi için her şeyden önce Omikron’u yeni bir varyantın izlememesi gerekir. Peki, yeni varyantlar “nereden” çıkıyor ve dünyaya yayılıyor? Aşılanmamış insanlardan. Aşısız insanlar yeni varyantlar için bir üreme alanı oluşturuyor. O halde dünya üzerinde henüz nüfusunun yüzde 10’unu bile aşılayamamış ülkeler var oldukça, hiç kimse Omikron’u yeni varyantların izlemeyeceğini garanti edemez. Nasıl Omikron varyantı Güney Afrika’dan çıkıp kısa sürede dünyaya yayıldıysa, her an bir başka varyant ortaya çıkıp yayılmaya başlayabilir.

 

Diğer bir yalan, yeni varyantların daha az ölümcül olacağı iddiasıdır. Bu yalan, pandemi sürecinde en son ortaya çıkan Omikron varyantının, öncekilerden daha az ölümcül olmasına bağlanıyor. Oysa pandemi sürecinde Alfa varyantından daha sonra ortaya çıkan Delta varyantı, Alfa varyantından daha ölümcüldü. Yani Omikron varyantını izleyecek yeni bir varyantın, Omikron varyantından daha ölümcül olmayacağının hiçbir garantisi yok.

 

Sermaye güdümlü medya salgının başından beri “test – izolasyon – temaslı takibi – karantina” uygulamalarından oluşan “halk sağlığı tedbirleri” ile “ekonomi” arasında çelişki bulunduğu ve bu nedenle hükumetlerin ikisi arasında tercih yapmak zorunda kaldığı yalanını söylemeye devam ediyor. Oysa artık salgının üçüncü yılına girdiğimiz bugünlerde birçok ülke örneğinde böyle bir “ikilem olmadığını” görüyoruz.

 

Bunun en büyük örneği salgının başından beri “halk sağlığı tedbirlerine” ağırlık veren Çin’dir. Çin’de halk sağlığı tedbirlerine ağırlık verildiği için ekonomi bozulmadığı gibi, aynı zamanda Çin dünyada salgın sürecinde en az insan yitiren ülkelerden biri olmuştur. Salgının başından beri Çin’in insan kaybı milyonda 3’dür. Buna karşılık geçen yıl GSMH yüzde 8 artmıştır.

 

Oysa Türkiye dahil, “ekonomi zarar görmesin” diye halk sağlığı tedbirlerine ağırlık verilmeyen ülkelerde hem ekonomi bozulmuş, hem de insan kaybı Çin veya Yeni Zelanda gibi ülkelerle kıyaslanamayacak boyutlara ulaşmıştır. Örneğin ABD’nin insan kaybı milyonda 2.500’ü aşmıştır.  

 

Son olarak Omikron varyantından etkilenmekte aşılı olup olmamanın çok fark yaratmadığına ilişkin yalanın, ABD’de geçen hafta yayınlanan verilerle çürütüldüğünü belirtelim. Verilere göre ABD’de Omikron varyantı aşısızlara aşılılardan ortalama 5 kat daha fazla bulaşıyor ve 20 kat daha fazla öldürüyor. Yine aşısızlar hastalığı, aşılılara göre daha uzun süre yayıyor ve daha uzun süre geçiriyor.

 

Tabii bu durum aşılamayı yukarıda öneminin altını çizdiğimiz halk sağlığı tedbirlerine “alternatif” kılmaz. Aksine aşının başarısı, halk sağlığı tedbirleriyle güçlenir. Diğer bir deyişle aşı gerekli (şart), fakat “yeterli değildir”.    

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder