Translate

15 Eylül 2022 Perşembe

Engels’in Manchester’a üçüncü gelişi

 


Toplumcu tıbbın mimarı Friedrich Engels ömrünün büyük bir bölümünü İngiltere’de geçirmiş bir Alman’dır. 1842 yılında, henüz 22 yaşındayken, ailesinin İngiltere’deki tekstil işletmesinde çalışmak üzere Manchester’a gelir. Burada kaldığı 21 ay boyunca işçilerin ve emekçilerin maruz bırakıldıkları çalışma ve yaşam koşullarını gözlemler ve 1845’de ülkesine döndüğünde, Almanlara kapitalist sanayileşmenin nelere yol açtığını göstermek için “İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu” başlıklı kitabını yayınlar.

 

Engels’in Manchester’a ikinci gelişi beş yıl sonra, 1849’da gerçekleşir ve bu kez aile işletmesinden emekli olduğu 1870 yılına kadar Manchester’da kalır. 1870’de Londra’ya taşınan Engels, 1895 yılında ömrünü bu şehirde tamamlar. Engels’in Manchester’a üçüncü ve son gelişi ise ölümünden 122 yıl sonra, 2017 yılında gerçekleşir.

 

İNGİLTERE’DE İŞÇİ SINIFININ DURUMU

 

1800’lü yıllarda İngiltere kapitalist sanayileşmenin merkezi haline gelirken, “insani maliyet” giderek dayanılmaz bir hal almıştır. Edwin Chadwick’in 1842 yılında yayınlanan “İngiltere’de Çalışan Nüfusun Sağlık Koşulları” başlıklı raporuna göre ülkede işçiler, hizmetçiler, ustalar ve aileleri ortalama 19 yıl yaşarken, soylular, profesyoneller ve aileleri ortalama 44 yıl yaşıyorlardı.

 

Chadwick’den üç yıl sonra, Chadwick’in raporundan ve verilerinden geniş ölçüde yararlanarak kaleme aldığı “İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu” başlıklı kitabını yayınlayan Friedrich Engels, “İşçi sınıfının sefil durumunun nedeni, o ufak tefek yakınma konularında değil, ama kapitalist sistemin kendisinde aranmalıdır” diyordu.

 

İNGİLİZCE BASKIYA ÖNSÖZ

 

İşçi sınıfının oldukça hareketli olduğu yıllarda Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde bulunan Engels, 1848 devrimlerinin yenilgisinden sonra 1849 yılında yeniden Manchester’a döner. İngiltere’de İşçi Sınıfı’nın durumu Almanya’da Almanca olarak yayınlanmış, 1885 yılında ABD’de İngilizce baskısı yapılmış fakat Avrupa’ya yeterince erişememiştir. Kitap 1892 yılında İngiltere’de İngilizce olarak yeniden yayınlanır.

 

Engels İngilizce baskı için kaleme aldığı önsözde, kitaptaki 48 yıl öncesinin İngiltere’sinin artık “geçmişin” bir parçası olduğunu, kapitalist üretim büyüdükçe kapitalistlerin kitapta anlatılan ufak tefek dolandırıcılık ve yağmalara gereksinimi kalmadığını, imalatçıların kendi işçileri üzerinden adi hırsızlıklarla rekabet etmesinin artık bir değer ifade etmediğini söylüyor.

 

Bu süreçte sömürüyü arttırabilmek için çocuk işçileri ölümüne, günde 16 saat çalıştırmaya gerek kalmamış, 1847 yılında 10 saatlik işgünü yasalaştırılmıştı. Kapitalistler sendikalarla dalaşmanın kendilerine daha çok zarar verdiğini, sendikaları manipüle etmenin çok daha avantajlı olduğunu öğrenmişlerdi.

 

“Kolera, tifüs, çiçek ve öteki salgın hastalıkların tekrar tekrar ortaya çıkması, İngiliz burjuvaya eğer kendini ve ailesini bu hastalıklardan koruyacaksa, kasaba ve kentlerde hijyen kurallarına hemen uyulması gereğini göstermiştir. Böylece bu kitapta anlatılan en göze batar rezillikler ya tümden ortadan kalkmış ya göze daha az çarpar olmuştur. Kanalizasyon, varsa iyileştirilmiş, yoksa yeniden yapılmıştır”.

 

Şüphesiz kapitalistlerin “kendi” sağlıklarını korumak için aldığı bu tedbirler, pandemi sürecinde de tanık olduğumuz gibi bulaşıcı ve salgın hastalıkların esas kurbanları olan işçiler ve emekçiler için de büyük fayda sağlamıştır. Ancak Engels işçilerin “barınma” sorununda hiçbir esaslı gelişme olmadığını da belirtir.

 

ŞİMDİ ENGELS ÇIKIP MANCHESTER’A GELSE

 

İngiltere’nin tarihi sanayi kenti Manchester’da bir grup mimar ve şehir plancı, kent ve kentleşme sorunlarını tartışmak üzere 2009 yılında “Urbis Research Forum” adında enformal bir sohbet ortamı oluşturmuşlar. Grup 2010 yılında, Friedrich Engels’in 190. doğum gününde gerçekleştirdikleri toplantıyı, İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu başlıklı kitabında 1842 – 1844 dönemi Manchester mimarisini de çok ayrıntılı bir biçimde resmeden Engels’e ithaf etmiş.

 

29 Kasım 2010’da yapılan toplantıya Steve Hanson (Hereford College of Arts) ve Mark Rainey (University of Manchester) panelist olarak katılmış ve “Şimdi Engels çıkıp Manchester’a gelse…” demişler.

 

1844 – 2010, dile kolay, 166 yıl. 166 yıl önce tarihin ilk “sanayi şehri” olan Manchester, şimdi sanayi neoliberal işbölümüyle başka ülkelere kaydırıldığından, bir “sanayi sonrası” (post industrial) şehir. Sohbet boyunca Manchester’a Engels’in gözünden bakmış ve geçen 166 yıl boyunca şehirde nelerin değiştiğini, nelerin çok değişmeden kaldığını konuşmuşlar.

 

Bu söyleşinin üzerinden yedi yıl geçmiş ve “şaka” gerçek olmuş. Engels, son ayrılışından (1870) 147 yıl sonra, 2017 yılında gerçekten üçüncü kez Manchester’a dönmüş.

 

Ukrayna’daki anti-komünist rejimin 2015 yılında ülkede komünist dönemi çağrıştırabilecek her şeyi yasaklamasından sonra kırılarak bir kenara atılan bir Engels heykeli, 16 Temmuz 2017’de Manchester’a getirilerek Tony Wilson meydanında yeniden dikilmiş.

 

21. YÜZYILDA İŞÇİ SINIFININ DURUMU

 

Heykeli Tony Wilson meydanına dikildiğinde, Engels İngiltere’den son kez ayrılalı 122 yıl olmuştu. İki büyük Yeniden Paylaşım Savaşı yaşanmış, İngiltere dünya üzerindeki emperyalist hakimiyetini artık birlikte hareket etmek zorunda kaldığı ABD’ye kaptırmış, kapitalist sistem karşısında sosyalist sistem önce kurulmuş ve sonra yıkılmıştı.

 

İngiliz işçi sınıfı bu sürecin ilk yarısında büyük mücadeleler vermiş, Engels’in sağlığında bir emekçinin hayal dahi edemeyeceği kazanımlar elde etmiş, İngiliz sermayesini dünyadaki en cömert sosyal devletine razı olmak zorunda bırakmış, fakat ikinci yarısında Thatcher döneminden başlayarak bütün kazanımlarını büyük bir hızla yitirmeye başlamış, 21. yüzyılda çok ağır bir işsizlik – enflasyon kıskacına yakalanmıştı.

 

Engels’in bıraktığı İngiltere’de doğuşta yaşam beklentisi (DYB) 1765’den beri, 100 yıldan fazla bir süredir düzenli olarak artarak uzuyordu. Engels’ten sonra da Birinci ve İkinci Yeniden Paylaşım Savaşları sırasında dahi DYB artmaya devam etmişti. Ancak 2020 yılına gelindiğinde süreç ilk kez tersine döndü. İngiltere’nin Manchester’ı da içine alan kuzeybatısında ortalamada DYB erkeklerde 1,6 yıl ve kadınlarda 1,2 yıl azaldı.

 

Elbette “ortalamalar” bize gerçeğin çok küçük bir bölümünü gösterir ve çoğu kez gerçeğin önünde bir perde olurlar. İngiltere’de DYB süreleri ülkenin varlıklı kesimleri ile yoksul kesimleri kıyaslanarak değerlendirildiğinde, günümüzde zenginlerin yoksullardan ortalamada 10 yıl daha uzun bir yaşam sürdükleri görülür. Elbette bugün zenginler ile yoksullar arasındaki DYB farkı Engels’in zamanındaki gibi 25 yıl değil diye sevinecek değiliz.

 

Bilindiği gibi DYB üzerinde etkili en önemli faktörlerden biri Bebek Ölüm Hızı’dır (BÖH). İngiltere’de bugün yine zenginler ile yoksulları BÖH yönünden kıyaslayan araştırmalar, BÖH’nı zengin kesimlerde binde 3, yoksullar arasında binde 6,8 buluyorlar. İki kattan daha büyük bir fark!

 

Çağımızın en büyük sağlık sorunları da İngiltere’nin zenginleri ile yoksulları arasında çok eşitsiz dağılıyor. 4 – 5 yaş grubunda obezite sıklığı zenginler arasında sadece yüzde 9,1 iken, yoksullar arasında yüzde 15,9’a kadar yükseliyor. 10 – 11 yaş grubunda da zenginler arasında yüzde 19 olan obezite sıklığı, yoksullar arasında yüzde 30,5’e kadar çıkıyor. Obeziteye boşuna yoksulların hastalığı denmiyor.

 

Sağlıkta sınıfsal eşitsizliklerin kalp hastalıkları, diyabet, kanser ve hatta ilk günlerde sınıf tanımadığı iddia edilen COVID 19 yönünden aynı deseni izlediği görülüyor. COVID 19 salgınında Manchester’ın en yoksul mahallelerinde COVID 19’a bağlı ölüm hızı, en zengin mahallerinkinin 2,3 katı daha yüksek bulundu.

 

Manchester’a üçüncü gelişinde İngiltere’de hala zenginlerin yoksullara göre daha az hastalanıp, daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürdüğünü gören Engels muhtemelen hiç şaşırmamıştır. Çünkü Engels sağlıkta eşitsizliklerin kaynağının “sınıfsal eşitsizlikler” olduğunu, sınıfsal eşitsizlikler ortadan kaldırılmadan sağlıkta eşitsizliklerin giderilemeyeceğini çok iyi biliyordu.

 

Engels değil miydi “İşçi sınıfının sefil durumunun nedeni, o ufak tefek yakınma konularında değil, ama kapitalist sistemin kendisinde aranmalıdır” diyen?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder