Translate

3 Ocak 2023 Salı

Sermayenin CDC’sine karşı Halkın CDC’si

 


CDC, ABD’nin Sağlık Bakanlığı altında faaliyet gösteren federal bir halk sağlığı kurumu olan Centers for Disease Control and Prevention (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) örgütünün adının ilk harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Örgütün internet sitesinde yer alan vizyon ve misyon ifadelerine baktığımızda, kendisini yurtta ve dünyada Amerikalıların sağlığının koruyucusu olarak gördüğünü anlıyoruz. 1946 yılında kurulan örgüt, COVID 19 pandemisine kadar ABD’de ve dünyada halk sağlığı alanında oldukça saygın bir yere sahipti. Ancak 2020 yılında patlak veren pandemi karşısında sergilediği kötü performans ile içeride ve dışarıda bütün itibarını yitirdi.

 

CDC ÜZERİNDE KARA BULUTLAR

 

Aslında kara bulutların CDC üzerinde toplanmaya başlaması Donald Trump’ın başkan seçilmesine dayanıyor. Trump tarafından 2017 yılında CDC’nin başına getirilen Brenda Fitzgerald’ın göreve geldikten bir ay sonra Japon Tobacco şirketinin hisselerini satın aldığının ortaya çıkması büyük bir skandala neden olmuştu. Fitzgerald istifa etmek zorunda kalınca Trump yerine Robert Ray Redfield’ı getirmişti.

 

ABD COVID 19 pandemisine Redfield CDC’nin başındayken yakalandı. Redfield ilk olarak Çin CDC Başkanı tarafından kendisine 8 Ocak 2020’de SARS-CoV-2’nin (COVID 19’a neden olan virüs) insandan insana geçebileceğini söylemesine rağmen, bu bilgiyi kamuoyundan gizleyerek kurumun güvenilirliğine gölge düşürdü (1).

 

ABD’de ilk COVID 19 tanısı 20 Ocak 2020’de kondu. CDC, Trump’ın virüsün “Şubat içinde” kontrol altına alınacağı yönündeki beyanatları karşısında sessiz kaldı. Oysa bunun olanaksız olduğunu değil tıp veya halk sağlığı, lise düzeyinde biyoloji bilgisi olan herkes tahmin edebilirdi.

 

Bu sırada ABD’de kullanılan test kitlerinin CDC laboratuvarlarında kontamine olduğu ve işe yaramadığının ortaya çıkması şimşekleri tekrar CDC üzerine çekti. ABD Şubat sonuna kadar, CDC’nin test kitlerinin üretiminde uyulması gerekli protokolleri ihmal etmesi nedeniyle, etkin bir test kampanyası yürütemedi.

 

Redfield 2 Mart 2020’de Kongre’ye test skandalı üzerine ifade vermeye çağırıldığında “sistemin günün ihtiyaçlarına yanıt veremediğini” söyledi. Bu ifadenin kabul edilebilmesi olanaksızdı çünkü CDC’nin yıllardır böyle bir pandemi için hazırlandığını herkes biliyordu. Sadece son 20 yılda karşılaşılan pandemiler dahi Redfield’ı yalanlıyordu.

 

Başlangıçta Trump gibi maske takmanın anlamsız olduğunu savunan Redfield, 14 Temmuz 2020’de herkesin maske takması durumunda 4 – 8 hafta içinde salgının kontrol altına alınabileceğini duyurdu. Fakat Redfield bunu yaparken bütün bilim dünyasını hayretler içinde bırakarak, maskenin aşıdan “daha etkili” olduğunu savunuyordu.

 

CDC GÖZDEN DÜŞÜYOR

 

Aralık 2021’de izolasyon süresinin bilime gözler kapatılarak, sermayenin talepleri doğrultusunda beş güne indirilmesi ve aşılılar ile maske takanlara karantinanın kaldırılması bardağı taşıran son damla oldu ve Redfield halk sağlığı camiasında CDC tarihindeki en kötü yönetici olarak anılmaya başlandı. Bu olayı Yurtseverlik.com web sitesinde yayınlanan “Kapitalizmde bilimi şirketler yönlendirir” başlıklı yazımızda detaylı olarak aktarmıştık.

 

Artık dürüst bilim insanları CDC’ye güvenlerini yitirmiş, yeni arayışlar içine girmişlerdi. Bu ortamda New York’ta The New School for Social Science akademisyenlerinden sosyal psikiyatrist Mindy Thompson Fullilove, ABD’de ilerici halk sağlıkçıların örgütlediği The Spirit of 1848 (1848 Ruhu) grubuna, halkı bilimin ışığında bilgilendirecek bir “Halkın CDC’si” oluşturmayı önerdi (2).

 

Öneri sadece halk sağlıkçılar arasında değil, Amerikalı aydın ve sanatçılar arasında da geniş yankı buldu ve Halkın CDC’si 2022 Nisan’ında The Guardian gazetesinde bir manifesto yayınladı.

 

Manifesto’da CDC’nin pandemiyi sermayenin çıkarları doğrultusunda yöneterek halkı salgın konusunda yanlış bilgilendirdiği ifade edilerek, Halkın CDC’sinin topluma gerçekleri ulaştıracağı sözü verildi. Daha sonra Halkın CDC’si çeşitli araçlarla kamuoyuna ulaşarak, ABD hükumetinin pandeminin bittiği yönündeki beyanlarına inanılmaması gerektiğini ifade ederek, halkı aşı yaptırmaya ve kapalı alanlarda maske kullanmaya davet etti.

 

Böylesi radikal bir girişimin ABD’de ortaya çıkması tesadüf değil kuşkusuz. ABD yeryüzünde COVID 19 pandemisinde en çok kayıp veren ülkelerin başında geliyor. Bugüne kadar 100 milyondan fazla ABD vatandaşına COVID 19 tanısı kondu ve bunlardan 1 milyon 118 bin 478’i yaşamını yitirdi. ABD hükumetinin pandeminin sona erdiğini ilan etmesi üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen daha dün 4.975 yeni vaka tespit edildi ve 37 Amerikalı yaşamını yitirdi.

 

KAPİTALİST TIP SORGULANIYOR

 

Kuşkusuz bu gelişmeler kapitalist toplumlarda örgütlenen tıbbın ve sağlık hizmetlerinin yeniden sorgulanmasını da beraberinde getirdi. Kapitalist toplumlarda tıp ve sağlık hizmeti de hayatın bütün diğer alanlarında olduğu gibi sermaye birikiminin gereksinimleri doğrultusunda örgütleniyor ve bu durum pandemi gibi, yetersiz beslenme gibi, işçi cinayetleri gibi, trafik kazaları veya çevre felaketleri gibi birçok sorunda apaçık ortaya çıkıyordu.

 

Sorun halkın sağlık gereksinimleriyle, sermaye birikiminin gereksinimlerinin “uzlaşmaz” bir çelişki içinde olmasından kaynaklanıyordu ve kapitalizm sınırları içinde çözümü olanaksızdı. İlerici Amerikalı bilim insanları bu gerçeği görmüş ve halk sağlığı alanında iktidardan “bağımsız” bir CDC örgütlemişlerdi.  

 

Sermayenin pandemi sürecinde ağzına sakız ettiği ve maalesef emek örgütlerinin de yeterince itiraz etmediği “her ne pahasına olursa olsun çarklar dönecek” sloganı, bugüne kadar en az 1 milyon Amerikalının yaşamına mal olmuştu. Yaşamını yitiren bu 1 milyon Amerikalının ezici çoğunluğunun salgın karşısında tamamen savunması bırakılan Amerikalı işçiler ve emekçiler olduğu birçok bilimsel çalışmayla gösterilmişti (3).

 

Aslında Jean Paul Sartre, daha 1970’lerin başlarında Sosyalist Hastalar Kolektifi (Socialist Patients' Collective) tarafından yayınlanan “Hastalığı Silaha Çevir” (Turn Illness into a Weapon) başlıklı kitaba yazdığı önsözde, emek gücünü metaya çeviren kapitalist toplumda tıbbın amacının hastaları “iyileştirmek” değil, yeniden çalışabilir hale getirmek olduğunu söylüyordu.

 

Dolayısıyla salgın üretimi aksatacak, sermaye birikimini sekteye uğratacak noktaya gelmediği sürece sermaye açısından sorun değildi. Yedek işçi ordusu pandemi nedeniyle yaşamını yitiren emekçilerin yerini doldurabildiği sürece, sermaye birikimini sekteye uğratabilecek herhangi bir halk sağlığı tedbiri anlamsızdı. En iyisi pandeminin sona erdiğini ilan etmek, “normal” yaşama dönmek ve düzeni eskisi gibi sürdürmekti.

 

HALKIN CDC’Sİ BİR UMUT IŞIĞI OLABİLİR Mİ?

 

Henüz bir yıllık bir geçmişi olmasına rağmen Halkın CDC’sinin ABD’de büyük bir ilgi gördüğünü, çok sayıda bilim insanı ve hekimin “gönüllü” olarak örgütün çalışmalarına katıldığını ve şimdiye kadar düzenlenen etkinliklere çok sayıda Amerikalının katıldığını biliyoruz.

 

Ancak sorun hareketin bir türlü ABD sınıf hareketiyle buluşamaması ve bir “aydın hareketi” sınırını aşamaması. ABD’de de emek örgütleri, sol ve sosyalist örgütler sermayenin “çarklar her ne pahasına olursa olsun dönecek” politikası karşısında Türkiye’de ve dünyanın başka coğrafyalarında olduğu gibi tam bir teslimiyet içinde. Şüphesiz bu durum solun 1970’li yıllarda içine düştüğü ideolojik – politik bunalımı bir türlü aşamamasıyla doğrudan ilişkili.

 

Buna rağmen Halkın CDC’si yılmadan, usanmadan Amerikalı emekçilere ulaşmaya ve onları pandemi konusunda doğru bilgilendirmeye çabalıyor. Bu çabaların er veya geç emekçiler arasında bir karşılık bulacağına ve emekçilerin kendi sağlıklarını kendi ellerine almak için yeniden örgütleneceklerine ve mücadeleye gireceklerine inanıyorlar.

 

NOTLAR

 

1. Buckley, C. (2020). 25 Days That Changed the World: How Covid-19 Slipped China's Grasp. The New York Times (December 30, 2020).

 

2. 1848 Ruhu, 1997 yılında Amerikan Halk Sağlığı Birliği (APHA) içinde ilerici halk sağlıkçılar tarafından, Rudolf Virchow’un “toplumcu tıbbın” ilk manifestosu olan Yukarı Silezya Tifüs Salgını Raporu’na atıfla oluşturulmuş bir kuruldur (http://www.spiritof1848.org/).

 

3. http://www.isigmeclisi.org/20441-isci-sinifi-olumlerin-hesabini-soracak-mi-akif-akalin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder