Translate

24 Aralık 2022 Cumartesi

2023’e girerken tıp ve sağlık

 


Yeni yıl yazıları geleceğe ilişkin umutlar taşır. Oysa insanlık sağlık alanında yirminci yüzyıl boyunca elde ettiği bütün kazanımları yitirirken geleceğe umutla bakabilmek kolay değil. Tarihte ilk kez bir neslin anne – babalarından daha “kısa ve sağlıksız” bir ömür sürdüğüne tanık oluyoruz. Ancak çok daha vahim olan ise günümüzde tıbbın hızla siyasallaşması ve bu durumun kendisini hekimlerin mesleki pratiklerinde apaçık göstermesidir.

 

TIPTA GÖRÜŞ AYRILIKLARI ARTIK BİLİMSEL DEĞİL SİYASAL TEMELE DAYANIYOR

 

Pandeminin başından beri hekimlerin ve bilim insanlarının sürece müdahalenin nasıl olması gerektiği konusunda ikiye bölündükleri bir sır değil. Pandeminin ilk günlerinde karantina tedbirlerinin kapsamı üzerine tartışmalarda bilim insanları, bir tarafta ekonomiyi ve diğer tarafta sağlığı önceleyen olan bir kutuplaşma içine girdiler.

 

Bu durum son günlerde kendisini en çok hekimlerin ve bilim insanlarının aşı konusundaki tutumlarında gösteriyor. Tıp camiası COVID 19’a karşı aşılamanın hayat kurtardığını savunanlar ile insanların aşı nedeniyle yaşamlarını yitirdiğini savunanlar biçiminde ikiye bölünmüş durumda.  

 

Tıpta sağlık sorunlarının tanı veya tedavisinde farklı, hatta bazen taban tabana zıt görüşler olması elbette yeni değil. Ancak günümüzde görüş ayrılıkları hekimlerin ve bilim insanlarının siyasal, ideolojik duruşlarına göre şekilleniyor.

 

Örneğin bugün kendilerini siyasi yelpazenin solunda gören hekimler aşının “hayat kurtardığını” savunurken, sağında gören hekimler “öldürdüğünü” savunuyorlar. Yine hekimlerin ve bilim insanlarının kürtaj konusunda da siyasi eğilimlerine göre ikiye ayrıldığını görüyoruz. Muhafazakar hekimler arasında kürtaj karşıtlığı, aşı karşıtlığı gibi oldukça yaygın.

 

SİYASALLAŞMA İLE MİLİTANLAŞMA ATBAŞI GİDİYOR

 

Geçtiğimiz haftalarda sosyal medyada akademisyenler arasında bugüne kadar pek benzerini görmediğimiz atışmalar / sataşmalar yaşandı.

 

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerinden biri tweeter hesabında İstanbul Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerinden biri için “Şu açıklamaları bir asistanım yapsın gerçekten zayıf not veririm. Gel gör ki dernek başkanı profesör yapıyor” tümcelerini kurabildi.

 

Bu düzeye varan bir siyasallaşmanın ve böyle militan tutumların tıp eğitimini nasıl etkileyebileceğini düşünebiliyor musunuz? Örneğin Türkiye’nin alanındaki en saygın hocalarından birine sosyal medyada böyle sataşan militan bir akademisyen, jürisine girdiği bir uzmanlık öğrencisine neler yapmaz?

 

Yine aşı karşıtlığı ile ünlenen bir emekli profesör, sosyal medya üzerinden insanlara aşılarını ihmal etmemelerini tavsiye eden akademisyenlere fütursuzca saldırıyor, hatta onları “katillikle” itham ediyor.

 

Dünyada da seviyesi bizdeki kadar aşağılara düşmese de akademisyenler arasında benzer atışmalar yaşandığına tanık oluyoruz.

 

“ALTERNATİF” TIBBA YÖNELİMDE DE SİYASAL MOTİF ÖNE ÇIKIYOR

 

Günümüzde gerici eğilimlerin toplumsal yaşama daha fazla damga vurmaya başlamasıyla birlikte hızla yaygınlaşan homeopati, hacamat, sülük gibi “alternatif” tıp uygulamamalarını benimseyen, savunan ve uygulayan hekimlerin ve bilim insanlarının da genellikle muhafazakar ve siyasi olarak sağ eğilimli olmaları tesadüf değil.

 

Çok değil, daha 20 – 30 yıl öncesine kadar tıp camiasında “şarlatanlık” olarak görülen bu tür bilim dışı uygulamalar, bugün “bazı” tıp fakültelerinde müfredata girmiş durumda. Dahası artık hastanelerde GETAT (geleneksel ve tamamlayıcı tıp) poliklinikleri hasta kabul ediyor.

 

Toplum içinde sağlık sorunlarının çözümü için “alternatif” tıbba başvuranların da genellikle bu uygulamaları savunan ve uygulayanlar gibi muhafazakar ve sağ eğilimli olduklarını görüyoruz. Bu durum kendisini özellikle “hacamat” uygulamasında apaçık gösteriyor. Muhafazakar kesimler arasında hacamatın “peygamber” tarafından tavsiye edildiği inancı oldukça yaygın. 

 

SAĞLIKTA ŞİDDET DE SİYASAL

 

Son on yıllarda giderek tırmanan ve sağlıkta gündemin ilk sıralarına yerleşen sağlıkçılara şiddet konusunu daha önce “Ne oldu da insanlar sağlıkçılara saldırmaya başladı?” başlıklı yazımızda analiz etmiştik.

 

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde sağlık emekçilerine yönelik şiddet olaylarının artmaya başlamasıyla, bu döneme damgasını vuran sağlıkta “piyasalaşma” sürecinin örtüşmesinin tesadüf olmadığının altını çizmiştik. Sağlık hakları gasp edilen insanlar, hırslarını karşılarına ilk çıkandan (sağlıkçılardan) alıyorlar.

 

Perşembenin gelişinin Çarşambadan belli oluşu gibi 2023 yılında tıp ve sağlık ortamının eskisine göre daha fazla şiddete kurban olacağı da 2022 yılında tanık olduğumuz hızlı tırmanıştan bellidir. Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası’nın (Sağlık-Sen) Sağlıkta Şiddet Raporu’nda sadece geçtiğimiz Kasım ayında sağlık çalışanlarına yönelik 15 şiddet olayının meydana geldiği, 23 sağlık çalışanının şiddete maruz kaldığı belirtildi.

 


Sonuç olarak tıp ve sağlık 2023 yılına gerçekten çok ağır sorunlarla giriyor. İnsanların bilime ve tıbba güvenlerini yitirdiği ve sağlık sorunları için yüzlerini şarlatanlara döndüğü bir dönemden geçiyoruz. Kuşkusuz bunda kanser ve kronik hastalıklar gibi sorunlara çareler bulması beklenen tıbbın, siyasallaşma – militanlaşma – şiddet sarmalı içinde kendi yaralarına merhem olamaz durumda olmasının da payı var.


Bütün bu olumsuzlukları bir araya getirdiğimizde kuşkusuz pozitif düşünebilmek için ortada pek bir neden kalmasa da, her şeye karşın diyoruz ki, bilimin ve dayanışmanın gücü, ülke muhafazakarlaştıkça hızla üreyen şarlatanların oyunlarını boşa çıkaracaktır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder