Translate

4 Mart 2023 Cumartesi

Yeniden “Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen”

 


Depremden birkaç gün önce, 27 Ocak’ta, e-posta kutuma Progressive International adına Varsha Gandikota-Nellutla ve David Adler tarafından kaleme alınmış bir mektup geldi. Mektup Havana’da, Palacio de las Convenciones’de, Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel ve Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla dahil, 26 ülkeden 50'den fazla delegeyle “Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen”  kongresi düzenlendiği anlatılıyordu.

 

“Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen” (YUED) başlığı beni gençlik yıllarıma götürdü. Acaba bu YUED, 1978 Alma-ata Bildirgesinde geçen YUED miydi? Anımsanacağı gibi Bildirge’de “2000 Yılında Herkese Sağlığa” erişmekte “Yeni Uluslararası Ekonomik Düzene” dayalı ekonomik ve sosyal kalkınmanın önemi vurgulanıyordu.

 

Mektubu okuyunca yanılmadığımı anladım. Yazarlar, 1966 yılında yine Havana’da toplanan ve “Bağlantısızlar” hareketine evrilip, ülkeler arasındaki adaletsiz ve eşitsiz ekonomik düzen yerine, Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen talep eden Üç Kıta (Tricontinental) Konferansı’na atıf yapıyorlardı. 

 

ORİJİNAL YENİ ULUSLARARASI EKONOMİK DÜZEN

 

Kapitalist – emperyalist sistem Emperyalistler-arası İkinci Paylaşım Savaşı’ndan çok ağır darbeler alarak çıkmıştı. Sosyalizm dünyanın üçte birine yayılmış ve sömürgeci sistemin dağılmasıyla büyük “pazar” kaybına uğrayan kapitalist düzen, Avrupa’da ve kapitalizmin beşiği İngiltere’de düştüğü zor durumdan işçi sınıfına büyük tavizler vererek (welfare - refah politikaları) hayatta kalabilmişti.

 

Savaş sonrası kapitalist – emperyalist dünyanın liderliğini alan ABD dahi, işçi sınıfının sosyalizme yönelmesini önleyebilmek için New Deal politikalarını benimsemek, batı Avrupa’daki kadar cömert olmasa da kısmen refah politikalarına teslim olmak zorunda kalmıştı. İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında büyük iyileştirmeler yapıldı, Medicare ve Medicaid planları ile toplumun en dezavantajlı kesimleri kısmi sağlık güvencesine kavuştu.

 

1960’ların sonlarında Küba devrimi ve ABD’nin Vietnam yenilgisi gibi gelişmeler bütün sömürgelerde halkları yüreklendirmişti. Artık birçok insan dünyanın “proleter devrimler ve ulusal kurtuluş savaşları çağına” girdiğine inanırken, birbiri ardına siyasi bağımsızlıklarını kazanan eski sömürge ülkeler, ekonomik bağımsızlıklarını kazanmadıkça siyasi bağımsızlıklarının sözde kalacağını anlamışlardı.

 

1955'te Bandung'da sadece 29 hükümet temsil ediliyordu. Yirmi yıl sonra YUED bildirgesini kabul eden BM Genel Kurulu’nda 139 hükumetin temsil edilmesi, artık sömürge sisteminin tamamen yıkılmış olduğunun önemli bir göstergesiydi. Emperyalizmin boyunduruğundan kurtulan ülkeler, artık kendi doğal kaynakları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmak istiyorlardı.

 

Geri bıraktırılmış Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkeleri sanayileşmek istiyorlardı fakat ekonomileri, kapitalist – emperyalist metropollere hammadde sağlayan “ihraç ekonomileri” olarak örgütlenmişti. Metropollerle ticaretleri, metropollerin belirlediği kurallara göre ve oldukça adaletsiz ve eşitsiz şartlarda gerçekleşiyordu. Uluslararası finans ve kredi kuruluşlarından elverişsiz koşullarda borç bulabiliyorlardı.

 

Bu ortamda Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen, her devletin kendi doğal kaynakları ve bütün ekonomik faaliyetleri üzerinde tam ve kalıcı egemenliğinin tanınmasını sağlayacak bir adım olarak görüldü. YUED’in ülkelerin ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları yolunda atılacak çok önemli bir adım oluşturacağı düşünülüyordu. 

 

YENİLENMİŞ YENİ ULUSLARARASI EKONOMİK DÜZEN

 

Bugün “yenilenmiş” YUED imzacıları, Küba'nın Birleşmiş Milletler'deki (BM) 77'ler Grubu başkanlığı etrafında toplanıyorlar. BM Genel Kurulu'nda YUED, yani ülkeler arasında daha adil, daha eşitlikçi bir ekonomik düzen tartışmalarını yarım yüzyıl sonra yeniden canlandırmak istiyorlar. Bilim insanlarından, hükümet yetkililerinden ve aktivistlerden oluşan bu grup, önümüzdeki 14 ay boyunca çeşitli küresel krizler karşısında dünya ekonomisini yönlendirmek için yeni bir siyasi vizyon geliştirmeyi amaçlıyor.

 

Orijinal YUED, geri bıraktırılmış ülkelerin 1971 yılında ABD’nin doların altına dönüştürülebilirliğini askıya alması ve ardından petrol fiyatındaki artış, gıda krizi gibi gelişmelere ortak yanıtı olarak ortaya çıkmıştı. Bugün dünya 50 yıl öncesinden çok daha büyük krizler içinde. Hatta bu krizlerin insanlığın sonunu getirebileceğinden endişe ediliyor.

 

21. yüzyılla birlikte neredeyse bir “pandemiler çağına” girdik, salgınların biri bitmeden diğeri patlak veriyor. Gıda krizi, iklim krizi, vekalet savaşları, iklim krizi, dünya tarihinde görülmemiş boyutta insan hareketleri (göçler) bunlardan yalnızca ilk akla gelenler. Fakat çok daha kritik olan, özelleştirme ve piyasalaştırma ile kamusal yönü erozyona uğrayan dünyanın krizler karşısında 50 yıl öncesine göre çok daha savunmasız ve kırılgan olması.

 

Diğer yandan 21. yüzyılın geçen yüzyıldan en önemli farkı sosyalizmin artık sermaye için bir “yakın tehdit” oluşturmaması. 1970’li yıllarda içine düştüğü ideolojik bunalımdan çıkamayan ve kendisini yenileyemeyen sosyalizm, eskisi gibi dünya emekçilerinin teveccühüne mazhar olamıyor. İşçiler eskiden olduğu gibi sendikalarda örgütlenmiyor, sınıf partilerine yönelmiyor.

 

Fakat aynı zamanda sermayenin de artık insanları içinde bulundukları yaşam ve çalışma koşullarını kabul etmeye “ikna” yeteneğini yitirdiğini ve yönetebilmek için giderek daha çok gericiliğe yaslanıp, şiddete yöneldiğini görüyoruz. Liberal demokrasiler yerlerini otoriter rejimlere bırakıyor. Avrupa’da, hem de İtalya gibi faşizmin bedelinin en ağır biçimde ödendiği ülkelerde faşist partilerin yeniden iktidar olmalarına tanık oluyoruz.    

 

Dolayısıyla bugün YUED çağrısının, 50 yıl öncesine göre çok daha elzem olduğunu fakat aynı zamanda çok daha elverişsiz koşullar altında yapıldığını söyleyebiliriz. 1970’li yıllarda çok daha elverişli uluslararası konjonktürde kısa bir süre içinde tökezleyen YUED, acaba bu kez emperyalist güçler arasındaki çelişkilerden daha iyi yararlanabilecek ve kendisine yol açabilecek mi?

 

SONUÇ BİLDİRGESİ

 

Havana Kongresi sonuç bildirgesinde özetle, yeniden “Bağlantısızlar Hareketi” ve yeniden “Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen” diyor.

 

1955 Bandung Konferansı, 1961 Bağlantısızlar Konferansı, 1966 Üç Kıta (Tricontinental) Konferansı ve ötesinde ifade edilen egemenlik, barış ve işbirliği ilkelerine dayanan “bağlantısızlık” projesini yeniden hataya geçirme iradesi ortaya konuyor.

 

Bağlantısızlar Hareketine eşlik etmek üzere 21. yüzyıla uygun Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen vizyonunun yenilenmesi çağrısı yapıyor.

 

Anımsanacağı gibi “Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen” kurulması kararı, 1 Mayıs 1974’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda alınmış ve bir bildirge ile eylem planı yayınlanmıştı. Havana Kongresi önümüzdeki yıl, orijinal YUED kararının alınmasının 50. yıldönümünde kararın yeniden BM Bildirgesi haline getirilmesini talep ediyor.

 

Havana Kongresi, ekonomik bağımsızlığın “bahşedilmeyeceğini”, ele geçirilmesi gerektiğini kabul ediyor. Geçmişte nasıl petrol üretiminde kolektif güç kullanıldıysa, bugün de Güney'in ortak eylemine dayanılmalıdır.

 

Havana Kongresi, Küba'nın 77'ler Grubu (G77) başkanlığını ve Çin'in Güney'e desteğini amaçlarına erişmek için bir fırsat olarak görüyor. Dünyadaki bütün halkları Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen'e ulaşmak için mücadeleye katılmaya çağırıyor.

 

Havana Kongresi’nin Çin ile ABD arasındaki rekabet ve gerilimden olabildiğince yararlanmak istediği aşikar. YUED Bildirgesi imzacıları, Çin’in ABD’nin dünya egemenliğini tehdit eden “Kuşak – Yol” girişimi içinde yer alarak ABD karşısında dünya ekonomisindeki yerlerini güçlendirmeye çalışıyorlar.

 

Önümüzdeki dönemde bu konu üzerine daha çok konuşulacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder