Translate

24 Ocak 2026 Cumartesi

Kanadalı halk sağlıkçılar "yeni bir sol parti" diyor

 


Geçtiğimiz haftalarda, kısa bir süre öğrencisi olma şansına eriştiğim Dennis Raphael ve meslaktaşı Rozhin Amin, “Geç Kapitalizm ve Kanada'daki Yaşam ve Çalışma Koşullarındaki Çoklu Kriz: Sağlık Açısından Etkileri ve Yanıt Yöntemleri” (Late-Stage Capitalism and the Canadian Polycrisis in Living and Working Conditions: Implications for Health and Means of Responding) başlıklı bir makale yayınladılar.

Yazarlar neoliberal politikaların Kanada'da, sermaye birikiminin zorunlulukları ile toplumsal yeniden üretim arasındaki çelişkilerden kaynaklanan, sağlığın sosyal belirleyicileriyle ilgili bir “çoklu-krize” yol açtığını, “artan gıda ve barınma güvencesizliği”, “güvencesiz istihdam”, “genişleyen gelir ve servet eşitsizlikleri” ve “sağlık krizi” olarak tanımladıkları çoklu-krize yanıtın, sosyalist bir ekonomiye yönelen köklü reformlar gerektirdiğini savunuyorlar.


ÇOKLU-KRİZ

Çoklu-kriz kavramı, “kalıcı” ve “eşzamanlı” olmanın yanında, “birbirine bağlı” sosyal, jeopolitik, ekolojik ve ekonomik krizler kompleksini ifade etmekte kullanılıyor.

Bu bağlamda sağlıkta bir çoklu-krizin “varlığı” herkes tarafından kabul ediliyor, fakat “nedenleri” konusunda görüş ayrılıkları var. Kimileri çoklu-krizi kamu politikalarında yapılacak düzenlemelerle çözülebilecek sorunların sonucu (veya yöneticilerin beceriksizliği) olarak görürken, diğerleri neoliberalizme geçişin bir ürünü olarak tanımlıyor.

Dünyada kapitalizmin “Altın Çağı” olarak kabul edilen 1945 – 1975 yılları arasında kapitalist ülkelerde izlenen Keynesçi politikalar (devletlerin ekonomiye ve sosyal yaşama müdahalesini genişletmesi), sağlık ve sosyal hizmetlerin arttırılmasını ve tüm sosyal sınıflarda gelir artışlarının teşvik edilmesini sağlamıştı.

Ancak 1970'lerde yaşanan ve büyük ölçüde petrol krizine atfedilen stagflasyon sermaye birikimini tehdit etmeye başlayınca, 1980'lerde devletin ekonomi yönetimindeki rolünü azaltan, sosyal harcamaları düşüren ve sosyal sorunlara piyasa temelli çözümler dayatan neoliberal politikalar izlenmeye başlandı.

Son birkaç on yılda gelir durgunluğu, konut, gıda güvencesizliği ve sağlık hizmetlerindeki neoliberal yönelimli politikaların birleşimi, birçok Kanadalının yaşam ve çalışma koşullarını etkileyen ve “ulusun genel sağlık durumunun bozulmasına” yol açan çoklu bir krize neden oldu.

Yazarlar Keynesçi politikalardan neoliberal politikalara geçişin, Kanada'da sağlığın sosyal belirleyicilerini olumsuz etkileyerek, ülkenin doğuşta beklenen yaşam süresi (OECD ülkeleri arasında 1991'de 5. sıradayken, 2021'de 17. sıraya gerileme) ve bebek ölüm hızı (1991'de 9. sıradayken, 2021'de 30. sıraya gerileme) göstergelerini kötüleştirdiğini ifade ediyorlar.


SERMAYENİN HURUÇ HAREKATI

Askeri jargonda “huruç harekatı”, kuşatılan kaledeki kuvvetlerin, kuşatmayı yarmak amacıyla kale dışına çıkması ve baskın tarzında hücuma girişmesidir. 1970'lerde köşeye sıkışan kapitalizmin, neoliberal saldırıyla yaptığı tam olarak budur. Harekatına Şili'de Allende'ye karşı darbeyle başlayan, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu birçok ülkede faşist iktidarları işbaşına getirerek işçi sınıfına diz çöktüren kapitalizm, 1990'larda reel sosyalizmin çözülmesinden sonra emeğe karşı küresel ölçekte bir savaş başlatmıştır.

Sermaye hükumetlerinin bu süreçte dünyanın her köşesinde üç aşağı – beş yukarı benzer politikalar izlediğini ve dünyanın her yerinde işçi sınıfının ve emekçilerin, 1850 – 1970 arasındaki 120 yıllık dönemde elde ettiği kazanımları hızla geri almaya başladığını gördük. Kuşkusuz Kanada gibi metropollerde bu süreç çevre ülkelere göre daha “yumuşak” yaşandı, fakat neticede gelinen nokta, Kanadalıların da neoliberal politikalardan paylarını aldıklarını gösteriyor.

1. Gelir ve servet eşitsizliğinde artış: Kanada'da 1980 yılında nüfusun en zengin yüzde 20'lik diliminin “gelir” payı yüzde 44,7 iken, 2021'de 52,6'ya yükseldi. Aynı gelir dilimi, 2021 yılında toplam servetin yüzde 67,1'ini kontrol ederken, en düşük iki gelir dilimi (en alt yüzde 40) sadece yüzde 2,8'ine sahipti.

2. İstihdam ve Çalışma Koşullarının Kötüleşmesi: 2022 yılında Kanada'daki tam zamanlı çalışanların yüzde 19'u “düşük ücretli” istihdamda sınıflandırıldı. Bu durum, Kanada'yı 38 OECD ülkesi arasında 32. sıraya yerleştirdi. 1981 yılında yüzde 38 olan sendikalaşma oranı, 2022 yılında yüzde 29'a düştü ve toplu pazarlık kapsamı, sendika üyeliğindeki kayıplarla orantılı olarak azaldı.

1970'lerin ortalarında, işçilerin yüzde 80'inden fazlası işsizlik sigortası yardımlarından yararlanmaya hak kazanırken, 2012 yılına gelindiğinde, işçilerin yüzde 40'ından azı yardıma uygunluk şartlarını karşılayabiliyordu. Ayrıca hak kazananlar için işsizlik sigortası gelir telafisi açısından daha az cömert hale geldi. Bu değişiklikler işçi sınıfının gücünü, etkisini ve ekonomik ve sosyal güvenliğini zayıflattı.

3. Konut krizi: 2021'de Kanadalıların yüzde 10,1'i “temel konut gereksinimi” yaşıyordu. Konut krizinin en şiddetli görünümü olan evsizlik, her yıl yaklaşık 150 bin ila 300 bin Kanadalıyı etkiliyor. Evsizlerle (sokakta yaşayan/uyuyan, arkadaşlarının evinde kalan veya barınaklarda kalanlar) bağlantı kurmanın zorlukları göz önüne alındığında, bu rakamların tahminlerden çok daha yüksek olması muhtemel. Kanada'nın en büyük şehri Toronto'da her gece 10 binden fazla insan evsiz.

Kanadalıların yüzde 59'u (kiracıların yüzde 75'i dahil) kira veya ipotek ödemelerini karşılayabilmek için yiyecek, giyim, temel yaşam ihtiyaçları ve eğitim gibi diğer temel ihtiyaçlarından fedakarlık ediyor. Kanada OECD ülkeleri arasında en özelleştirilmiş ve en pahalı konut sektörlerinden birine sahip olup, sosyal konutlar toplam konut stokunun yalnızca yüzde 3,5'ini oluşturuyor.

4. Gıda krizi: Hane halkı gıda güvencesizliği, yeterli besleyici gıda satın alma mali yeteneğinin, toplumsal yapılar ve politikalarla ilişkili gelir eksikliği nedeniyle sınırlı olması durumu olarak tanımlanıyor. 2007 yılında hane halklarının yaklaşık yüzde 7,7'si gıda güvencesizliği yaşarken, bu oran 2022'de yüzde 18,4'e yükseliyordu. Yani yaklaşık 1,8 milyonu çocuk, 6,9 milyon Kanadalı, gerekli gıdayı karşılamakta zorlanan hanelerde yaşıyordu.

5. Sağlık krizi: Kanada'da 1970'lerin başında Medicare'in kurulması (sağlık hizmetinin sosyalleştirilmesi), devletin, işçi sınıfının sağlık gereksinimleri ile kapitalistlerin çıkarlarını dengelemeye çalışan bir uzlaşma olarak yorumlanır. 1970'ler ve 1980'ler boyunca, neoliberalizmin etkisi arttıkça, hem federal hem de eyalet hükümetlerinin sağlık harcamalarını kontrol altına almaya çalışması, sağlık hizmetleri maliyetlerinin mali sorumluluğunu değiştiren bir dizi yasal değişikliğe yol açtı. Başlangıçta federal hükumet, eyaletlerin sağlık harcamalarının “yarısını” üstlenirken, 2001/02 mali yılında yalnızca yüzde 18,7'sini karşılıyordu.

Kanadalılar sağlık hizmetlerine erişimde birçok zorlukla karşılaştı. Bunlar arasında uzman bakımı için uzun bekleme süreleri, aşırı kalabalık acil servisler ve birinci basamak sağlık hizmeti sağlayıcılarına sınırlı erişim yer alıyordu. Kanadalıların yüzde 18'i acil olmayan, isteğe bağlı ameliyatlar için dört aydan fazla, yüzde 30'u ise uzman sevkleri için iki aydan fazla bekliyordu. 2024 yılında altı milyondan fazla Kanadalının birinci basamak hekimlerine düzenli erişimi yoktu.


YENİ BİR SOL PARTİ GEREK

Yazarlar birçoklarının mevcut çoklu-krizi “talihsiz gelişmelerin” bir araya gelmesi olarak göründüğünü, fakat süren krizleri ve çoklu-krizleri kapitalist ekonomik sistemin yapıları ve süreçleri çerçevesine yerleştiren bir eleştirinin de olduğunu ifade ediyorlar.

Sağlığın birçok sosyal belirleyicisi üzerinde olumsuz etkileri olan çoklu-krizi, mevcut politika ortamını şekillendiren Kanada kapitalizminin ideolojik ve politik çerçevesine yerleşmiş olarak gören yazarlar, toplumsal yeniden üretim pahasına sermaye birikimini teşvik eden neoliberal temelli kamu politikalarının, birçok Kanadalının çalışma ve yaşam koşullarını kötüleştirerek yaygın bir güvencesizlik yarattığını belirtiyorlar.

Yazarlar “Kanada'da gerçekten ihtiyaç duyulan şeyin, kapitalizm sonrası bir sosyal sisteme gerçekten bağlı, gerçek anlamda yeni bir sol parti olduğu[nu]” savunuyorlar. “Bu parti, Kanada işçi sınıfının yaşam ve çalışma koşullarını ele almaya odaklanmalı ve reformları nihai çözümler olarak değil, daha büyük bir dönüşüme doğru atılan adımlar olarak görmelidir”.

2019 yılında yapılan bir Forum anketinin, “Kanadalıların yüzde 58'inin sosyalizme olumlu baktığını ortaya koy[duğunu], bunun Kanadalıların artık kapitalizm sonrası sosyalist ilkelerle uyumlu sistemik değişiklikleri benimsemeye açık olabileceğini göster[diğini]” belirten yazarlar, makalelerini “Kapitalizm[in] doğası gereği, nüfusun büyük çoğunluğunu ekonomik ve sosyal güvensizliğe maruz bırakan adaletsiz bir ekonomik sistem” olduğunu, bu nedenle sorunların çözümü için “kapitalist sosyal ilişkileri ortadan kaldırmanın ve sosyalist ilkelere dayalı bir ekonomik sistem kurmanın gerekli olduğunu” ifade ederek tamamlıyorlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder