Translate

2 Ekim 2020 Cuma

Halkın, sağlığından önemli bir ulusal çıkarı olamaz


 

Sağlık Bakanı’nın sosyal medya mesajı yeni bir tartışma başlattı. Bakanın mesajı şu: “Bilelim ki, salgınla mücadele sürecinde, devletimiz, HALKININ SAĞLIĞI KADAR, ULUSAL ÇIKARLARINI DA korumaktadır. Çünkü salgın hayatın bütün alanlarını etkilemektedir. Mesuliyeti olmayan bazı kişilerin tenkitleri, fotoğrafın bir noktasına mercekle bakıp, leke aramaktan farksızdır”.

 

ULUSAL ÇIKAR NEDİR?

 

Bakan bu açıklamayı her akşam salgının gidişine ilişkin vaka ve ölüm sayılarının açıklandığı “turkuaz tablo” rakamlarının gerçeği yansıtmadığı eleştirilerine yanıt olarak yaptı. Buradan hareketle turkuaz tablodaki verilerin “ulusal çıkarlar” doğrultusunda revize edildiğini söylemek mümkün. Peki, nedir korunduğu iddia edilen “ulusal çıkarlar”?

 

“Halkın sağlığı” kavramının ne anlattığı çok açık. Halkın sağlığı, sizin, anne ve babanızın, çocuklarınızın, yakınlarınızın, dostlarınızın ve sevdiklerinizin iyiliği, sağlığı ve son tahlilde “yaşamıdır”. Tarihin derinliklerinden günümüze ulaşan, insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır. Halkın sağlığı ilkel kabilelerden beri toplumların “varlığının” güvencesi olarak görülmüştür.

  

“Ulusal çıkar” (veya milli çıkar) kavramı ise oldukça yenidir ve sadece birkaç yüz yıl kadar önce “kapitalist” (sermayeci) üretim tarzıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Kapitalistler (sermayedarlar), kendi sınıfsal çıkarlarını “bütün halkın çıkarı” olarak yansıtarak “ulusal çıkar” kavramını geliştirmişlerdir.  Ulusal çıkarları korumanın aracı da “devlet” olarak belirlenmiştir.

 

Bu anlayışa göre devlet ulusal çıkarların koruyucusu ve kollayıcısıdır. Devlet eylemlerinde ulusal çıkarı yani bütün halkın çıkarını gözettiğinden, bu eylemlerden toplumun bazı kesimlerinin veya bazı bireylerin zarar görmesi sineye çekilmelidir.

 

HALKIN SAĞLIĞINDAN ÖNEMLİ BİR ULUSAL ÇIKAR OLABİLİR Mİ?

 

Bakan sosyal medya mesajında “devletimiz halkının sağlığı kadar ulusal çıkarlarını da korumaktadır” diyor. Yani devlet “turkuaz tabloyu” hazırlarken yalnız halkın “sağlığını” değil, aynı zamanda “ulusal çıkarlarını” da gözetiyormuş. Gerçekten halkın “sağlığından”, söz konusu COVID 19 hastalığı “ölümcül” bir hastalık olduğuna göre (bugüne kadar “turkuaz tabloya” göre en az sekiz binden fazla canımızı yitirdik) “yaşamından” daha önemli bir “ulusal çıkarı” olabilir mi?

 

Salgının ilk gününden beri “halkın sağlık gereksinimleri” ile “sermayenin (sermaye birikiminin) gereksinimlerinin” karşı karşıya geldiğini ve hükumetin salgınla mücadelede halkın sağlık gereksinimlerini dikkate alması gerektiğini söylüyoruz.

 

Neydi halkın sağlık gereksinimleri? Toplum içindeki hastaları tespit edebilmek için mümkün olan en yüksek sayıda insana test yapılması, tespit edilen hastaların izole edilmesi, bunlarla temaslı olanların karantinaya alınmaları. Bunun için “toplum” düzeyinde tedbirler alınması gerekiyordu. Virüsün toplum içinde dolaşımını durdurmak için insanların bir araya gelmelerinin asgariye indirilmesi, yani hayati olmayan sektörlerde üretimin durması, insanların evlerinde kalması gerekiyordu.

 

Sermaye salgının başından itibaren bu tedbirlere karşı çıktı. Çünkü sermaye birikimi için üretimin devam etmesi gerekiyordu. İnsanlar işyerlerine gidebilmek için toplu taşıma araçlarında kucak kucağa seyahat edecekmiş, işyerlerinde dip – dibe çalışacaklarmış, fiziksel mesafe korunamayacakmış, hastalık işyerlerinden bütün topluma yayılacakmış ne gam? Yeter ki üretim durmasın, artık değer sömürüsü devam etsin.

 

Kapitalistlerin (sermayedarların) çıkarları, “ulusal çıkar” olarak tanımlanınca, halkın sağlığı ikinci plana düştü. Turistik tesisler boş kalmasın, bu alana yatırım yapan sermayedarlar zarar etmesin diye yaz aylarına girilirken sağlık tedbirleri gevşetildi. Çanakkale’de İl Hıfzıssıhha Kurulu, Dardanel fabrikasında bu anlayışla “kapalı devre” çalışma sistemi diye bir ucube yarattı.

 

İNSANLARIN COVID 19’A YAKALANMASI VE ÖLMESİ ÖNLENEBİLİRDİ

 

Bugüne kadar Bakan’ın ifadesiyle “ulusal çıkarlar” (bunu sermayenin çıkarları olarak okuyabilirsiniz) doğrultusunda revize edildiği anlaşılan verilere göre COVID 19 pandemisinde en az sekiz binden fazla canımızı yitirdik. Yine aynı verilere göre en az 320 bin insanımız hasta oldu, hastanelerde süründü. Oysa bütün bulaşıcı hastalıklar gibi COVID 19 da “önlenebilir” bir hastalıktır.

 

Ülkemizde tıbba ve sağlığa egemen olan “bireyci” yaklaşım nedeniyle maalesef aralarında halk sağlığı, enfeksiyon hastalıkları uzmanları da olan hekimlerimizin bir kısmı da dahil, halkımızın büyük çoğunluğu “önlenebilir” sözcüğünün ne anlama geldiğini tam olarak kavrayamıyor.

 

Önlenebilir demek, gerekli “önlemler” (tedbirler) alınması halinde hastalığın görülmeyeceği, yani insanların hastalanmayacağı ve dolayısıyla bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirmeyeceği demektir. İnsanların COVID 19 hastalığına yakalanmaları ve bu hastalık nedeniyle yaşamlarını yitirmeleri “kaderleri” değildir. Hekimlik sadece hastalananları tedavi etmek demek değildir, hastalıkların önlenmesi için tedbirler önermek de hekimliğin bir parçasıdır.

 

Aynı iş cinayetlerinde, trafik cinayetlerinde, kadın cinayetlerinde olduğu gibi COVID 19 cinayetlerinde de “gerekli tedbirler” alınsaydı, bu hastalık nedeniyle yitirdiğimiz canlar bugün aramızda olacaklardı.

 

Bu tedbirler “sır” değildir. Bilim “bulaşıcı hastalıklarla” nasıl mücadele edileceğini, insanlar hastalanmasınlar, yaşamlarını yitirmesinler diye hangi tedbirlerin alınması gerektiğini tanımlamıştır. Bunlar ilgili okullarda “ders” olarak okutulmakta, fakat kapitalist (sermayeci) toplumlarda bu tedbirler kapitalistlerin (sermayedarların) çıkarlarına ters düştüğünden yaşama geçirilememekte, ders kitaplarında kalmaktadır.

 

Salgın yönetimine sermayenin değil, halkın çıkarlarının ve “bilimin” egemen olması için salgın yönetimini “halkın” ele alması, hükumeti “bilimin” gereklerini yerine getirmeye zorlaması gerekiyor. Salgınla sermaye profesörlerinin kerameti kendilerinden menkul “açıklamaları” ile değil, halk sağlığı ve enfeksiyon hastalıkları kitaplarında yazılı bilimsel doğrular çerçevesinde mücadele edilmesi gerekiyor.  


Akif Akalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder