Translate

6 Şubat 2021 Cumartesi

Tıp bu değil!


 

2000’li yılların başlarında Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde sağlık camiası içinden, hekimlerden ve tıp fakültelerinden “tıp bu değil!” çığlıkları yükseliyordu. Bu çığlıklar muhtemelen son çırpınışlar olmalıydı ki, son yıllarda artık “tıp bu değil!” haykırışları duyamıyoruz.

 

TIP, TOPLUMA HİZMET AMACINI YİTİRİYOR

 

Ülkemizde en son 2010’larda “tıp bu değil!” diyen bir grup hekim “Tıp Bu Değil”, “Tıp Bu Değil – 2” ve “Tıp Budur” başlıklı üç kitap yayınlayarak, bu konudaki düşüncelerini ifade etmişlerdi.

 

Farklı dünya görüşlerine ve siyasi düşüncelere sahip bu hekimleri bir araya getiren, tıbbın artık “topluma hizmet” amacını yitirmekte olduğu endişesiydi.

 

Yazarlara göre sağlığı kendi gereksinimleri doğrultusunda örgütleyen sermaye, tıbbı “topluma” sağlık hizmeti sunan bir kurum olmaktan çıkartıyor ve tıp fakülteleriyle, hastaneleriyle, eczaneleriyle, laboratuvarlarıyla, hekimleriyle, sağlıkçılarıyla kendi hizmetine sokuyordu.

 

“Tıp Bu Değil!” diyen yazarlar kaygılarını şöyle ifade ediyorlardı:

 

“Sağlık alanında doğruyu yanlıştan ayırt etmek sadece halk için değil, hekimler için de çok zorlaştı. Hangisi bilimsel tıbbın gereğidir, hangisi ticari tıbbın, hangisi şarlatanlığın son numarasıdır... bizler için bile ayırt etmesi güçleşti”.

 

HEKİMLER TIP KİTAPLARINDA YAZILI OLANLARI UYGULA(YA)MIYOR

 

Şüphesiz bunlar “büyük” sözler, burada Türkiye’de (ve dünyada) uygulanan tıbba, yani aile hekimliklerinden üniversite hastanelerine, pratisyen hekimlerden profesörlere kadar bütün bir kuruma toptan bir meydan okuma var. Açıkça hepsine, herkese, “sizin yaptığınız hekimlik değil” deniyor. Tıp veya hekimlik veya doktorluk bu değil deniyor. Hekimlik sizin yaptığınızdan başka bir şey deniyor.

 

Gerçekten son 40 yılda “tıp kitaplarında yazılı olan” ile “hekimlerin uygulamaları” arasındaki açı çok büyüdü. Örneğin tıp kitaplarında hekimlere, “hastalarının yakınması ne olursa olsun” tam bir anamnez (öykü) almaları ve sistemik (tepeden tırnağa) muayeneden geçirmeleri gerektiği yazıyor, okullarda hekim adaylarına bu öğretiliyor.

 

Peki, bu yazıyı okuyanlar arasında son 40 yıldır herhangi bir bekimin kendisini tıp kitaplarında yazıldığı gibi muayene ettiğini söyleyebilecek “tek” kişi çıkar mı?

 

Bakınız, burada her gün yaşadığımız, fakat üzerinde hiç konuşmadığımız, bazen “doktor iyi muayene etmedi” diyerek geçiştirdiğimiz çok ciddi bir sorun var.

 

Diyelim ki vücudunuzun bir yerinde çıban çıktı ve hekime gittiniz. Tekrarlayalım ki daha iyi anlaşılsın:

 

Tıp kitapları diyor ki, hastanızın şikâyeti “ne olursa olsun”, bir yerinde çıban da çıkmış olsa, öksürüğü de olsa, baş dönmesi de olsa, nesi olursa olsun, “mutlaka” hastanızdan tam bir öykü almalısınız ve tepeden (saçlı deri) – ayak tırnaklarına kadar bütün bedenini tam bir muayeneden geçirmelisiniz.

 

Fakat hekiminiz ne yapıyor? Genellikle yalnızca “şikâyetinizle ilgili” kısa bir öykü alıyor ve “şikâyetinize yönelik” bir muayene yapıyor.

 

İşte anlatmak istediğimiz bu: tıp kitapları bir şey yap diyor, fakat hekimler başka bir şey yapıyorlar. Ve işte bu nedenle “tıp bu değil!”, yani “hekiminizin yaptığı” değil, tıp “tıp kitaplarında yazılı olan” diyoruz.

 

AMA BEN İSTEDİĞİM DOKTORA MUAYENE OLUYORUM

 

Burada yazdıklarımızı okuyan birçok okur, “kendi deneyimlerini” düşünerek, en azından abarttığımızı düşünecektir.

 

Bakınız, gerçekten de bugün Türkiye’de internet erişimi olan bir kişi, değil gereksinim duymak, “canı çektiğinde”, Türkiye’nin her yerindeki bütün hastanelerden, istediği uzman hekimden, genellikle hemen aynı gün veya birkaç gün sonrasına randevu alabilir.

 

Bakınız böyle bir şey dünyanın neredeyse hiçbir yerinde yok. Dünyanın hiçbir yerinde mahallenizdeki veya işyerinizdeki birinci basamaktan geçmeden, “canınızın istediği” uzmana görünemezsiniz.

 

Fakat, işte tam da “tıp bu değil” derken, bunu söylüyoruz. Tıp canı istediğinde, canının istediği doktora gidebilmek değildir.

 

Tıp, “gereksinim duyduğunda”, kendisine en doğru tıbbi bakımı sağlayabilecek hekime gidip, tıp kitaplarında anlatıldığı gibi muayene olup, doğru teşhis ve tedavi edilmektir.

 

Tıp, sağlık sisteminin sizin hastalanmanızı beklemeden, hasta olmamanız için gerekli tedbirleri alması ve sizi çoğu kez haberiniz dahi olmadan hastalıklardan, sakatlanmalardan korumasıdır.

 

Belki dünyanın diğer ülkelerinde canınız istediğinde, ülkenin herhangi bir yerindeki, herhangi bir uzmana muayene olamazsınız, fakat sağlık sistemi size daha birinci basamakta gerekli muayenenin “tıp kitaplarında” yazdığı gibi yapılmasını, hastalığınıza “doğru” teşhis konmasını sağlar ve gerekiyorsa sizi ilgili uzman muayenesine yönlendirir.

 

KORUYUCU HEKİMLİKTE DE TIP KİTAPLARI KENARDA

 

Sorun yalnızca “tedavi” hekimliğinde değil, “koruyucu” hekimlikte de durum böyle. Okurlarımız anımsayacaktır, tam bir yıldır bıkmadan usanmadan “tıp kitaplarının” salgınla mücadele etmek için “hastaların izole edilmesi, şüphelilerin karantinaya alınması” gerektiğini yazdığını söylüyoruz. Salgınla mücadelede esas olanın “sürveyans” olduğunu yazdığını söylüyoruz.

 

Peki, Bilim Kurulu, Sağlık Bakanlığı, Hıfzıssıhha Kurulları ne yapıyorlar? Sağlık Bakanı “evet” diyor, “yapılması gereken tam karantina”… Fakat yapılmıyor. Tıp kitapları bir şey yap diyor, tıp insanları başka bir şey yapıyor.

 

HEPİMİZ SÜRÜNÜYORUZ

 

Sonuç? Sonuçta hepimiz sürünüyoruz.

 

Emin olun “doktorlar” da sürünüyor. Doktorlar da, kendileri hasta olduklarında mecburen diğer meslekdaşlarına muayene oluyor ve kendileri başkalarını nasıl yarım yamalak muayene ediyorlarsa, meslekdaşları da onları aynı şekilde muayene ediyor.

 

Doktorlarımız bizden tıp kitaplarında anlatıldığı gibi doğru dürüst bir anamnez alıp, sistemik muayene yap(a)madıklarından, bir muayene en az 30 dakika sürmesi gerekirken en çok 10 dakika sürdüğünden, hastalıklarımıza doğru teşhis konamıyor, şansımız varsa tedavi oluyoruz, yoksa aynı hastalık için doktor doktor dolaşıyoruz.

 

Bilim Kurulu, Sağlık Bakanlığı ve Hıfzıssıhha Kurulu COVID 19’a karşı tıp kitaplarında yazılı olduğu gibi “tam” karantina uygulamak yerine “gece karantinası”, “hafta sonu karantinası” gibi yarım – yamalak tedbirler aldığından, bilimsel bir sürveyans sistemi örgütlemediğinden, salgın uzadıkça uzuyor, hep beraber sürüm sürüm sürünüyoruz.

 

Oysa salgının ilk patlak verdiği Çin, “tıp kitaplarında yazdığı” gibi COVID 19 mücadelesinde “tam” karantina tedbirleri alarak salgını çok kısa süre içinde kontrol altına aldı. Çin’da hayat aylardır normale döndü. Herkes işinde gücünde. Artık kimse hastalanmıyor, ölmüyor.

 

Biz? Biz de hala tıp kitaplarında yazılı olan tıp yerine, sermayenin taleplerine göre örgütlediğimiz tıbbı uygulamaya devam ediyoruz.

 

Bakalım nereye kadar gidecek…

 

Akif Akalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder