Translate

14 Kasım 2021 Pazar

Paran yoksa şeker hastası olmayacaksın


Birilerinin insanların hastalıkları üzerinden kazanç sağlamasına izin verilen bir düzende, ancak paranız kadar sağlık hizmeti alabilirsiniz. Bu durum şeker hastalığı gibi etiyolojisinde yaşam tarzının büyük rol oynadığı hastalıklar için daha da belirgindir.

 

Dünya Diyabet Günü’nden birkaç gün önce Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan “100 yıllık sözü tutmak: insüline erişimi evrensel kılmak” başlıklı rapor, bugün dünyada insüline gereksinim duyan en az 30 milyon insanın, kapitalist ilaç şirketleri tarafından üretilen ve pazarlanan insüline “bedelini ödeyemedikleri” için erişemediklerini anlatıyor.

  

 

ŞEKER HASTALIĞININ DİNAMİKLERİ

 

Bazı insanlarda pankreas, henüz tam olarak bilemediğimiz nedenlerle yeterli insülin üretemez (tip 1 şeker hastalığı), bazı insanlarda ise pankreas yeterli insülin ürettiği halde, beden kan şeker düzeyini düzenlemekte yetersiz kalır (tip 2 şeker hastalığı). Dolayısıyla tip 1 şeker hastalarının hepsi, tip 2 şeker hastalarının bir bölümü için insülin “yaşamsal” bir ilaçtır. 

 

Tip 2 şeker hastalığının oluşması ve gelişmesinde başta beslenme ve egzersiz olmak üzere yaşam tarzı faktörlerinin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. 1980’lerden sonra neoliberal düzenin dayattığı sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam, diğer yaşam tarzı hastalıkları gibi şeker hastalığının da patlamasına neden oldu. 

 

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre 1980’de dünyada yalnızca 108 milyon şeker hastası varken, 2014 yılında bu rakam 422 milyona ulaştı. Uzmanlar vaka sayısının bugün 460 milyonu aştığını, yani yeryüzünde yaşayan her 20 insandan birinin şeker hastası olduğunu söylüyor.

 

HASTALIKTAN YOKSULLAR DAHA ÇOK ETKİLENİYOR

 

Ancak 460 milyon şeker hastası ülkeler arasında eşit dağılmıyor. Şeker hastalarının sadece yüzde 20’si yüksek gelirli ülkelerde iken, yüzde 80’i düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşıyor.

 

Zengin ülkelerde yaşayan insanlar ile yoksul ülkelerde yaşayan insanlar arasında “biyolojik” bakımdan bir fark olmadığını bildiğimize göre, bu farkın nedeninin “sosyal” olduğunu söyleyebiliriz.   

 

Yine her yıl dünyada şeker hastalığı nedeniyle 1,5 milyon ve şeker hastalığına bağlı sorunlar nedeniyle 2,2 milyon olmak üzere 3,7 milyon insan yaşamını “vakitsiz” yitiriyor. Bu ölümlerin dağılımının da eşit olmadığını, zengin ülkelerde daha düşük, yoksul ülkelerde daha yüksek olduğunu görüyoruz.

 

ŞEKER HASTALIĞI NEDEN ZENGİNLERLE FAKİRLERİ FARKLI ETKİLİYOR?

 

Biyolojik açıdan (tıbben) düşünüldüğünde, hastalığın mekanizması bakımından zengin – yoksul ayrımı olmadığını görüyoruz. O halde neden yoksullar şeker hastalığına daha fazla yakalanıyor ve ölüm dahil olumsuz sonuçlarından daha fazla etkileniyorlar?

 

İki nedenle: birincisi hastalığa yatkınlık ve ikincisi hastalandıktan sonra tedaviye erişim.

 

YOKSULLAR ŞEKER HASTALIĞINA DAHA YATKIN

 

Bugün için tip 1 şeker hastalığı için risk faktörlerinin neler olduğunu tam olarak bilemiyoruz, fakat risk faktörleri konusunda daha çok bilgi sahibi olduğumuz tip 2 şeker hastalığının gelişmesini ve her iki tip hastalığın olumsuz sonuçlarını önlemek “tıbben” mümkün. 

 

Tıp, başta düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme olmak üzere bir dizi tedbirle tip 2 şeker hastalığının ve her iki tipe bağlı gelişen olumsuz tabloların önlenebileceğini söylüyor.

 

Tıp, şeker hastalığına karşı 5 – 17 yaş grubu için günde en az 60 dakika orta veya yüksek yoğunluklu, 18 – 64 yaş grubu için haftada en az 150 dakika orta veya 75 dakika yüksek yoğunluklu egzersiz öneriyor.

 

Tıp, toplumda daha yaygın görülen tip 2 şeker hastalığının önlenmesinde, annenin hamile kalmasından çocuğun 2 yaşına basmasına kadar geçen yaşamın ilk 1000 (bin) gününün çok önemli olduğunu söylüyor.

 

Eğer anne adayı hamileliğinde yeterli ve dengeli beslenirse, fetüs de yaşamının ilk 40 haftasında yeterli ve dengeli beslenebilir.

 

Eğer anne bebeğini emzirir ve iki yaşını bitirene kadar sağlıklı besleyebilirse, çocuğun ileride şeker hastalığına yakalanma şansı (veya şanssızlığı) çok azalıyor.

 

Yine çocukların üç yaşından itibaren sağlıklı beslenmeleri, yani enerji, yağlar, şeker ve sodyum (tuz) bakımından zengin gıdalarla beslenmelerinin önlenmesi ve düzenli / sürekli egzersize alıştırılmaları ve bu alışkanlıklarını yaşam boyu sürdürmeleri çok önemli.

 

Toplumun yoksul kesimlerinin günlük enerji gereksinimlerini karşılayabilmek için karbonhidratlara daha fazla bağımlı olması, diğer bir deyişle paralarının pahalı taze sebze ve meyveler, hayvansan protein kaynakları yerine göreli ucuz “şekerli” gıdalara yetiyor olması, başta işsizler ve işçiler olmak üzere yoksulları şeker hastalığına yatkınlaştırıyor. 

 

İşte yoksullar (yoksul ülkeler ve ülkelerin yoksul kesimleri) maddi olarak tıbbın bu önerilerine uyamadıkları, tıbbın önerdiği şekilde beslenemedikleri ve tıbbın tarif ettiği şekilde düzenli ve sürekli egzersiz yapamadıkları için şeker hastalığına daha yatkın hale geliyorlar.

 

ŞEKER HASTALIĞINA YAKALANAN YOKSULLAR TEDAVİYE ERİŞEMİYOR

 

DSÖ geçtiğimiz gün insülinin keşfinin yüzüncü yılı dolayısıyla “100 yıllık sözü tutmak: insüline erişimi evrensel kılmak” başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, bugün dünyada insüline gereksinim duyan en az 30 milyon insanın, kapitalist ilaç şirketleri tarafından üretilen ve pazarlanan insüline bedelini ödeyemedikleri için erişemediklerini belirtiyor.  

 

Raporda insülin tedavisine gereksinim duyan 63 milyon tip 2 diyabetik hastanın sadece yarısının ilaca erişebildiği belirtiliyor ve bu gelişmeden 2000’li yıllarda ilaç şirketlerinin daha ucuz olan insan insülini yerine, daha pahalı insülin anologlarını piyasaya sürmesi sorumlu tutuluyor.

 

Rapordan dünyada insülin piyasasına sadece 3 (üç) şirketin (Eli Lilly, Novo Nordisk ve Sanofi) egemen olduğunu, ne kadar ilaç üretileceğinden, üretilen insülinin hangi fiyattan satılacağına kadar her şeyi bu üç şirketin inisiyatifinde (veya insafında) olduğunu öğreniyoruz.

 

Yani toplumun ilaç gereksinimlerini karşılamak için değil, bu gereksinimler üzerinden kâr elde etmek, kazanç sağlamak amacıyla örgütlenmiş şirketler, ürettikleri insülini bedelini ödeyebilenlere satıyor.

 

İlaç şirketleri bu tutumlarıyla insanlara “sakın bize güvenip şeker hastası olmayın, sattığımız ilaçları alacak parası olmayanlar şeker hastası olmasınlar” diyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder