Bu söyleşi Nevzat Evrim Önal tarafından gerçekleştirilmiş ve Sol internet sitesinde 2 ve 3 Ocak 2017 tarihlerinde iki bölüm halinde yayınlanmıştır.
Sağlığın ve hastalığın en önemli sosyal belirleyicisi, işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyidir.
Bu söyleşi Nevzat Evrim Önal tarafından gerçekleştirilmiş ve Sol internet sitesinde 2 ve 3 Ocak 2017 tarihlerinde iki bölüm halinde yayınlanmıştır.
Kerala Başbakanı Pinarayi Vijayan, 1 Kasım 2025'de Kerala eyaletini “aşırı yoksulluktan arındırılmış” bölge ilan etti. Kerala hedefine beklenenden bir yıl önce ulaştı. Böylece Kerala eyaleti Dünya Bankası verilerine göre yeryüzünde Moldova, Vietnam, Kırgızistan ve Çin'den sonra aşırı yoksulluğu resmen ortadan kaldıran beşinci bölge oldu.
Türkiye'nin ezelden beri çözemediği ve 21. yüzyılın ilk çeyreğini tamamlamak üzere olduğumuz günlerde hala manşetlere çıkmaya devam eden “gıda güvenliliği” sorunu, sermaye medyasının dahi görmezden gelemeyeceği boyutlardadır.
Kocaeli – Körfez'de 648 kişinin yedikleri tavuk döner nedeniyle hastanelik olmaları, sözcüğün tam anlamıyla bir skandaldır. Hürriyet gazetesinden Fulya Soybaş da rezaleti görmezden gelememiş ve köşesinde “Önce kumpir şimdi tavuk... Neden sürekli zehirleniyoruz” başlıklı bir yazı kaleme almış.
Soybaş'ın yazısı liberal ideolojinin gıda güvenliliği karşısında düştüğü aczin, çaresizliğin bir ifadesi. Soybaş son yıllarda medyaya yansıyan gıda zehirlenmesi skandallarını sıraladıktan sonra soruyor: “... isimler, şehirler değişiyor ancak yaşananlar pek de değişmiyor. Yediğimiz yemekten hastalanmak ya da ölmek kaderimiz mi peki? Nerede yanlış yapıyoruz”?
Başlığın çok provokatif olduğunun farkındayım, fakat başka türlü nasıl ifade edilebilir bilemedim. Sokak hayvanları için mücadele edenlerin sayısı, asgari ücretlilerin geceleri yatağa aç giren çocuklarına duyarlı olanlarla kıyaslanınca durum apaçık görülüyor. Elbette sokak hayvanları konusunda duyarlı olunmalı. İnsanların sokak hayvanları için çaba göstermesi çok takdir edilesi. Benim sorum, neden geceleri yatağa aç giren milyonlarca çocuk için de benzer bir duyarlılık gösterilmediği.
ÖNSÖZ
İkinci Emperyalistler-arası Paylaşım Savaşı yıllarında iki toplumcu hekim, Dr. M. Hulusi Dosdoğru ve Dr. Sâbire Dosdoğru, Türkiye’de toplumcu tıp düşüncesine ses oldular ve ülkemizde sağlık sorunlarına “toplumcu” yaklaşımın ilk örneklerini sundular.
Dr. Sâbire Dosdoğru, Tan Gazetesi’nde yayınlanan bir yazısında toplumcu tıbbın kurucusu Friedrich Engels’e atıf yaparken, Dr. M. Hulusi Dosdoğru da Sendika Gazetesi’nde yayınlanan bir makalesinde, yirminci yüzyılın ilk yıllarında toplumcu tıp düşüncesinin Avrupa’da yayılmasını sağlayan Dr. Alfred Grotjahn’dan alıntı yapıyordu.
Komünist Manifesto’nun başlangıcında yer alan “Burjuvalar ve Proleterler” bölümü, “Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir" tümcesiyle başlar. Buradan hareketle komünistler karşılaştıkları bütün toplumsal olayları ve olguları “sınıf mücadelesi” içinde anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırlar.
Birilerinin insanların hastalıkları
üzerinden kazanç sağlamasına izin verilen bir düzende, ancak paranız kadar
sağlık hizmeti alabilirsiniz. Bu durum şeker hastalığı gibi etiyolojisinde
yaşam tarzının büyük rol oynadığı hastalıklar için daha da belirgindir.
Dünya Diyabet Günü’nden birkaç gün önce Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan “100 yıllık sözü tutmak: insüline erişimi evrensel kılmak” başlıklı rapor, bugün dünyada insüline gereksinim duyan en az 30 milyon insanın, kapitalist ilaç şirketleri tarafından üretilen ve pazarlanan insüline “bedelini ödeyemedikleri” için erişemediklerini anlatıyor.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı
Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısında “Şimdi bakıyorsunuz sözde siyasi
parti genel başkanı olarak konuşanlara, neymiş millet açmış” sözleri, üzerinde
çok tartışılması gereken sözler.
Bu sözlerden Cumhurbaşkanı’nın milletin “aç” olmadığını düşündüğünü veya savunduğunu anlıyoruz. Fakat diğer yandan muhalefet partileri, meslek örgütleri, sendikalar ve konunun uzmanı bilim insanları Türkiye’de yaşayan insanların önemli bir bölümünün “aç” olduğunu iddia ediyor. Peki, gerçek nerede?
Türkiye yıllardır aklınıza gelen her
konuda “günü kurtararak” yoluna devam etmeye çalışıyor.
Hiçbir sorununu çözmüyor, fakat erteliyor. Hatta kapıya gelmiş bir sorunun ertelenebilmesi, örneğin bir kartın borcunun, başka bir kartla borç alınarak ödenebilmesi dahi büyük bir beceri ve başarı olarak görülüyor.
Küba’da “ücret reformu” Aralık ayının son haftasında, yeni mali yıla girilmeden hemen önce yürürlüğe giriyor. Adada 1994 yılından beri süregelen “ikili” para sisteminde de son veriliyor.
Ekonomi, politika ve sağlık arasında
çok güçlü ilişkiler vardır. Birçok bilimsel araştırmada bir ülkede yaşayan insanların
sağlık düzeyi ile iktidardaki partinin politik eğilimi ve ekonomik gelişmişlik
düzeyi arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur.
Bu durum ülkeler içinde yaşayan “bireyler”
için de geçerlidir. İngiltere’de yapılan Whitehall çalışmaları, bireylerin
sosyoekonomik düzeyleri ile sağlık durumları arasındaki ilişkiyi çok açık
biçimde ortaya koymuştur.
Hafta içinde yayınlanan “Asgariücret ve sağlık” başlıklı makalemizde MetroPoll şirketi tarafından yapılan bir anketin sonuçlarından bahsetmiştik. Ankete katılanların yüzde 53’ü “şu andaki gelirinizle ilgili durumu birazdan okuyacağım ifadelerden hangisi daha iyi açıklar” sorusuna, “sadece beslenme/barınma gibi temel ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum” yanıtını vermişlerdi. Bu yazımızda ankete daha yakından bakmak istiyoruz.
2021 yılının asgari ücretini
belirleyecek olan Asgari Ücret Tespit Komisyonu görüşmeleri veya daha doğru
bir ifadeyle geleneksel yıllık Sendika - Patron - Devlet “ortaoyunu” şöleni 4
Aralık'ta başladı. Komisyon’un görevi, Aralık ayı boyunca işçileri ve
emekçileri aslında sermaye tarafından çoktan belirlenmiş olan asgari ücreti kabullenmeye
hazırlamak ve süreci meşru göstermeye çalışmak.
Dünyada “okul sağlığı” çabalarının
tarihi 20. yüzyılın başlarına dayanır. Tarihteki ilk Okul Sağlığı Kongresi, Almanya’da
1904 yılında toplanmıştır. Bu kongrede ağırlıklı olarak okulların fiziksel
koşulları sağlık yönünden değerlendirilmiştir. Daha sonraki kongrelerde okul sağlığının
farklı boyutları ele alınmıştır.
Okul sağlığı hizmetleri 1917 Ekim
Devrimi sonrasında kapitalist ülkelerde olduğundan çok daha kapsamlı bir
anlayışla ele alınmış ve yine kapitalist ülkelerden farklı olarak “ayrı” bir
okul sağlığı örgütlenmesi yerine, ülkenin genel sağlık örgütlenmesinin bir
parçası olarak değerlendirilmiştir.
Osmanlı döneminde ilk okul sağlığı çalışmaları ise İkinci Meşrutiyet dönemi Maarif (Eğitim) Bakanı Emrullah Efendi tarafından başlatılmıştır. İttihat ve Terakki (Birlik ve İlerleme) Cemiyeti’nin önemli isimlerinden biri olan Emrullah Efendi, Eğitim Bakanı olarak görev yaptığı 1910 – 1912 yılları arasında okul sağlığı çalışmalarının temelini atmıştır.