Geçenlerde bir öğrencim, okuduğu bir makalede Virchow’un, evrim kuramına karşı çıkan, gerici bir bilim insanı olarak gösterildiğini söyledi. Oysa ben derslerimde Virchow’u oldukça farklı, ilerici bir bilim insanı olarak anlatmıştım. Kafası karışmıştı.
Gerçekten de Rudolf Virchow, Marksist düşüncenin mimarlarından Friedrich Engels ile birlikte toplumcu tıbbın temellerini atmış bir bilim insanıdır. 2013 yılında yayınlanan Toplumcu Tıbba Giriş: Toplumcu Tıp Ders Notları başlıklı kitabımda, Virchow’a ve çalışmalarına oldukça geniş yer ayırmış, daha sonraki birçok çalışmamda da, Virchow’un toplumcu tıbba katkılarına atıflar yapmıştım. Fakat ben, 1821 – 1902 yılları arasında oldukça uzun bir ömür süren Virchow’un, yalnızca “gençlik yıllarına”, diğer bir deyişle “genç Virchow’a” atıf yapıyordum.
DEVRİMCİ VIRCHOW
Devrimci Virchow, henüz çiçeği burnunda bir patolog iken, hastalık süreçlerinin gelişimini, Hipokratik – Galenik geleneğin “humoral” kuramıyla açıklayan zamanın en büyük patoloğu, Avusturyalı profesör Carl von Rokitansky'ye bayrak açan Virchow’du. Virchow, 2 bin yıllık öğretiyi eleştirerek, hastalık sürecinin özünü, hücresel unsurlardaki patolojik değişikliklerin oluşturduğunu savunuyordu.
Devrimci Virchow, Yukarı Silezya kömür madenlerinde bir daha facia yaşanmaması için Rapor’unda “tam ve eksiksiz demokrasi, demokratik hükumet, laiklik, anadilde eğitim, toprak reformu vb” talep eden Virchow’du. Diyalektik ve tarihsel maddeci yöntemle yazdığı Rapor, Engels’in birkaç yıl önce yayınladığı İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu başlıklı kitaptaki tezlerin tıbba tercümesiydi.
Devrimci Virchow, Berlin’de 19 Mart 1948 gecesi işçi sınıfı barikatların ardına geçtiğinde, elinde tabancasıyla işçilerin yanında yerini alan, Berlin Devrimci Komitesi’ne başkan yardımcısı seçilen Virchow’du. 10 Temmuz 1848’de kurduğu, “tıp bir sosyal bilimdir, politika geniş ölçekte tıptan başka bir şey değildir” sloganıyla yayınlanan Tıp Reformu dergisinde toplumcu tıbbın temellerini atan Virchow’du.
Virchow’un yaşamının, birçok yerde paylaştığımız “devrimci” dönemini burada yinelemeyeceğiz. Ancak, kitabımızda Virchow’un, aynı zamanda devrimin yenilgisi sonrasında devrimci çizgisini terk ederek, “reformcu” bir çizgi izlemeye başladığını da ifade etmiştik (Bkz. Sayfa 94). Yine aynı yerde Virchow’un Engels’i “eksik” kavradığını, Engels “üretime” vurgu yaparken, Virchow’un daha çok “dağıtım ve tüketime” vurgu yaptığını da belirtmiştik.
Ancak burada anakronizme de düşmemek gerekir. Öncelikle Virchow’un Berlin’de “devrimci” olduğu yıllarda henüz Komünist Manifesto’nun dahi yazılmamış olduğunu anımsamak gerekir. Yine Almanya’da işçi sınıfının partisi olan Alman Sosyal Demokrat İşçi Partisi (Sozialdemokratische Arbeiterpartei Deutschlands), Virchow’un devrimci yıllarından çok sonra, Ağustos 1869’da kurulmuştur.
SÜRGÜN YILLARI
Virchow, 1848 Devrimi’nin yenilgiye uğramasından sonra, maaşı kesilerek çalıştığı Charité hastanesinden ayrılmaya zorlandı ve tutuklandı. Tutukluyken kendisine imzalatılmak istenen Pişmanlık Belgesini imzalamayı reddeden Virchow, Berlin’den ayrılmak zorunda kaldı.
1849 – 1856 arası yedi yıl sürecek “sürgün” için Würzburg’a (Bavyera) giden Virchow, burada kendisini akademik ve kişisel hayatına adadı, kamusal hayata pek katılmadı. Virchow'un gelişinden kısa bir süre önce Würzburg'da “doğa bilimleri ve tıp çalışmaları ile yerel sağlık araştırmaları yürütmek” amacıyla, bilimsel bir dernek kurulmuştu. Virchow derneğin üyesi oldu, hızla sekreterlik ve zaman zaman başkanlık görevini üstlendi.
Bavyera hükumeti, genç profesörü Şubat 1852'de kıtlıktan etkilenen bölgelere (Spessart'a) göndererek, halkın sağlık koşullarını incelemesini istedi. Virchow'un orada gözlemlediği manzara, 1848’de Yukarı Silezya'da gördüklerini anımsatıyordu: kıtlıklar, halkın son derece kötü ekonomik durumu ve düşük kültürel seviyesinden kaynaklanıyordu. Virchow, seyahat izlenimlerini ayrıntılı bir raporda özetledi ve bu raporu 6 ve 19 Mart tarihlerinde Fizik - Tıp Derneği'nin (Physikalisch-Medizinische Gesellschaft) iki toplantısında sundu.
Rapor kıtlıkların sosyoekonomik ve politik kökenlerini ortaya koymasına ve Virchow raporunu “Eğitim, refah ve özgürlük, halkın uzun vadeli sağlığının tek garantisidir” cümlesiyle bitirmesine rağmen, 1848 Yukarı Silezya Tifüs Salgını Raporu’ndaki “devrimci ton” yitmişti. Artık Virchow’un siyasi ufku, “Anayasal monarşi” ile sınırlıydı.
Virchow, Würzburg’da geçirdiği yedi yılda, sınıfıyla (küçük burjuvaziyle) birlikte yaşlandı ve siyasi olarak güçsüzleşti. Burjuvazi, işçilerin tarihte ilk kez bir “sınıf” olarak ayaklanarak iktidarını tehdit etmesinden çok korkmuştu. Bismarck, burjuvazinin bir işçi devriminden duyduğu korkuyu ustaca kullandı: bir elinde devrimcilere karşı bir “sopa”, diğer elinde ise burjuvazi için ve işçilerin dikkatini devrimden uzaklaştırmak için bir “havuç” tutuyordu. Bir yanda pervasız bir karşı devrim, diğer yanda sosyal reform.
Neticede kendi sınıfının ve çağının çocuğu olan Virchow da “havuç” tuzağına düştü ve “roller değişti”. 1849'da Virchow'u Berlin'den kovan Prusya hükümeti, 1856'da ona Almanya'nın en önemli üniversitesi olan Berlin Üniversitesi'nde kürsü teklif etti. Virchow, Würzburg'dan Berlin'e, önemli ölçüde “sağa kaymış” olarak döndü. Demokratik coşkusu soğumuş, ancak “sosyal reform” aşkı hala içinde yaşıyordu.
DEVLETE KURŞUN ATAN VIRCHOW’DAN, DEVLET ADAMI VIRCHOW’A
Virchow, 1859’da Berlin Şehir Meclisi’ne (Stadtverordnetenversammlung) seçildi ve ölene kadar Meclis üyesi kaldı. Ayrıca 1862 yılında Prusya Eyalet Meclisi’nde (Abgeordnetenhaus) vekil oldu.
Örgütleyici yeteneği ve eleştirel zihni sayesinde, Berlin Şehir Konseyi üyeleri arasında kısa sürede öne çıktı. Berlin'in sağlığını iyileştirme ve her şeyden önce Berlin'i atık ve kanalizasyondan temizleme konusunu gündeme getirdi. Ancak kanalizasyon, su teminiyle yakından bağlantılıdır: su temini olmadan, düzgün bir kanalizasyon sistemi olamaz.
Virchow, her şeyden önce Berlin halkına yeterli ve kaliteli su sağlanmasını talep etti. Ayrıca, tüm atık ve atık suların toplanacağı tesisler inşa edilmesini istedi. Son olarak, kanalizasyonun Berlin'den uzaklaştırılıp dezenfekte edilmesini talep etti. Bu tedbirler 1860’larda tamamen yeniydi. Berlin bugün dahi izlerini gördüğümüz bu yapıları Virchow'a borçludur.
Virchow bu çalışmalarıyla ilgili şunları söyledi:
“Belediye Meclisi’nin bu görkemli girişimlere başlaması büyük bir mücadele gerektirdi. Bundan önce yıllarca süren araştırmalar yapıldı, ancak sonunda Belediye, kendi inancının gücüyle bir karar aldı ve yetkililerin görüşleri değişse ve felaket tellalları mantar gibi yerden bitse bile, bu karara sıkıca bağlı kaldı. Böylece Berlin temiz, sağlıklı ve bir ölçüde, hatta güzel bir şehir haline geldi”.
Yani Virchow, kendisine göre mücadelesine devam ediyordu, fakat artık başka kulvardaydı.
Virchow'un ısrarı sayesinde hastanelerde, okullarda ve işçi konutlarında bir dizi hijyen önlemi uygulandı. Elbette, şehir hastaneleri “genç” Virchow'un hayal ettiği seviyeye yükseltilmedi: bilimsel ve pedagojik çalışmaların ve kent yoksulları için uygun tıbbi bakımın merkezleri haline gelmediler. Bununla birlikte, Virchow'un çabalarıyla hastanelerde bir “düzen” kuruldu. Virchow'un girişimiyle, salgın hastalıkar için Moabit'te büyük bir kışla hastanesi, Berlin'de büyük bir çocuk hastanesi inşa edildi.
Virchow 6 Haziran 1861’de liberal/demokratlarla birlikte İlerici Parti’yi (Deutsche Fortschrittspartei) kurdu ve lideri oldu. Sol-liberal bir parti olan İlerici Parti, anayasal monarşiyi, hukuk devletini, parlamenter hakları ve Alman birliğini savunuyor, iktidardaki Bismarck’a muhalefet ediyordu.
Lenin 1906'da, “Kadetlerin Zaferi ve İşçi Partisinin Görevleri” başlıklı makalesinde “Küçük burjuvazi, tüm ülkelerde ve tüm siyasi birleşmeler altında kaçınılmaz olarak devrim ve karşı devrim arasında gidip gelir” demişti. Virchow da siyasi hayatında, bir küçük burjuva aydın olarak, Lenin’in söylediği tereddütleri yaşadı. Eyalet meclisinde bazen hükumete sert bir şekilde karşı çıkardı. Hatta 1865'te, Bütçe Komitesi toplantısında, Bismarck ile o kadar sert bir şekilde tartıştı ki, Bismarck kendisine düello teklif etti.
GERİCİ VIRCHOW
Yıllar geçtikçe Virchow'un muhalif coşkusu azaldı ve konuşmalarında giderek “eskiyi korumalı, yeniyi eskinin üzerine inşa etmeliyiz” ve “devrim değil, reform için çabalıyoruz” gibi cümleler kurmaya başladı.
Temmuz 1866’da Bismarck, Almanya üzerinde egemenlik sağlamak amacıyla Avusturya’ya savaş açtı. Gerçi Virchow da Alman Birliği’ni savunuyor, fakat savaşa karşı çıkıyordu. Asla savaş yanlısı bir figür olmamasına rağmen, Avusturya ile savaş başlayınca, kendisini Prusya ordusuna yardım etmekle yükümlü hisseden Virchow, “Alman Silahlı Kuvvetlerine Saha Yardımı Berlin Derneği” kurdu. Dernek yaralı askerlerin cephe gerisine taşınması için bir tren örgütledi ve Virchow treni şahsen cepheye götürdü.
Bu arada dünyanın bütün burjuvalarının yüreklerine korku salan bir deneyim yaşandı. 1848’de yenilen işçi sınıfı, 1871’de Paris’te sermayeyi alt etmeyi başararak, iktidarı ele geçirmişti. Paris Komünü sermayeyi gerçekten çok korkuttu ve işçi sınıfına karşı yeni tedbirler almaya yöneltti. Bismarck, kendine özgü kurnazlığıyla Virchow'un “kararsızlıklarından” iyi bir şekilde yararlandı ve sosyalistlere, demokratlara, devrimcilere karşı, yani Virchow'un bir zamanlar uğruna savaştığı siyasi fikirlere karşı bir mücadele yürüttü. Virchow da, 1871'den sonra sosyalistlere karşı giderek daha sert bir şekilde muhalefet etti ve Prusya Junker hükumetiyle işbirliğini savundu.
Bismarck bu süreçte Katolik Kilisesini ve siyasi temsilcisi Merkez Parti’yi kontrol altına almak için Temmuz 1871’de Kültür Bakanlığı’nın Katolik bölümünü kaldırdı ve Kasım’da rahiplerin siyaset yapmalarını yasakladı. Kulturkampf (Kültür savaşı) olarak adlandırılan bu girişim (bu ismi Virchow takmıştır), daha sonra kilise okullarının devletleştirilmesi, belediye nikahının zorunlu kılınması, kiliseye devlet yardımının kesilmesi uygulamalarıyla sürdü. Daha birkaç yıl önce Birmarck’ın duelloya davet ettiği Virchow, Bismarck’ın bu girişimini başından itibaren destekledi ve Bismarck’ın yanında yer aldı.
1880'de Virchow, Alman Reichstag'ına seçildi. Reichstag'ın ilk oturumunda, 10 Mayıs 1880'de, Virchow milletvekillerine bir konuşma yaparak Bismarck'a karşı “nefret veya antipati duygularından tamamen arınmış” olduğunu ilan etti ve partisinin “Bismarck'ın onayladığı, sunduğu ve savunduğu için hiçbir önlemi reddetmediğini” övünerek belirtti:
“Prens Bismarck tarafından sunulan her önlem için her zaman oy vermekten mutluluk duyduk”.
Virchow’un İlerici Parti’si, 1884 yılında Liberal Parti (Liberale Vereinigung) ile birleşerek, Özgür Düşünce Partisi’ni (Deutsche Freisinnige Partei) kurdu. Virchow partinin Merkez Komitesi’nde üst düzey görevler aldı. Özgür Düşünce Partisi, radikal bir çizgiye sahip küçük burjuva bir partisiydi. Kendilerini “özgür düşünceli” olarak gören üyeleri, Meclis’te küçük burjuva entelijansiyasının görüşlerini dile getirdiler.
Bismarck, 1881'de Reichstag'a yaptığı imparatorluk konuşmasında, “sosyal sorunların çözümü yalnızca sosyal demokrat gösterilerin bastırılmasıyla değil, aynı zamanda işçilerin refahının olumlu bir şekilde teşvik edilmesiyle de aranmalıdır” dedi. Virchow’un desteklediği bu konuşma, Almanya'da 1883'te sosyal sigortanın getirilmesinin habercisiydi.
Virchow'un Bismarck'ın safına geçmesine yol açan bu küçük burjuva siyasi kararsızlıkları, bilimsel çalışmaları için ölümcül oldu: Tıpta "doğal bilimsel" yöntemin öncü savaşçısından, evrim teorisinin ateşli bir savunucusundan, Darwinizm'in azılı bir karşıtına ve tıpta din adamlığı fikirlerinin savunucusuna dönüştü.
GENÇ VIRCHOW, YAŞLI VIRCHOW’A KARŞI
Genç Virchow, bir halk sağlığı klasiği olan Yukarı Silezya Tifüs Salgını Raporu’nu hazırlarken, kendi ifadesiyle “doğal bilimsel” yöntem kullanmıştı. Bu yöntem onu çoğu durumda maddeci bir yola götürdü: Patolojik süreçleri, çıplak gözle veya mikroskop altında gözlemlenebilen insan vücudunun maddesel parçacıklarındaki değişiklikler olarak açıkladı. Hastalık olaylarının metafiziksel ve spekülatif açıklamalarını cesurca reddetti.
Elbette, Virchow'un ölümünden bu yana geçen yıllarda, hastalık sürecinin doğasına dair anlayışımız önemli ölçüde değişti. Her şeyden önce bu değişiklikler, organizmanın artık birleşik bir bütün olarak görülmesinden ve patolojik değişikliklerin öncelikle dış koşulların zararlı etkisiyle açıklanmasından kaynaklanıyor. Maddeci anlayış patolojide iyice yerleşti.
Ancak yaşlı Virchow'un bir dizi hataya yol açan talihsizliği, yıllar içindeki sosyo-politik gerilemesinde yatıyordu. Virchow'un hayatı, bilimsel görüşlerin, sosyal / siyasal görüşlerle nasıl yakından bağlantılı olabileceğinin parlak bir örneğini sunuyor:
Virchow gençliğinde bir demokrattı. Genç Virchow, tıbbı devrimcileştiren “hücresel patolojiyi” yarattı, açlıkla mücadele etmek için radikal önerilerde bulundu. Yaşlılığında ise liberal, karşı devrimci oldu ve otoritesini hükumetin sosyalistlerle mücadele etmesine yardımcı olmak için kullandı. Yaşlı Virchow, kamu hayatında “küçük işler” yaptı; tıpta eski fikirlerin geliştirilmesinden başka özel bir şey yaratmadı.
Genç Virchow, daha 1856'da, Darwin'in ünlü kitabı Türlerin Kökeni'nin yayınlanmasından üç yıl önce, Darwin'inkine çok benzer görüşler geliştirdi. Darwin'in kitabının yayınlanmasından sonra hiç “bunları ben daha önce düşünmüştüm” demeden, Darwin'in görüşlerini benimsedi ve yaygınlaştırdı.
Fakat Yaşlı Virchow, 1877'de Darwinizm'e karşı silahlandı, mücadeleye girdi. Darwinizm'i bilimsel olmayan bir hipotez olarak kınadı ve Darwin'in öğretilerinin tutarlı bir şekilde uygulanmasının sosyalizme yol açmasından öfkelendi.
Yaşlı Virchow, insanları Paris Komünü'nün hayaletiyle korkuttu. Daha sonra, evrim teorisinin okullarda öğretilmesinin yasaklanmasını önerecek kadar ileri gitti ve hatta yeryüzünde yaşamı yaratan bir “yaratıcı eylemden” bahsetti.
Darwin, Virchow'un saldırıları hakkında şunları söyledi:
“Virchow'un davranışı dürüst değil ve umarım bir gün bunun farkına varır ve kendinden utanır”.
SONUÇ YERİNE
2013 yılında, ben Toplumcu Tıbba Giriş: Toplumcu Tıp Ders Notları başlıklı kitabımı yayınladıktan iki yıl sonra, değerli hocamız, ağabeyimiz Çağatay Güler de 2015 yılında Rudolf Virchow başlıklı bir kitap yayınlamıştı. Kitapta Virchow’un yaşam öyküsü anlatılırken, Virchow’un “siyasi hatalarına” hiç yer verilmemiş, hatta Bismarck’ın “Kulturkampf” (kültür kavgası) mücadelesine desteği “olumlu” bir imayla verilmişti.
Çağatay Güler yalnızca Virchow’un, Koch’un “mikrop kuramına” karşı çıkmasını “önemli yanılgı” olarak niteliyor, ancak bunun nedenini Virchow’un hatasını affettirecek bir tonda açıklıyordu:
“Hastalıkların salt hasta-eder mini-canlılarca oluşturulduğunun kabul edilmesi[nin], sosyal etmenlerin gözardı edilmesine neden olabileceği endişesi taşıyordu. Bu durumda sosyal önlemlerin alınmasının zorluğundan kaçınılarak, basit önlemlerle geçiştirme eğilimi ortaya çıkabilecekti”.
Kendisine sormadım fakat, muhtemelen Çağatay abinin eli, Rudolf Virchow gibi bir devin, bu yazımızda aktardığımız hatalarını yazmaya gitmemişti. Açıkçası aynı duyguları kendi kitabımda ben de yaşamış, yaşlı Virchow’un hatalarını üstü kapalı bir şekilde ima etmekle yetinmiştim.
Fakat bu tutumumuzda yalnız olduğumuz söylenemez. Sovyetler Birliği’nde toplumcu tıbbı örgütleyen ilk Sağlık Bakanı Nikolay Semaşko, 1934 yılında yayınladığı Koch – Virchow başlıklı kitabında Virchow için şu cümleyi kurmuştu:
“Virchow'un kamuoyundaki (ve bilimsel) yıldızı yaşlılığında söndü. Ancak bu, Virchow'un insanlığa yaptığı gerçek katkıyı hiçbir şekilde azaltmaz”.
İleri Okuma:
Yukarı Silezya Tifüs Salgını Raporu (1848) - https://toplumcutip.blogspot.com/2020/06/yukar-silezya-tifus-salgn-raporu-1848.html
Virchow – Koch (ve von Behring) Tartışması (Marksizm, Sağlık ve Tıp içinde) - https://archive.org/details/marksizm-saglik-ve-tip-1

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder