Sosyalizmin
1960'lı yıllardaki metinleri, “Çağımız kapitalizmden
sosyalizme geçiş çağıdır” veya “Çağımız proleter
devrimler ve ulusal kurtuluş savaşları çağıdır” gibi
tespitlerle başlardı. Hepimiz yüzyıl sona ermeden kapitalizmin
yenilebileceğine veya en azından çok zayıflayacağına
inanıyorduk. Oysa yirminci yüzyılda sosyalizm inşa etmeye çalışan
Küba dışındaki bütün ülkeler, yüzyılın sonu gelmeden
kapitalizme geri döndüler.
Sosyalist
ülkeler, ne kolayca yıkılamayacak “başka bir dünya”
yaratabildiler, ne de iktidarları süresinde toplumu “eski”
dünyanın pisliklerinden arındırabildiler. Bunu eski sosyalist
ülkelerin çoğunda kapitalizmin birkaç yıl içinde kolayca
yeniden kurulabilmesinde ve eski düzenin bütün gerici ögelerinin
hızla canlanarak toplumsal yaşama yeniden egemen olmasında apaçık
gördük.
Sosyalizmin
emekçileri ikna etmekte ve yanına çekmekte artık başarılı
olamadığı yirmi birinci yüzyılda kalan “son kale” de piyasa
sosyalizmini benimseyerek, ekonomisini liberalleştirme yönünde
adımlar atmaya başladı. Henüz büyük devlet işletmelerini
özelleştirmediği için ABD tarafından ablukaya alınan Küba'da
karşı-devrim güç kazanırken, komünistler de düzeni korumaya
çalışıyor. Bu
çabalardan birinde Küba Komünist Partisi liderlerinden Francisco
Delgado Rodríguez, Kübalıları kapitalizme
dönüldüğünde başlarına gelecek felaketler konusunda uyarıyor
(*).