Translate

21 Ocak 2026 Çarşamba

Sağlığın Metalaşması ve Toplumcu Alternatif: Karşılaştırmalı Bir Analiz

 


Öz

Temel bir insan hakkı olan sağlık, tarih boyunca üretim tarzlarına göre şekillenmiştir. Kapitalist sistemde, sağlık hizmetleri metalaştığı için kâr odaklı bir sektöre dönüşmüştür. Bu durum, halk sağlığını olumsuz yönde etkilemiş ve eşitsizlikleri artırmıştır. Buna karşın, sosyalist ülkelerde, toplumcu tıp anlayışı, sağlık politikalarının merkezinde konumlandırılmış, sağlık, bir hak olarak tanımlanmış ve sağlık hizmetlerine herkesin bedelsiz erişimi sağlanmıştır. Bununla birlikte, toplumcu tıbbın uygulandığı bu ülkelerdeki koruyucu/önleyici sağlık hizmetleri, insanların sağlık kurumlarına başvuru sıklığını büyük oranda azaltmıştır.

Bu makale, kapitalist tıp ile toplumcu tıbbın tarihsel temellerini ve uygulamalarını karşılaştırmalı olarak inceler. Kapitalizmin sağlık alanını metalaştırmaya dönük yaklaşımı, özellikle yirminci yüzyılın sonlarına doğru neoliberal politikaların yükselişiyle birlikte halk sağlığını tehdit eden bir seviyeye ulaşmıştır. Öte yandan, Sovyetler Birliği ve Küba, toplumcu tıbbın başarılı sağlık göstergelerini örneklemesi bakımından dikkat çekicidir. Özellikle Küba'nın abluka altında bile sürdürdüğü sağlık sistemi ve biyoteknoloji alanındaki başarıları, alternatif bir modelin mümkün olabileceğini göstermektedir. Bu çalışma, sağlığın kamusal bir hak olarak örgütlenmesi gerektiğini savunurken, toplumcu tıbbın insancıl ve tüm toplumu kapsayan yaklaşımını bir çözüm önerisi olarak sunar.

Anahtar Kelimeler: Kapitalist Tıp, Metalaştırma, Toplumcu Tıp, Halk Sağlığı, Hessen-Grossman Tezi


Abstract

Health, as a fundamental human right, has historically been shaped by modes of production. Under the capitalist system, healthcare has been commodified, transforming it into a profit-driven sector. This shift has negatively impacted public health and exacerbated inequalities. In contrast, socialist countries positioned a collectivist approach to medicine at the core of their health policies, defining healthcare as a universal right and ensuring free access for all. Moreover, the emphasis on preventive care in these societies significantly reduced the frequency of hospital visits.

This article comparatively examines the historical foundations and practices of capitalist medicine and collectivist medicine. The commodification of healthcare under capitalism—particularly with the rise of neoliberal policies toward the end of the twentieth century—has reached a level that threatens public health. On the other hand, the Soviet Union and Cuba stand out as notable examples of successful collectivist healthcare systems, demonstrating measurable improvements in health indicators. Cuba’s biotechnology achievements and resilient healthcare system, sustained even under blockade conditions, prove that an alternative model is possible. This study argues that healthcare must be organized as a public right and proposes the humanistic, inclusive approach of collectivist medicine as a viable solution.

Keywords: Capitalist Medicine, Commodification, Collectivist Medicine, Public Health, Hessen-Grossman Thesis

19 Ocak 2026 Pazartesi

Sağlık sermaye ile bağdaşmaz (1)

 


Latin Amerikalı epidemiyolog ve kolektif sağlık bilimcisi Jaime Breilh, São Paulo Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin ev sahipliğinde düzenlenen SIMCOL konferansı (2) sırasında Outra Saúde (3) muhabirleri ile bir araya geldi. Breilh, sağlığın sadece hizmetlere erişimden ziyade sosyal bir süreç olarak anlaşılması gerektiği inancına dayanan eleştirel epidemiyoloji çalışmalarını sundu.


Çalışmaları, dünya ölçeğinde kültürleri ve bilgi sistemlerini yok eden bir sosyal metabolizma olan kapitalizmin amansız bir eleştirisini sunuyor. Bu yıkım, birçoklarının "epistemisid" olarak adlandırdığı şeydir: kâr amacına hizmet etmeyen düşünce biçimlerinin öldürülmesi, bilim alanını derinden etkileyen bir olgu.


Breilh'e göre bilimler, kapitalizmin yeniden üretim mantığına boyun eğerek, Kartezyen (4) bir hale geldi: verimliliğe ve pratikliğe odaklanırken, bilginin kendisi giderek daha parçalı ve yabancılaşmış hale geldi.


Breilh üniversiteleri insanlığa olan etik bağlılıklarını yenilemeye ve bilimsel faaliyeti siyasallaştırmaya çağırıyor. Breilh'e göre bu yaklaşım, görünürde parçalanan ve insanları anlamlı eylemlerden uzaklaştıran bir dünyada acilen gerekli. Bilim toplumuna mesajı açık: Şimdi harekete geçmeliler, çünkü “artık böyle yaşamayı göze alamayız”.

14 Ocak 2026 Çarşamba

Öğrenci merkezli öğretimde 20 yıl

 


Tıp eğitimi üzerine notlarımı gözden geçirirken, 2022 yılında Serkan Ünsal ve arkadaşları tarafından yayınlanmış, “2005 yılı öncesi ve sonrası öğretmen, öğrenci ve veli profillerine ilişkin öğretmen görüşlerinin belirlenmesi” başlıklı bir makaleye rastladım. Araştırmacılar çok dramatik sonuçlara ulaşmışlardı:


Katılımcılar 2005 öncesi öğrencilerin, daha saygılı, derslerine daha ilgili, değerlere bağlı, sorumluluk sahibi olduğu şeklinde birçok olumlu özellikler taşıdığını belirtmişlerdir. Bununla birlikte 2005 sonrası öğrencilerin ise saygısız, kendini hayatın merkezinde görme, şımarık ve sınırları bilememe, ferdi ve bencil davranma, değerlerden uzak ve derse ilgisizlik gibi birçok olumsuz özelliklere sahip olduğunu belirtmişlerdir.