Translate

8 Ocak 2021 Cuma

Dünya dönüyor

 


Bugün 379 yıl önce yitirdiğimiz İtalyan bilgin Galileo Galilei’nin ölüm yıldönümü. Galileo’yi Katolik Kilisesi’ne karşı sürdürdüğü “bilim mücadelesi” ile tanıyoruz. Engizisyon mahkemesinde Kilise doğmalarına kafa tutarak, “dünya dönüyor” diyen Galileo, bu davranışıyla otoriteler karşısında yaşamı pahasına “bilimi savunan” bilim insanlarının sembolü oldu.

 

Bugün Kilise (din kurumu) ortaçağdaki etkinliğini yitirdi, artık engizisyon mahkemeleri kalmadı. Ancak bilim insanlarının bilimi kendi hizmetlerine koşmaya çalışan sermayeye ve siyasi iktidarlara karşı mücadelesi sürüyor. Pandemi sürecinde Türkiye’de ve dünyanın birçok coğrafyasında yeni Galeileo’ler çıktığına ve bilim için mücadele ettiklerine tanık olduk.

 

KARANTİNA MI, MASKE Mİ?

 

Geçtiğimiz yılın ilk aylarında dünyanın bir “pandemi” ile karşı karşıya olduğu anlaşıldığında, pandemiye karşı nasıl mücadele edilmesi gerektiği tartışılmaya başlamıştı. Aslında “bilimsel” bakımdan ortada tartışılacak bir şey yoktu. Bilim ve insanlık bulaşıcı ve salgın hastalıklarla nasıl mücadele edileceğini yüzyıllardır biliyordu ve tarih boyunca birçok salgın bu yöntemlerle atlatılmıştı.

 

Kural çok basitti: hastalar izole edilecek, şüpheliler karantinaya alınacaklardı.

 

Ancak üretimin durmasına neden olacak böyle bir karantina uygulaması sermayenin ve siyasi iktidarların işine gelmiyordu. Bunun üzerine sermayenin profesörleri pandemiyle mücadelede bir “maske – mesafe – temizlik” stratejisi uydurdular.

 

Elbette salgında “bireysel” tedbirler önemliydi, fakat “bilimsel” olarak salgın mücadelesi bireysel tedbirlerle sınırlanamaz, bireylerin üzerine yıkılamazdı. Fakat bunları söyleyebilmek için 1600’lerde olduğu gibi Galileo olmak gerekiyordu.

 

Türkiye’de ve dünyada topluma bilimsel doğruları söylemek için birçok Galileo ortaya çıktı. Israrla “karantina” tedbirleri alınması gerektiğini savunan Galileo’ler, sonunda Türkiye’de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya bile “Bu sorunun (COVID 19 salgını kastediliyor) tamamen ortadan kalkması için yapılması gereken tam izolasyon” dedirtti. Ancak Koca devamla, “Fakat dünyada hiçbir ülke tam izolasyona geçmek istemiyor. Türkiye de istemiyor” diyordu.

 

Bir süre sonra durum tam bir “ahlaki kriz” halini aldı. Galileo’ler salgının durdurulabilmesi için bir an önce karantina tedbirleri alınmasını talep ederken, sermaye profesörleri “maskenin aşı kadar koruyucu” olduğunu iddia ettiler. Hoca olarak görev yaptıkları tıp fakültelerinde öğrencilerine ve asistanlarına bulaşıcı hastalıklarla mücadelede birey ve “toplum” düzeyinde tedbirler alınması gerektiğini öğreten profesörler, Türkiye’de ve diğer birçok ülkede toplum düzeyinde tedbirler alınmamasını, mücadelenin birey düzeyinde tedbirlerle yürütülmeye çalışılmasını desteklediler, karşı çıkmadılar veya sessiz kalarak geçiştirdiler.

 

SERMAYENİN AŞI AŞKI

 

Sermaye, salgının ilk günlerinden itibaren sorunun çözümü noktasında dikkatleri “sosyal” ve “ekonomik” tedbirlerden, “teknik” çözümlere kaydırma çabası içine girmişti. Bu noktada “aşı” teknik bir çözüm olarak öne çıkıyordu. Salgının önünü alabilmek için bütün umutlar aşıya bağlandı ve bu alana tarihte görülmemiş büyüklükte yatırımlar yapılarak, “ışık hızı” ile aşı üretimine geçildi.

 

Elbette buraya kadarki süreçte bir sorun yok. Gerçekten de bilim ve teknolojinin günümüzde ulaştığı nokta, geçmişte on yıllar alan süreçlerin, yeterli kaynak ayrılması durumunda bir yıldan çok daha kısa bir süreye indirilmesine olanak tanıyor. Hatta aynı şekilde bugün “çözümsüz” görünen birçok sağlık sorununun da çözümünün mümkün olduğunu biliyoruz.

 

Ancak aşılar üretilir üretilmez olay “bilimin” konusu olmaktan çıkartılarak, “ticaretin” konusu haline getirildi. Bu süreçte Türkiye’de sermaye profesörlerinin aşının Faz 3 çalışmalarına gönüllü olduklarına ve aynı tıbbi mümessiller gibi kendilerine yapılan aşının propagandasını yapmaya başladıklarına şahit olduk.

 

Oysa Faz 3 çalışmalarının çift – kör, plasebo kontrollü çalışmalar olması gerekiyordu. Yani aşının etkili olup olmadığının anlaşılabilmesi için deneklerin bir kısmına gerçek aşı yapılırken, bir kısmına etken madde verilmiyordu ve bunu ne aşıyı yapan, ne de denek biliyordu. Oysa sermaye profesörleri kendilerine “aşı” yapıldığını ve hiçbir yan etki gelişmediğini ilan ettiler.

 

Maalesef bir kez daha Galileo’lere gereksinim duyuldu ve Galileo’ler bilimin bu şekilde iğdiş edilmesine karşı toplumu bilgilendirmek için ellerinden geleni yapmaya başladılar.

 

Çağdaş Galileo’lerden İlker Belek “Sinovac aşısının faz-3 araştırması Brezilya, Türkiye, Endonezya ve Şili’de, yaklaşık 30.000 gönüllü üzerinde yürütülüyor. Henüz ara dönem sonucu açıklanmadı. Türkiye bu raporu merakla bekliyor. Zira uygulanıp uygulanmayacağına ve uygulanacaksa kimlere uygulanacağına buna göre karar vermek gerekecek. Brezilya ile Türkiye ara dönem sonuçlarını içeren bir ara raporun bu günlerde yayımlanması beklenmeli. Sağlık Bakanlığı ise ara dönem raporunu beklemeden aşıyı yaygın uygulamaya sokacağı izlenimi veriyor” diyordu.

 

Gerçekten de İlker Belek’in bu satırları yazmasından bir gün sonra Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Aşıların güvenlik testleri tamamlandıktan sonra acil kullanım onayı vererek aşı uygulama programına başlanacağını” söyledi.

 

Oysa İlker Belek, “Şu anda Sinovac aşısı Çin dışındaki hiçbir ülkede uygulanmıyor, Çin’deki uygulaması ‘acil kullanım’ iznine dayanıyor. Çin’de 3 milyon kişinin yaptırdığı aşıların koruyuculuk ve yan etkilerine ilişkin paylaşılan veriler çok kaba, ayrıntılı bir rapor ortada yok. Çin’de 59 yaş üzerindeki hiç kimseye henüz aşı yapılmadı” diyordu.

 

Elbette kendilerini “emek cephesinde” tanımlayan bazı güçlerin bile sermayenin oyununa gelerek bütün umudunu aşıya bağladığı günlerde Galileo olmak çok zordur. Fakat bir başka çağdaş Galileo olan Gaye Usluer, yıldırımları üzerine çekme pahasına toplumu uyarmayı sürdürüyordu:

 

“Ancak unutulmaması gereken şu ki, aşıların ülkemize ulaşması yolun sonu değil. Pandemiye ilişkin yeni bir sürecin başlangıcı diye düşünmeliyiz. Tünelin ucundaki ışığın aşılar olduğunu ve etkin bir aşıyla toplumların en az yüzde 60-70’inin aşılanması durumunda toplumsal bağışıklığın (sürü bağışıklığı) oluşabileceğini unutmaksızın”.

 

DÜNYANIN DÖNDÜĞÜNÜ GALİLEO KEŞFETMEMİŞTİ

 

O gün de biliniyordu, şimdi de biliyoruz. Dünyanın Aristo’nun doğmasının aksine güneş etrafında döndüğü Galileo’nin yaşadığı dönemde de birçok bilim insanı tarafından çok iyi biliniyordu. Galileo’yi Galileo yapan, bu bilimsel gerçeği cesaretle haykırmasıydı.

 

Bugün de durum hiç farklı değil. Bugün de Türkiye’de ve dünyada on binlerce, yüz binlerce bilim insanı pandemi ile mücadele edebilmek için sıkı karantina tedbirleri uygulanması gerektiğini çok iyi biliyorlardı, hatta okullarda bunun dersini anlatıyorlardı. Fakat sıkı karantina tedbirleri sermayenin ve siyasi iktidarların işine gelmediği için bunu söylemek Galileo’lere düştü.

 

Aynı şekilde bugün Türkiye’de ve dünyada on binlerce, yüz binlerce bilim insanı bir aşının Faz 3 çalışmalarının “ara sonuçları” alınmadan, yani aşının ne kadar etkili ve güvenilir olduğu anlaşılmadan aşının topluma uygulanamayacağını biliyor, hatta okullarda bunun dersini veriyorlar. Fakat yine siyasi iktidarların ve sermayenin, halkın sağlığını tehlikeye atmak pahasına, bilimi kumara çevirerek, henüz Faz 3 çalışmalarının “ara sonuçları” yayınlanmamış bir aşıyı uygulama kararlılığı karşısında sessiz kalıyorlar. Bilimi savunmak her zaman olduğu gibi Galileo’lere kalıyor.

 

Nasıl bugün Kiliselerin etkinliği tarihe karıştıysa, bir gün bilimi kendi hizmetlerine koşmaya çalışan sermaye iktidarları da tarihe karışacak ve artık bilimi savunmak için yeni Galileo’lere gerek kalmayacak.   


Akif Akalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder